Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Konular / Rusya-Ukrayna/ "Rusya Federasyonu ve Güney Avrupa Füze Kalkanı Savunma Sistemi"

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
  Eklenme Tarihi: 2012-05-10
"Rusya Federasyonu ve Güney Avrupa Füze Kalkanı Savunma Sistemi"

Kuzey Afrika, Ortadoğu yetmezmiş gibi şimdi bir de füze kalkanı krizi ve Rusya Federasyonuyla mı uğraşacağız diyenler için, hemen belirtmekte fayda var uğraşmayacağız.  Neden derseniz, güçler açısından aranızda denge olan ülkelerle uğraşabilirsiniz. Olmayan ülkelerle alakalı yapabileceğiniz tek şey belli bir çizgide iyi geçinmek ve kontrolü elden bırakmamaktır. Burnunuzun dibindeki ülkeyi karşınıza alıp, aranızda her şekilde kıtalar ve okyanuslar bulunana bir ülkenin yörüngesine yine başka bir sınır komşunuzla alakalı adına “savunma kalkanı” !!!  denen vurucu güce sahip - sahip çıkarak girerseniz yanlış hesap Bağdat’tan değil Malatya Kürecik’e inen kısa menzilli bir füzeyle Malatya’dan dönebilir. Neden bu kadar gergin, kızgın olduğuma gelince.

Füze Kalkanı ile ilgili yazmaya karar verince Rusya’nın Sesi Radyosunu 2007 yılına kadar geri dönerek konuyla ilgili çıkan haberler çerçevesinde enine boyuna taradım.  Çünkü benim için konunun Amerika ayağı oldukça açık ve netti. Amerika 2007 yılında ilk kez Çek Cumhuriyeti ve Polonya’ya bir radar sistemi kurmak ile ilgili niyetini dile getirmiş hatta bunun bir parçası olarak da ülkelere füze rampaları yerleştirilmesini telaffuz etmişti. O dönem bu konunun gündeme gelmesi sadece Rusya Federasyonu tarafından değil Avrupa’nın ağır topları Almanya ve Fransa tarafından da hoş karşılanmamış, Avrupa’nın artık kendi savunma politikasını oluşturması gerektiği ve burada Rusya Federasyonu ile ilişkilerdeki dengenin göz önünde bulundurulmasının önemi üzerinde durulmuştu. Şöyle ki,  örneğin Almanya başbakanı Angela Merkel, Polonya ve Çek Cumhuriyeti ABD füze savunma sistemi bileşenlerinin yerleştirilmesi sorunun Rusya ile danışma görüşmeleri düzenlenmesi yoluyla çözülmesi gereğine işaret ederken, o dönemde koalisyon hükümetine dahil Almanya sosyal-demokrat partisi başkanı Kurt Beck’te bu kanıyı desteklemiş hatta muhalefetteki Almanya Hür Demokrat Partisi lideri Guido Westerwelle her iki siyasetçiyle de ortak görüşte olduğunu belirtmişti. Nitekim bu haliyle bakıldığında, hem iktidar hem muhalefet cephesinde konuyla alakalı tek ses çıktığı açıkça görülmekteydi.

 Fransa devlet başkanı Jacques Chirac ise ABD, eylemleri ile Avrupa’da yeniden ayırım hatları meydana gelmesinin, Avrupa ülkeleri arasında dağınıklığa yol açabileceği yolunda beyanat vererek konunun hassasiyetine dikkat çekmişti.  O dönemde, Avrupa Birliği dış politika ve güvenlik yüksek komiseri olan Havier Solana ise daha ihtiyatlı şekilde olsa da ABD’nin Rusya ile ciddi görüşmeler gerçekleştirilmesi yolundaki temennilerini dile getirmişti. Tüm bu yorumlar içerisinde bugüne ayna tutan en isabetli tespit ve açıklama ise yine 2007 yılı içerisinde, Lüksemburg Dışişleri bakanı Jean Asselborn’dan gelmiş, Asselborn ABD’nin planlarını akla sığmaz olarak nitelendirerek Ruslar köşeye sıkıştırılırlarsa Avrupa’da istikrar olmayacaktır, demişti. Nitekim aradan geçen beş sene içerisinde Asselborn’un bahsettiği noktaya doğru emin adımlarla ilerlendiğini söylemek yanlış olmayacaktır.  

2007-2012 Aralığında Rusya Federasyonu önce ABD ve NATO nezdinde girişimleriyle konuyla ilgili tedirginliklerini dile getirdi. Burada tedirginlikten kasıt Soğuk Savaş sonrası dönemde, ABD’nin yeniden Rusya Federasyonu’na karşı İran ve Kuzey Kore tehditlerini bahane ederek çevreleme politikası uygulayacağının düşünülmesiydi. ABD bunu tabii ki inkar ederek Güney Avrupa’nın balistik füzelere[1] karşı korunması savıyla NATO üzerinden bir güvenlik sistemi oluşturma çabası içerisine girdi. Polonya ve Çek Cumhuriyetleri’nin konuyla alakalı tutumu Rusya Federasyonu ile ilişkilerini gerdiği için ve her iki ülkede de her şeyden önce kamuoyu desteği alınamadığı için füze kalkanı sisteminin radar ayağında bir sapma meydana geldi. Avrupa Birliği’nin kadim üyeleri ABD’nin bu projesine doğrudan destek vermekten kaçınarak Rusya Federasyonu ile diyalogun sürmesi için ellerinden gelen çabayı sarf etseler de NATO’nun son genişlemesiyle birlikte üye ülkeler arasında yer alan Romanya’nın radar sistemine karşı ılımlı yaklaşımı ABD’yi çok daha cesaretlendiren bir tablonun ortaya çıkmasını sağladı.

Rusya Federasyonu ise önce konuyla alakalı tepkisel duruşunu netleştirdi. Buna göre artık Soğuk Savaş sona ermişti ve Avrupa için doğudan gelebilecek bir tehdit söz konusu en azından Rusya’dan. Dolayısıyla eğer bölgede bir güvenlik sistemi oluşturulacaksa Rusya bunun dışında kalmayı değil parçası olmayı çok daha uygun görmekteydi. Nitekim Putin’in birinci döneminde ortaya çıkan milli güvenlik stratejisi batıyla ilişkilerin karşılıklı olarak aynı haklardan yararlanıldığı, eşit düzlemde, karşılıklılık ilkesinin hüküm sürdüğü bir yapı olarak algılanacağını çok açık belirtmişti. Bu çerçevede Rusya işbirliğine de hazır olduğunu belirtmiş ve bunun için füze kalkanıyla alakalı olarak ABD’ye Azerbaycan’daki Gebele radar üssüyle birlikte güneyde yapılmakta olan tesisin birlikte kullanılmasını önerdi fakat Amerika bu teklife hiç bir zaman sıcak bakmadığı gibi görüşmelerle Rusya Federasyonu’nu oyalayarak Füze Kalkanı Projesi’nin oldukça istikrarlı bir şekilde devam ettirdi.

Barack Obama’nın devlet başkanı, Hillary Clinton’un ise dışişleri bakanı olmasıyla birlikte Amerika, Rusya Federasyonu ile ilişkilerini iyi yönde revize edebilmek amacıyla projeyi rafa kaldırabileceğine dair sinyaller verse de bu ılımlı tablo çok kısa sürdü. Şüphesiz bu dönemde Amerika sona ermesine kısa bir zaman kalmış olan START-I Antlaşması (Stratejik Saldırı Silahlarında İndirim Antlaşması)  yerine stratejik saldırı silahlarında indirimi konusunda yeni bir antlaşmanın hazırlanması süreciyle ilgili çıkarlarını ön plana almış durumdaydı fakat belirttiğim gibi bu ılımlı tablo çok uzun sürmedi. Obama döneminde de, Amerika’nın Avrupa projesinden vazgeçmeyeceğinin anlaşılması üzerine Rusya Federasyonu diyalog yolunu açık tutan fakat daha katı bir tavır sergilemeye başladı. Bu tavrını da 2009 yılında Medvedev döneminde hazırlanan Milli güvenlik Strateji Belgesi’ne dayanarak pekiştirdi.

2020 yılına kadar geçerli olmak üzere kabul edilen stratejiye uygun olarak Rusya'nın dış politikasına, cepheleşmeye ve çok harcama isteyen silah yarışına yer vermeyecek çok yönlü pragmatik karakter kazandırılacaktır denmekteydi. Belgede NATO ile ilişkilerde denk kollektif güvenliğin sağlanması ve NATO'nun askeri yapısının, Rusya'nın sınırlarına doğru genişlemesinin önlenmesi öngörüldü. Başkan Medvedev'in 1975 tarihli Helsinki Sonuç belgesi yerine Avrupa-Atlantik mekanı için yeni bir Güvenlik antlaşmasının hazırlanıp imzalanmasına ilişkin teklifi bununla ilgili olarak çok büyük önem kazanmaktaydı.

Milli güvenlik Stratejisinde belirtildiğine göre, Rusya ABD ile diyalog yaparken her iki tarafa yararlı stratejik ortaklık ilişkilerinin kurulması için çaba harcayacaktı. Stratejik saldırı silahları, Füze Savunma Sistemi, güven tedbirlerinin güçlendirilmesi ve toplu imha silahlarının yayılmasını önleme, ikili  temasların öncelikli konuları olacak, Moskova, eskisi gibi global ve bölgesel ihtilafları ve savaşları önlemede aktif rol oynayacaktı. Görüldüğü gibi söylem açısından Rusya da kendi bölgesinde Amerika’nın misyonunu üstlenme niyetindeydi.

2009 yılı sonlarında ilk kez sitemin radar ayağının Türkiye2ye kurulması gündeme geldiğinde Türkiye bu teklifi çok da olumlu karşılamadığını açıkça belirterek Rusya ve İran’la düzelmekte olan ilişkilerini gözetme yoluna gitti. 2010 yılı ise projenin hayata geçirilmesi ve Türkiye’nin, bölgesel anlamda düşünüldüğünde iki ucundan da tutmak istemeyeceği bir değneğin neresinden tutacağına karar vermeye çalıştığı bir yıl olarak pek çok gelişmeye sahne oldu. Sonunda Kasım 2010’da gerçekleştirilen MGK toplantısında Türkiye değneği ortasından tutarak, koşullu olarak radar sitemine sıcak baktığını ifade etti. Şöyle ki:  Türkiye Amerikan değil, NATO füze savunma sisteminin meydana getirilmesinden yanaydı, sistemin Kuzey Atlantik İttifakına üye tüm ülkelerin güvenliğini sağlaması gerekmekteydi, son olaraksa, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Türkiye yan ülkeye dönüştürülmemeliydi. İlerleyen aylarda Türkiye, radar sisteminin açıkça herhangi bir ülkeye yönelmemesini daha doğrusu bilineninin aşikar edilmemesini de isteklerine ekledi fakat yine de İran ve Rusya’nın özellikle İran’ın sert çıkışlarına muhattap olmaktan kurtulamadı.

Bu konuyla alakalı Türkiye’nin arada kalması aslında çok doğaldı. Çünkü Ortadoğu’daki birçok ülkenin elinde balistik füzelerin bulunması, Türkiye’yi bu tehdide karşı önlem almaya itmekteydi. Dr. Burak Çınar’ın 2010 Martında kaleme aldığı bir makaleye göre, Türkiye İran, Kuzey Kore ve Çin’den roket teknolojileri transfer etmekte, Rusya ile nükleer enerji konusunda işbirliği yapmaktaydı. Suriye, oldukça öldürücü VX gazı da dâhil olmak üzere kimyasal ve biyolojik silah stokuna sahip olup, envanterinde 700 km menzile varan SCUD C’ler ile birlikte birçok balistik füze bulunmaktaydı. İsrail’in 70 ile 200 arasında nükleer başlığa sahip olduğu sanılmaktaydı ve balistik füze teknolojileri de oldukça gelişmişti. Irak ise, Saddam Hüseyin’in liderliğinde çok sayıda orta ve kısa menzilli karadan karaya füzeye sahip olup, İran ile savaşırken bunları kullanmıştı. Bu savaş sırasında kimyasal silah da kullandığı belirlenmişti. Aynı şekilde Körfez Savaşı sırasında da Suudi Arabistan ve İsrail’e bu füzelerden fırlatmıştı. Sırbistan’ın elinde de SCUD füzelerinden olup bunları geliştirmekteydi. Ermenistan da aynı füzelere sahipti. Dolayısıyla, aslında Türkiye tek başına kendisini koruyamayacağı bir nükleer saldırıya karşı maaliyeti karşı tarafa ait olmak üzere Malatya Küreceik’teki radar istasyonunun açılmasını bir tercih olarak değerlendirdi. Bir seçim yaptı. Eğer Türkiye “Hayır” demiş olsaydı da Amerika bu sistemi kuracak sadece farklı bir alternatife yönelecek ve son gelişmeler çerçevesinde Türkiye Rusya’nın uyarı ateşi!!! açması durumunda, birincil ölçekte tehdit altında bulunan ülke olmayacaktı.

Radar sisteminin tüm ayaklarının 2015’de tamamlanması hedefleniyor ve çok net olarak görüldü ki batı ve doğu arasında ülke menfaatleri doğrultusunda oldukça başarılı manevralar yapma kaabiliyetine sahip olan Rusya Federasyonu bu konuda doğulu müttefiklerinin de desteğini alabilirse, -nitekim ilk destek İran’dan geldi- söylemlerini sertleştirecek ve kendini soğuk ya da sıcak bir savaşa hazırlamak konusunda tereddüt etmeyecektir. The Guardian gazetesinin 12  Nisan tarihli haberine göre, Rusya dünyada silah harcamalarında ABD ve Çin’den sonra üçüncü sıradadır. Bu anlamda ve halihazırda elinde bulundurduğu silahlarla da kesinlikle dikkate alınması gereken bir tehdittir. Bu yüzden de Türkiye acil olarak Rusya ile ikili ilişkilerini geliştirmeli, Amerika’dan bağımsız bir Rusya politikası oluşturmalıdır. Bunu yapamadığımız sürece, bundan sonra da Rusya ile sık - sık karşı karşıya gelmemiz kaçınılmazdır.

Dipnotlar

1)      Nükleer başlık taşıyabilen uzun menzilli güdümlü veya güdümsüz füzedir. Bu füzeler tek bir nükleer başlık taşıyabilecekleri gibi birden fazla başlık taşıyarak bu başlıkları değişik hedeflere yollayabilirler. Balistik füzeler, kısa, orta, uzun menzilli ve denizaltı, kıtalararası olmak üzere farklı çeşitlerde olabilir.

Şerife ÖZKAN

USGAM Güvenlik Analisti

 
  "İran'ın Nükleer Amacı ve Amerikan Kimliği"   2012-03-01
  "Apocalyptic (kıyametçi) Terörizm ve Aum Shinrinkyo"   2012-04-16
  "KRİZLER ve 'ÇEVRELEME'"   2012-03-07
  "Asya-Pasifik Bölgesinde Deniz Yollarının Artan Önemi ve Güney Çin Denizinde Vietnam - Çin Gerginliği"   20.03.2012
  "ASEAN Bölgesel Forumu Toplantısı ve Güneydoğu Asya'da Yeniden "Pax-Americana Sendromu"   2012-03-20
  "Güney Çin Denizinde Yükselen Kriz Bağlamında Asya Pasifik Bölgesinin Güvenliği"   2012-03-20
  "Çin - Pakistan İlişkilerinde Gwadar Limanı ve Bölgesel Gelişmelere Etkileri"   2012-03-20
  "Hindistan Donanması Doğu Komutanlığı'nın Etkinliğini Artırıyor"   2012-03-20
  "ÇHC XXI Yüzyılın Süper Gücü Olacak"   2012-04-04
  "Avrupa'da Sağ Popülizm Tehlikesi..."   2012-03-20
 
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU