Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Konular / Türkiye/ Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir :)

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
  Eklenme Tarihi: 2016-08-01 11:08:23
Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir :)

Darbenin olduğu gün, “Rus derin devletinin” ve “Devlet Başkanı Vladimir Putin’in akıl hocası” olarak da nitelendirilen, Modern Avrasyacılık düşüncesinin mimarlarından AleksandrDugin ABD Büyükelçiliğinin de bulunduğu bulvardaki beş yıldızlı bir otelde Türk-Rus ilişkilerinin geleceğine yönelik oldukça önemli mesajlar veriyordu.

Ankara’ya 14 Temmuz’da gelen ve başarısız darbe girişiminden yaklaşık 5-6 saat öncesinde  amiyane tabirle, “Avrupa Birliğini sallayın, Avrasya Birliği’ne, bize gelin” diyen Rusya Devlet Başkanı Putin’in Özel Temsilcisi ve Dış Politika Başdanışmanı Dugin’in ziyaretinin zamanlaması, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan ısrarla randevu talep etmesi ve vaktinden önce Türkiye’den apar topar ayrılması (uçağı normalde 23:30 olmasına rağmen, bundan bir kaç saat önce Putin ile yaptığı telefon görüşmesi sonrası ülkeyi terk ediyor) halen gizemini koruyor.

Burada, söz konusu darbe girişiminin Dugin’in Türkiye’den apar topar ayrıldığı saatlere denk gelmesi, göz ardı edilmemesi gereken dikkat çekici bir detay. Özellikle de Devlet Başkanı Putin ile yaptığı o sır konuşma!

Dugin her ne kadar Sayın Cumhurbaşkanı ile görüşememiş olsa da, 14 Temmuz’da yaptığı “bir takım görüşmeler” ve ertesi gün ABD Büyükelçiliğinin neredeyse tam karşısına denk gelen otelde (ki bu “küçük detay”, akıllara bilinçli bir tercihin yapılıp yapılmadığı sorusunu da getirmiyor değil) yaptığı konuşmada verdiği mesajlar bir çok sinir ucunu harekete geçirmiş görünüyor. Ne de olsa Dugin sıradan biri değil ve hangi mesajı getirdiği ve nasıl bir mesajla döndüğü de eminim bir çok “ilgili başkentin” en çok merak ettiği hususların başında geliyor.

Bu gizem ve cevap arayan sorular, hiç kuşkusuz, 15 Temmuz’daki başarısız ihanet darbesi ve 9 Ağustos’ta St. Petersburg’da gerçekleşmesi beklenen Erdoğan-Putin zirvesi ile birlikte daha da bir önem kazanıyor.

“Gerçekleşmesi beklenen” diyorum, çünkü 1960’da da buna benzer bir randevu/görüşme Haziran ayı için söz konusuydu fakat görüşmeye sayılı günler kala “27 Mayıs Askeri Darbesi” olmuş ve bu darbe ile Türk-Amerikan ilişkilerindeki “eksen kayması” ya da “kopmanın” önüne geçilmişti. Dolayısıyla, Türkiye açısından risk atlatılmış değil!

Teyakkuz halinin devam etmesi, Türkiye’ye yönelik dış basın, think tanklar bir takım siyasetçiler, “bürokratlar” ve “uzmanlar” üzerinden yoğunluk kazanan saldırı, buna karşılık ülke içinde “beklenmedik” isimlerden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik destek açıklamaları, Rusya’nın darbe sürecinde ve sonrasında ortaya koyduğu duruş ve sonuna kadar destek ifadeleri böylesi bir olasılığın en somut göstergeleri olarak kendisini gösteriyor.

Uluslararası sistemin yeniden inşası noktasında Türkiye’nin sahip olduğu belirleyici jeopolitik ve stratejik konum-önem üzerinde yürütülen güç mücadelesi ve bu kapsamda içinde bulunduğumuz konjonktür ne yazık ki ülkemizi hedef haline getirmeye devam ediyor. Düne kadar dolaylı saldırılar şeklinde gösteren bu mücadelenin yerini doğrudan müdahalelere bırakmaya başlamış olması ise, “beka sorunu temelli” yeni bir sürece işaret ediyor ve bu noktada bir kez daha dış politikadaki tercihlerimiz belirleyici bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin, “Rusya Dengesi/Faktörü” gibi...

Darbeleri Tetikleyen Üç Önemli Tarih...

Türkiye’de darbe(ler) sürecini tetikleyen üç önemli gelişme söz konusu. Bunlardan biri yukarıda izah ettiğimiz gibi 9 Ağustos. Diğer ikisi ise bu sürecin önünü açan 27 Haziran ve 8-9 Temmuz 2016 tarihleri.

16 Haziran 2016 tarihinde, yani başarısız darbeden bir ay önce burada kaleme aldığım “Dış Politikada Eski Defterleri Kurcalama Başlıklı” yazımda aynen şu ifadeleri kullanmıştım: “Türk-Rus ilişkilerinde güven sorununun zirve yaptığı bir dönemde 24 Kasım öncesi ilişkilere dönülmesi ve kaldığı yerden devam etmesi de bu arayışlara rağmen mevcut şartlar altında pek mümkün görünmüyor... Bunun tek çıkış yolu devlet aklının ön plana çıkartılmasından ve buna uygun olarak liderlerin her iki tarafın karşı karşıya kaldıkları beka temelli tehdit algısı karşısında mevcut krizi dondurmalarından geçiyor. Yani, ilişkilerde geçici bir hafıza kaybı kaçınılmaz... Dolayısıyla Türkiye zor bir tercih ile karşı karşıya. Ya Rusya-İran ikilisi ile yeni bir süreci başlatacak ya da ABD’nin oldubittilerine dayalı bir ilişkiye ‘evet’ diyecek. ABD’ye ‘hayır’ derken, birçok sürprize de hazır olduğu mesajını çok açık bir şekilde belirtecek. Açıkçası, Ankara açısından oldukça zor bir durum söz konusu. Özellikle de rahmetli Menderes’ten bu yana yaşanan bir takım tercihlerin maliyetleri göz önünde bulundurulduğunda...”

27 Haziran tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan bu riski göze alarak Rusya Devlet Başkanı Putin’e “Normalleşme Mektubu”nu gönderdi.

Mektup daha çok “özür” tartışmaları boyutuyla gündeme geldi fakat asıl önemi üzerinde durulmadı. Oysa bu mektup Türkiye ve Rusya üzerine kurgulu çok büyük bir oyunu bozmuştu. Dugin’in tabiriyle, bu mektupla birlikte Türkiye’de olası bir iç savaşın önüne geçilmişti.

24 Kasım 2015 krizi sonrası alanda manevra kabiliyetini çok büyük ölçüde kaybeden ve başta Suriye olmak üzere “Yeni Ortadoğu” sürecinde etkisiz eleman pozisyonuna sokulmak ve bir takım oldubittilere (en başta PYD/YPG/PKK merkezli bir Kürt Devleti olmak üzere) razı edilmek istenilen Türkiye bu mektup ile “daha oyun bitmedi” mesajını veriyordu.

Mektup, 8-9 Temmuz’da Rusya’ya karşı Türkiye’yi bir “cephe ülkesi” haline getirmeyi hedefleyen NATO’nun Varşova Zirvesini de büyük ölçüde “sabote etmiş” görünüyordu. Türkiye, bu mektup ile adeta “NATO Rusya’yı Balkanlaştırma Oyunu”nun içerisinde yer almayacağını deklare ediyordu.

Dolayısıyla, 27 Haziran tarihli mektup birçok oyunu bozduğu gibi, daha önceden planlanan bir takım A,B,C senaryolarını da tetiklemişe benziyor. 15 Temmuz bu senaryolardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye’deki sürecin geleceği, yani B, C ve diğer senaryolarının hayata geçirilip geçirilmeyeceği büyük ölçüde “Türkiye-ABD/NATO” ve bu bağlamda özellikle de “Türkiye-Rusya” ilişkilerinin geleceğine ve dolayısıyla da 9 Ağustos ve sonrasında ne tür bir tablonun karşımıza çıkacağına bağlı...

 

Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol

USGAM Başkanı

 
  BM Güvenlik Konseyi'nin 541 ve 550 Sayılı Kararlarının Hukuken Geçersizliği   2012-03-01
     2012-03-19
  "Küreselleşmenin Fenomeni: Uluslararası Kuruluşlar"   2012-03-23
  'Merkez-Köprü Bağlamında Türkiye Enerji Politikası'   2012-03-24
  "Kıbrıs Rum Devlet Başkanı Hıristofyas’ın Kıbrıs Maskesi"   2012-04-05
  “Yeni Yalta Süreci”ne Doğru…   01.01.2012
  Amerikasız Bir Ortadoğu'ya Doğru "Yeni Türkiye"...   2012-01-12
  Truman Doktrini'nden "Obama'nın Favori Müttefikliğine"...   2012-01-14
  Köprü "out" Model "in"   2012-01-16
  "The Operation" Kılcal Damarlar...   2012-01-24
 
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU