Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Konular / Rusya-Ukrayna/ Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir :)

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
  Eklenme Tarihi: 2016-08-08 15:58:22
Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir :)

15 Temmuz sonrası Rusya medyasını takip ettiğimiz zaman Türkiye’de olan darbe girişimi ve buna karşı koyan demokrasi zaferini çok farklı gördükleri anlaşılmaktadır. Özellikle uçak krizi sonrası oluşan söylemin ve Erdoğan düşmanlığının bu olayı görme ve algılama biçimine tesir etmiş olduğu hissedilmektedir. Bilinen stratejik araştırma merkezlerinin yayın organlarındaki yazı ve analizler, “otoriter Erdoğan”, ve “DEAŞ’ı destekleyen Erdoğan ve hükümetten memnun olmayan askerlerin yapmış olduğu darbe girişimi olarak nitelendirmeye çalıştıkları görülmektedir. Darbeyi bastırmak için meydanlara inan halkı ise AK parti taraftarları olarak görmeyi tercih etmiş oldukları anlaşılmaktadır. Rusya-Türkiye ilişkilerine gelince de Erdoğansız bir gelecek düşlendiği dile getirilmektedir. Özellikle 15 Temmuz gecesi Ankara’da olan Aleksandr Dugin’in başkanı olduğu bir kuruluşun sitesinde böyle yazılar olması düşündürücüdür.

Türkiye-Rusya ilişkilerinin normale dönmesi için 15 Temmuz darbe girişiminin doğru anlaşılması gerektiğini söyleyebiliriz. 15 Temmuz Türkiye-Rusya ilişkilerinin normalleşme sürecine girdiği dönemde, Putin-Erdoğan ikili görüşmesi öncesi olması birilerinin düğmeye bastığı izlenimi yaratmaktadır. Bu durumun uçak krizi ile de yakından ilgisi vardır. Uçak krizi ile birlikte Türkiye taraf belirleme mecburiyetinde kalmış, Rusya ile ilişkiler askıya alınmışken, Türkiye ABD’nin Suriye, Irak politikalarına boyun eğmeye, oldubittilerini kabul etmeye zorlanmıştır. Uçak krizi ile birlikte Türkiye’nin çevrelenme ve parçalanma politikalarına hız verilmiştir. Rusya’da ise mevcut olan ekonomik ambargoya ek olarak Türkiye kapılarının da kapatılması ile ekonomik kriz iyice derinleştirilmiş, Rusya halkının yönetime yönelik memnuniyetsizliği tetiklenmeye çalışılmıştır. Bu suretçe Türkiye için uygun gördükleri ve ABD başta olmakla Batı’nın projelerini kabul edecek yapıyla gelecek planladıkları anlaşılmaktadır. Türkiye’nin Batı’nın planını bozmak için Rusya ile yumuşama sürecine adım atan girişimde bulunması Batı tarafından alarma sebep olmuş ve “içerideki müttefiklerini” devreye sokmuşlardır. Tam da bu aşamada darbe girişiminin Rusya’da kin ve Erdoğan nefreti ile okunmaya çalışılmış olması hiçte akıllıca bir tutum olmamıştır.  Türkiye’nin Rusya’ya ihtiyacı olduğu gibi Rusya’nın da Türkiye’ye ihtiyacı vardır. Zira Rusya bu çevrelenmişlikten kurtulamaz. Bu durumda bir zorunluluk olduğu anlaşılmaktadır. Budan dolayı Rusya-Türkiye ilişkileri nefret, kin üzerine değil uluslararası ilişkilerin doğası gereği çıkar üzerine şekillendirilmesi ve akıllıca olmasına ihtiyaç olduğu anlaşılmaktadır.

Türkiye – Rusya ilişkilerinin önünde önemli sorunlar mevcuttur. En önemli sorun ülke üzerinde darbe girişimi külleri uçuşurken, Batı ülkeleri Türk demokrasi zaferini hazmedip, yeniden ilişkilerini düzenlememişken ülkenin yeni bir taraf belirleme algısına sebep olacak girişimlerde bulunması dış baskıların artmasına sebep olabilir. Nitekim Rusya’nın Türkiye ile ilgili yeni stratejisinin ne olacağı bilinmemektedir. Algılar bunun stratejik ortaklığın kaldığı yerden devamı niteliğinde olduğu şeklindedir. Bu durumun hem olumlu hem de Türkiye’ye kısa dönemde bazı sorunlar çıkarma kabiliyetinin olabileceğini göstermektedir.  Erdoğan-Putin görüşmesinde Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) gibi Avrasya entegrasyonu projelerine Türkiye’nin katılması gibi altyapısı sağlam olmayan konular gündeme gelme ihtimali düşünüldüğünde bunun suni, negatif algının oluşmasına neden olabilecektir. Bu arada Çin Dışişleri Bakan Yardımcısının 15 Temmuz sonrası darbeyi kınamak için Türkiye’ye destek ziyareti bu anlamda mesaj niteliğinde sayılabilir.

Yeni dönemde Türkiye-Rusya ilişkilerinin önündeki diğer önemli sorunlar, çevredeki çatışma bölgeleri ile ilgili fikir ayrılıklarıdır. Suriye, Kırım, Ukrayna ve Kafkasya’daki etnik sorunlar konusunda farklı fikirlere sahip olmaları dolayısıyla ileriki zamanda yeniden karşı-karşıya gelmelerinin önlenmesi için ne gibi yol izleneceği hayati önemdedir. Rusya Şarkiyat, Uluslararası ve Diplomasi Araştırmaları Merkezi Direktörü, Türkolog Vladimir Avatkov, “Türkiye’de çok güçlü Amerikan karşıtlığı var. Rusya bundan yararlanmalı. Eğer Türkiye yeni Osmanlıcılık ihtiraslarından vazgeçerse bu durumda yeni bir Türk-Rus ilişkileri ile karşılaşabiliriz” diyor. Türkiye’nin Osmanlıcılık olarak kategorize edilebilecek net bir politikası olduğunu gösteren bir emare mevcut değildir ama Gürcistan müdahalesi, Kırım’ı işgali, Ukrayna’ya müdahalesi, Suriye’ye üst kurarak Akdeniz’e açılması Rusya’nın İmparatorluk/yayılmacı politikalarını göstermektedir. Bu durumda Rusya’nın da yayılmacı politikalarından vazgeçecek mi sorusu akla gelmektedir.

Rusça analizlerden anlaşıldığı kadarıyla iyi ilişkilerin devamı için Erdoğansız, güçsüzleştirilmiş bir Türkiye istenmektedir. Burada da güçsüz bir Türkiye Batı’ya rağmen Rusya ile iyi ilişkiler geliştirip ŞİÖ benzeri Avrasya projelerinde yer alabilir mi sorusu ortaya çıkmaktadır. Güçsüz bir Türkiye daha önceki darbelerden sonra görüldüğü gibi batı ekseninde hareket etmek zorunda kalmıştır. Rusya - Türkiye ilişkilerinin normalleşmesi ve seyri Türkiye’yi radikal taraf belirleme problemine sokmadan, gerçekçi bakış açısının hakim olduğu bir çizgide karşılıklı çıkar alanlarına göre şekillendirilmeli, süreç yere sağlam basan adımlarla kademeli şekilde yapılmalıdır. Genel prensipler belirlendikten sonra Suriye sorununun çözümü ile ilişkiler test edilerek devam etmelidir. Türkiye bulunduğu konum itibariyle hiçbir güce sırtını çeviremeyeceği gibi, yalnız bir gücün yörüngesine girme lüksüne sahip değildir. 15 Temmuz Türkiye’nin kendisinin bir güç olma kültürüne sahip bir ülke olduğunu ve bunun ancak realist politikalarla hayata geçirilebileceğini göstermiştir.

Yrd. Doç. Dr. Elşan İZZETGİL

USGAM Genel Yayın Editörü

 
  "Moskova - Taşkent: Zor diyalog"   16.06.2011
  "Rus Avrasyacılığı: N.S.Trubetskoy’un “Cengiz Hanın Mirası” Eseri Bağlamında Rus Siyasi Düşüncesini Anlamak"   2012-04-25
  "Türkiye Jeopolitik Kırılma Noktasında: Ankara-Moskova İttifak Zamanı"   2012-04-28
  "Putin Daha Güçsüz Ama Güçsüz Değildir"   2012-04-30
  "Putin ve Medvedev Döneminde Rusya Federasyonu’nun Dış Politikası"   2012-05-02 22:04:53
  "Rusya’nın İç Politikasında Değişiklikler Üzerine…"   2012-05-04
     2012-05-10 16:19:22
  "Rusya Federasyonu ve Güney Avrupa Füze Kalkanı Savunma Sistemi"   2012-05-10
  'NATO Zirvesi Yönelik Ön Bildiri'   2012-05-11 21:21:32
  'Enerji'de Rusya'yla Mı Rusya'ya Rağmen Mi'   2012-05-21
 
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU