Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Konular / Rusya-Ukrayna/ "Putin ve Medvedev Döneminde Rusya Federasyonu’nun Dış Politikası"

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
  Eklenme Tarihi: 2012-05-02 22:04:53
"Putin ve Medvedev Döneminde Rusya Federasyonu’nun Dış Politikası"

2000 yılında Rusya'da iktidarın başına Vladimir Putin'in gelmesiyle iç ve dış politika kökünden değişmiştir. İç politikada oligarşi düzeni yıkılarak daha düzenli be katı merkeze bağlı otoriter yapıya bırakmış, dış politikada ise Avrasya'da yeniden tüm sorunları çözebilecek merkez konuma yükselmek için aktif bir dış politika izlenmiştir. 2008 yılında Putin'in başkanlıktan geri çekilerek halefi Dmitri Medvedev'in gelmesi hiçbir şeyi değiştirmemiş, Rusya'nın dış politikadaki konumu daha yayılmacı bir yapı sergilemiştir.

Genel anlamıyla 2000 sonrası Rusya Federasyonu dış politikası V.Putin'in dünyayı algılayışı ve vizyonu çerçevesinde gelişmiştir.  V.Putin vatansever bir Rus genci olarak yetişti ve Rus milliyetçisi olarak büyüdü. Putin’in motifleri ve vizyonu Sovyet geçmişinin yanı sıra Rusların Sovyet öncesi geçmişinden ve Batı Avrupa aydınlanmasından esinlenmiştir. Nitekim, İ.Kamalov’a göre Putin kendisine Büyük Petro’yu örnek aldı. Petro Rusya’yı Avrupa’ya açarken Putin de Rusya’ya dünyada yeni bir imaj kazandırmıştı.  Iki liderin bir diğer ortak özelligi ise Türk halklarına uyguladıkları politikalar olmuştu. Petro, Türk halklarına yeni vergiler getirmiş, Türkler arasında Ortodoksluğu yayma politikası izlemiştir. Böylece ‘yok edici’, ‘sindirici’ lider adını almıştır. Putin ise Türk halklarının haklarını kısıtlamış, Yeltsin döneminde başlatılan ‘alabileceğin kadar özgürlük’ politikasını sona erdirmiştir.

Temelde Putin olsun veya Medvedev olsun her ikisinin izlemiş olduğu dış politikalarının temel felsefesinin alt yapısını Evgeni Primakov atmıştır. Yani Evgeni Primakov'un Rusya'yı Avrasya bölgesinde güçlendirmek için geliştirdiği teorik fikirlerinin pratiğe uygulayan Putin ve Medvedev olmuştur. Putin ve Medvedev arasındaki temel fark ilki hiç taviz vermeden dış politikayı uygularken, ikincisi biraz daha tavizkâr ve dolaylı yollarla dış politika amaçlarına ulaşmadan yana, ama her ikisinin ortak yanı Rusya'yı Avrasya'da güçlendirmek ve çok kutuplu dünya düzeni oluşturmaktır. Putin ülkesinin dış politikadaki konumunu güçlendirmek için ülke içi tüm kaynakları bir elde toplamaya çalışmış ve ilk işi ülkeyi yıllarca sömüren oligarşileri sınır dışı ederek etkisiz hale getirmiştir. Bu amaca ulaşan Putin, dış devletlerin Rusya'nın iç işlerini karışmasını önlemek için ülkesinin tüm dış borçlarını ödemiş ve daha bağımsız bir dış politika izlemeye başlamıştır. Diğer taraftan dünya ekonomisinin istikrarlı seyir izleyerek, özellikle petrol fiyatlarının yükselmesi Putin'in elini kolaylaştırmış, bölgesel devletlere borç (kredi) dağıtarak kendisine bağımlı kılmaya çalışmıştır. Yani Putin'in iktidara gelmesiyle Rusya toparlanmaya başlamış ve eski Sovyet alanındaki etkisi hissedilmeye başlanmıştır. Kısacası siyaset bilimcilerin çoğu Putin dönemini laftan işe geçen dönem olarak yorumlarlar.           

Bu dönemin en önemli özelliği Rusya'nın Orta Asya bölgesine daha fazla ilgi duymaya başlaması ve hatta bölge ülkelerini kendi hizasına çekmeyi başarmasıdır. Durağan konumda olan örgütler yeniden canlandırılmış, hatta "Kolektif güvenlik antlaşması örgütünün" canlanışını bölgesel NATO'nun ortaya çıkmasıyla özdeşleştirmişlerdir.

Böylece Rusya Federasyonu V.Putin'in demir eliyle oluşturduğu iç siyasal yapı sonucu istikrarı yakalamıştır ve ekonomik açıdan güçlenmiştir, bu durum doğal olarak Rus siyasal elitin yakın çevrede algıladığı Batı kaynaklı tehditlere karşı mücadelesini yoğunlaştırmıştır. Rusya Federasyonu ve diğerleri arasında yapılan güç mücadelesinde önce politik, ardından ekonomik, son olarak ise askeri güç unsurları diplomasinin odağına yerleşti.  

Rusya'nın uluslararası alandaki ulusal çıkarları egemenliğini korumak, büyük bir güç haline gelmek, çok kutuplu dünyada nüfuz merkezlerinden biri olarak konumunu güçlendirmek, tüm ülkelerle ve özellikle BDT üyeleri ve Rusya'nın geleneksel ortaklarıyla olmak üzere entegrasyona yönelik birliklerle eşit ve adil ilişkiler geliştirmek, insan hakları ve özgürlüklerin evrensel düzeyde gözetilmesi, bu alanda çifte standartlarına izin verilmemesi şeklinde sıralanmıştır.

Rusya'nın Putin dönemi (2000-2008) olsun, devam eden Medvedev dönemi olsun Rusya'nın bölgeye daha fazla önem vermeye başladığı belli. Rusya'nın bölgeyi etkisine almayı düşünen ciddi dış politikasını bölge devletleri de hissetmektedirler. Bundan dolayı bölge devletleri Rusya'ya karşı daha temkinli ve daha dikkatli davranmaya başlamışlardır.

 Dmitri Medvedev’in Rusya’nın Dış Politikasına İlgili 5 Temel Prensibi

Medvedev Rusya'nın devlet başkanı olunca "Dış politika doktrinini" gözden geçirmiştir ve bundan böyle Rusya dış politikada kendisinin belirlemiş olduğu 5-temel prensibe göre hareket edeceğini vurgulamıştır:

Rusya uluslararası hukukun temel prensiplerine saygı göstererek, uygulayacaktır. Medvedev'in bu ilk dış politika tezi herkes tarafından dile getirilen söylem olarak algılanabilir ama derinden bakıldığı zaman bunun bir anlam ifade ettiğini fark etmek zor olmaz. BM tarafından oluşturulan uluslararası hukuk düzeni İkinci Dünya savaşında yenen tarafların çıkarları dikkate alınarak oluşturulmuştur. Yani uluslararası hukuk ABD ve SSCB (Rusya), Fransa ve İngiltere’nin dünya politikasındaki çıkarlarının uluslararası yasalara bürünmüş şeklidir. BM Güvenlik Konseyinin 5 daimi üyesinin olması ve onlara veto hakkının verilmesi, uluslararası politikanın yönünü belirleme bu beş devletin emrine verilmesidir. Bu bağlamda Medvedev'in uluslararası hukuka bağlı kalacağı ve saygı duyacağı söylentisi, İkinci dünya savaşından sonra Yalta'da karara bağlanan ve Rusya'nın uluslararası politikadaki çıkarlarının göz önünde bulundurduğu uluslararası hukuka saygı duyulacağı ve uygulanacağı anlamını taşır;              

- Rusya dünyanın çok kutuplu olmasını destekliyor ve dış politikada bu prensibi benimsiyor. ABD yöneticileri dünyanın tek kutuplu olması için tüm gücünü sarf ediyorlar. Dünyanın tek kutuplu olması ne demektir? Dünya devletlerinin bir merkeze (Washington) bağlı olarak, devlet başkanlarının muhtarlığa dönmesi demektir. ABD analizcileri «Multi-liberalism»'e karşı çıkmazlar, yani dünya sorunlarını diğer dost devletlerle çok taraflı olarak istişare ederek, son sözü ABD'ye bırakma sistemidir. Ama hiçbir zaman çok kutuplu, yani «Multi-polarity»'ye soğuk bakarlar, çünkü böyle bir düzende diğer etki güçlerinin çıkarlarını düşünmeniz gerekir. Bu ise ABD'nin işine gelmiyor. ABD dünyayı yalnız başına yönetmeye talip. Tabii ki hep emir vermeye alışkın Rusya ise böyle bir düzeni istemiyor, kendisiyle istişare etmesini ve uluslararası politikada ABD ile birlikte devletler hiyerarşisinde elit masaya oturarak ortak kararlar vermeye talip. Bundan dolayı Rusya Avrasya'da sorunları çözen diğer bir merkez olmak için gayret etmektedir, Medvedev'in çok kutuplu dünya düzeni söyleminden anlaşılması gereken budur;  

-   Rusya hiç kimseyle çatışmak istemiyor, Rusya kendisini izole etmeyecek, aksine Rusya tüm devletlerle ilişkileri doruk noktaya taşımaya hazır. Bir kere kendini dünyadan izole etmek ne demektir? Dışa kapalı bir konumda gelişmek, pasif ve burnunun dibinde olup bitenlerden haberdar olmama demektir. Medvedev, Rusya'nın bu tür yöntemlerle gelişmeyeceğini, aksine her anlamda dünyanın hangi ucunda Rus çıkarı varsa koruyacağının mesajını iletmektedir ve dünyada olup bitenlerden haberdar olarak Rusya'nın tavrını ortaya koyacağını, sorun varsa bunu evvela diplomatik yollarla çözümlemeye gayret edeceğini, olmadığı zaman askeri güç kullanmaktan geri çekilmeyeceğini ima eden bir mesajdır;             

- Rusya kendi vatandaşlarını dünyanın hangi ucunda olursa olsunlar koruyacaktır. Tabii ki bunun içinde Rus işadamlarını da katmak gerekir. Bu daha çok eski Sovyet devletlerine yapılan bir mesajdır. Bunun anlamı Rusya kendi vatandaşlarını bahane ederek gerekirse diğer devletlerin iç işlerine karışacağını, hatta silahlı saldırıya gidebileceğini dile getirmektedir. Bu bağlamda özellikle eski Sovyet alanında yaşayan Rus vatandaşların hukukunu koruma gibi bahanelerle ülkelerin iç işlerine karışarak, Rusların çıkarlarını koruyacak yönetim şeklini yapılanmaya kadar varacağının mesajıdır. Bundan dolayı Rusya’nın bu şovenizme dayalı demeci özellikle Orta Asya'ya, onun içinde Kazakistan'a büyük bir tehdit yaratmaktadır;

-  Medvedev'in dile getirdiği son dış politika prensibi tamamen eski Sovyet ülkelerini ilgilendirmektedir. Medvedev diyor ki "Rusya'nın diğer güçlü aktörlerde olduğu gibi hayati çıkarlarının bulunduğu bölgeler vardır. Bu bölgelerde Rusya'nın asırlarca ilişkilerini geliştirdikleri devletler bulunmaktadır. Biz bu bölgelerde daha dikkatli ve büyük önem vererek ilişkileri geliştirmeye devam edeceğiz. Öyle bir ilişkileri geliştireceğiz ki dostluğumuz doruğa yükselsin. Bunu göz önünde bulundurarak Rusya'nın dış politikasını yürüteceğim". Bu ne demektir, bir kere Rusya  hayati çıkarlarının bulunduğu bölgelerden kastı Orta Asya, Kafkasya vs., yani SSCB döneminde elinde bulundurduğu bölgeler kast edildiği muhakkak. Bu alanı Medvedev jeopolitik açıdan hayati çıkarlarının bulunduğu alan olarak algılamaktadır ve Rusya'nın kontrolünden çıkmayacağını, gerekirse güç kullanarak kontrolün sağlanacağının mesajını iletmektedir. Medvedev'in bu demecine biraz daha derinden bakıldığı zaman Rusya'yı Avrasya bölgesinde yeni bir güç olarak canlandırma felsefesinin yattığını anlamak zor olmayacaktır. Bunun temel örneği Rusya-Gürcistan savaşıdır. Rusya kendisine karşı direnen ve dediğini yapmak istemeyen Gürcistan'a net olarak tavrını ortaya koymuştur. Aynı şey Orta Asya’da cereyan ederse, Rusya bu bölgede de parçalama siyaseti gereği net şekilde tavrını ortaya koyacaktır. Bu bağlamda özellikle bol olarak Rusların yaşadığı Kazakistan'ın kuzey bölgelerinin hem doğu hem batı tarafı büyük bir tehdit altındadır.  

Rusya'nın dış politika felsefesinin temel prensiplerini yukarıda kısaca özetlemeye çalıştık. Elbette ki bu prensipler Orta Asya devletlerinin dış politika serbestliğini kısıtlayacak, daha rahat hareket edebilme yollarını tıkayacaktır. Ama hayat bir savaştır, ayakta dik olarak kalma mücadelesidir. Orta Asya devletleri de bağımsız devlet olarak ayakta dik durmak için mücadele ediyorlar, bu mücadeleyi hassas dengeye dayalı ve diplomatik kuralları ustaca kullanarak kazanabilirler, aksi halde ülkelerinin bağımsız devletler olarak gelişimi zor gibi gözükmektedir. 

Kanat Ydyrys

 
  "Başlarken"...   2012-04-15 21:47:16
  "Dengesizliğin Dengeleyici Gücü" Olabilmek...   2012-04-16
  "Türkiye İçin Yeni Bir Dış Politika Karar Verme Modeli Önerisi"   2012-04-17
  "İkinci Marmara Seferini Yeniden Düşünmek"   2012-04-17
  "Türk Dış Politikası ve Kamu Diplomasisi"   2012-04-17
  "Türk Dış Politikasının İşleyişi Üzerine Bir Değerlendirme"   2012-04-18 23:26:39
  "Küreselleşen Dünya’da, Devletlerin Daha Demokratik Dış Politika Karar Verme Sürecine İhtiyacı Vardır"   2012-04-17
  "Türkiye'nin Normatif Değerler İle Realpolitik Arasında Sıkıştığı Alan Libya ve Suriye Örnekleri"   2012-04-17
  "Dış Politika Yaklaşımlarındaki Dönüşüm"   2012-04-20
  Arnavutluk’ta “Yeni Milliyetçilik” Rüzgarı   2012-04-21
 
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU