Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Konular / Rusya-Ukrayna/ "Rus Avrasyacılığı: N.S.Trubetskoy’un “Cengiz Hanın Mirası” Eseri Bağlamında Rus Siyasi Düşüncesini Anlamak"

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
  Eklenme Tarihi: 2012-04-25
"Rus Avrasyacılığı: N.S.Trubetskoy’un “Cengiz Hanın Mirası” Eseri Bağlamında Rus Siyasi Düşüncesini Anlamak"

19. Yüzyılda bütün Avrupa’da olduğu gibi Çarlık Rusya’sında da Fransız Devriminin ortaya çıkartmış olduğu fikir akımlarının şekillendirdiği tabloyu görmekteyiz. Fransız devriminin Çarlık Rusya’sına ilk etkisi aidiyet sorununu doğurmuş ardından da model arayışını tetiklemiştir. Batıdan yayılan fikir akımları Çarlık Rusya’sında aydınları Batıcılar ve Slovofiller olarak ikiye bölmüştür. Batı düşüncesinin etkisinde kalan, batı tarzı yaşamayı benimseyen ve Rusya’nın yerinin de batıda olduğunu düşünen kesimi batıcılar oluştururken bunların karşısında Rus’un hiçbir zaman batılı olmadığı, olamayacağı onun yerinin doğuda olduğunu, batı değerlerinin Çarlığı parçalayacağını düşünen Slavofiller yer almıştır. Batıcılar, batıyı modernleşmek olarak görmüşler ve düşüncelerini buna dayandırmışlardır. Slavofiller ise Slav milliyetçiliği ile Ortodoks değerleri merkez almışlardır. İki grup arasındaki tartışma 20. Yüzyılın başına kadar devam etmiştir.

19. Yüzyılda, batıda ortaya çıkan fikir akımlarının hızlı şekilde yayılmasının neticesi olarak 1. Dünya savaşı ve Bolşevik devrimi gerçekleşmiş, self-determinasyon istekleri gittikçe yaygınlaşmıştır. Bir takım Rus entelektüel bu Roma- Germen kökenli Avrupa birikiminin yayılmasını tehlikeli bir tehdit olarak görmüş ve buna karşı bilimsel bir direnç olarak Avrasyacılık düşüncesi şekillenmeye başlamıştır. Aslında düşünüldüğünün aksine ilk ortaya çıktığı yer Rusya değil Avrupa’dır. 1917 devriminden sonra ülkeyi terk ederek Avrupa’ya sığınan Rus entelektüelleri arasında ortaya atılıp yayılan bir akımdır. Avrasyacılar, Tarih, coğrafya, dil, felsefe gibi çeşitli uzmanlık alanlarına dayanarak eski Çarlık Rusya’sının kendine özgü bir dünya bir medeniyet olduğunu ispat etmeye çalışmışlardır.

Avrasyacılığın Rusya’da doğuşuna temel oluşturacak ilk çalışma N.S.Trubetskoy’un kaleme almış olduğu Avrupa ve Beşeriyet (Evropa i Chelovechestvo) eseridir. Yazar eserinde Avrupa medeniyetinin diğer kültürlerden ileri ve ya geri olduğunu gösteren, kriterlerini çizen herhangi bir ilmi çalışmanın mevcut olmadığı, bu tür düşüncelerin Avrupa merkezli dayatmacı, egoist düşüncelerin mahsulü olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Bunun yanında Avrupa medeniyetinin, diğer halklar tarafından (antropolojik birleşme olmaksızın) tamamen benimsenmesi, mümkün olmayacağını ileri sürmüştür. Yazar aynı zamanda Avrupalılaşmanın kendisinin de iyi bir şey olmadığını, bunu yapmaya çalışan halkların kendi kültürel özelliklerini, organik bütünlüklerini, benliklerini ve özgüvenlerini kaybettiklerini belirterek düşüncesinin şemasını çizmiştir. Rus milliyetçiliğinin kendine özgü versiyonu diyebileceğimiz Avrasyacılığın manifestosunu oluşturan ilk toplu çalışma ise 1921’de Sofya’da basılmıştır. N.S. Trubetskoy, P.N.Savitski, G.V.Florovski ve P.P. Suvchinski, “Doğuya Doğru” (İskhod k Vostoku) ismindeki eserleriyle seslerini bir merkezden duyurmaya çalışmışlardır. Eserlerinin giriş bölümünde hareketlerini, Birinci Dünya savaşıyla artık kesin olarak anlaşılan Roma-Germen kültürel, teknolojik, rasyonalist, bilimci ve bireyci yıkımına karşı oluşan bir düşünce hareketi olduklarını belirtmişlerdir.

Avrasyacılar, dini değerleri ön plana çıkararak Avrupa ile bağlara dikkat çeken batıcıların tersine Rusya’nın jeopolitik konumuna daha fazla önem vermişlerdir. Bundan dolayı bu gurubun çalışmalarında coğrafi konum ve coğrafya ile ilgili çalışmalar dikkat çekmektedir. Avrasyacılar, Rusya ve çevresinin coğrafi açıdan hem batı’dan hem de doğu’dan farklı olduğunu, bu bölgenin ayrı bir kıta sayılması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. P.N. Savinski, Rusya’nın Coğrafi Özellikleri adlı çalışmasında bu düşüncenin doğruluğunu ispat etmeye çalışmıştır. O, bu bölgenin sıcaklık, nem, rutubet, açısından aynı iklimi, fiziki açıdan da aynı özellikleri taşıdığını belirtmiştir. Bunun içinde raporlar ortaya koymaya çalışmış, bununla da Ural’ın doğu ve batısının aynı özellikleri taşıdığı, Avrupa ile Asya’yı ayırmak için Ural dağlarının sınır teşkil edemeyeceğini ileri sürerek bu bölgenin bütüncül bir yapısı olduğunu, ayrı bir kıta özelliğini taşıdığını belirtmiştir.

Avrasyacılar, Slovofiller’in batı karşıtı düşüncelerinden özellikle de Rusya’nın Avrupa karşısındaki yerine yönelik düşüncelerinden çok etkilenmişlerdir. Razanovski’nin Avrasyacıların özgünlüğünü, gelenekselcilerden farklılığını Avrasyacıların Avrasya kimliğini etnik- antropolojip birleşimle açıklamasına bağlamaktadır.

Avrasyacıların en fazla önem verdikleri diğer bir konu tarih anlayışıdır. Avrupa merkezli tüm medeniyetler, tüm toplumlar için geçerli olacak doğrusal tarih anlayışına karşı çıkmışlar ve bunu eleştirmişlerdir. Onlar Rus tarih yazımında daha öncekinden farklı olarak Kiev merkezli değil, Moskova merkezli, dolayısıyla Moğol işgaline ayrı bir önem veren bir yöntem ileri sürmüşlerdir. Moğol işgali ve Moğol- Tatar devletinin getirdiği siyasi, ekonomik, sosyal, askeri yapının Avrasya’ya ait ilk imparatorluk geleneğinin temelini oluşturduğunu ve Ruslara bırakılan çok önemli bir miras olarak gördüklerini anlatmaya çalışmışlardır.

Trubetskoy’un 1925 yılında yayınlanan Cengiz Hanın Mirası adlı eserinde Cengiz Hanın liyakat /Sadakat ve dini toleransa dayanan içinde birçok devleti barındıran bir Avrasya İmparatorluğu kurduğu ve Rusların da bu imparatorluğun bir parçası olarak görüldüğü kaydedilmektedir. Moskova’nın yükselerek Rus halkını kucaklayan bir devlet olması da Altın Orda devleti vasıtasıyla steplerden alınan devletçilik ruhu ve iradesinin etkili olduğu belirtilmiştir.

Oleg Kaçmarskiy, öz eleştiri yaparak, yüz yıldır Rus tarihi çarpıtılarak aktarıldığından bahsetmektedir. Kaçmarskiy, genel olarak Rus tarihçilerinin bir konuyla ilgili yazı yazarken batıdakinden farklı olarak tek taraflı bakış açısıyla konuyu ele aldıklarını, hoşlarına gitmeyen konuları yuvarlayıp geçtiklerini, bu yüzden Moğol-Tatarlar anlatılırken hep kötü taraflarının anlatıldığını, “İga” esaret kelimesinin kullanılmasının da bu düşüncenin ürünü olduğunu belirtmiştir.

Lev Gumilev, “Ritmı Evrazii” Avrasya’nın Ritmi adlı çalışmasında “1247 yılında Rus’un Altın Orda’ya birleşmesi” cümlesini kullanmış, 1312 yılında Hıristiyan Moğolların Rus’a göç ettiğini, burada Knyazlara hizmet ettiklerini ve burada Rostov, Razan ve Moskova güzelleriyle evlendikleri bildirmiştir. Gumilev yine aynı çalışmasında eski Rusların “İga”  (esaret) kelimesini bilip bilmediklerini sorar ve cevabında da, 1263 yılında Aleksandr Nevskoy’ın Büyük Vladimir Knyazlığını gönül rızasıyla Altın Orda’ya bağladığını örnek vererek eğer esaret varsa bunu nasıl tanımlayabiliriz diye kendi sorusuna kendisi cevap vermiştir.

Trubetskoy, Rus Devletinin temellerini neden Kiev’den değil de Moğol- Tatar devletinden altığını şu şekilde açıklamaktadır: “İlk önce Kiev Rus’u kendi topraklarını genişletemedi, merkezi devlet yapısını güçlendiremedi, geleceği için önemli olan sistemine, yapısına sonuna kadar tam hakim olamadı; Sürekli steplerden gelen toplukların ayakaltı oldu, göçebelerin, Peçeneklerin, Polonya’nın ve başkalarının sürekli tesiri altında kaldı. Kiev Rus’un küçük knyazlıklara dağılmaktan başka yolu yoktu, sürekli kardeş kardeşe savaşarak devleti yönetme bilincinden mahrum kaldı. Bu kaçınılmazdı. Her bir ülke jeopolitik konumunu kontrol edemediği sürece dağılmaya mahkumdur. Kiev Rus’unun Jeopolitik görevi Baltik ile Karadeniz arasındaki ticaret yolunun kontrol edilmesini sağlamaktı ama bu başarılamadığı için dağılma süreci girmiş oldu”. Trubetskoy ardından, kendi aralarında savaşan, bir birinin insanlarını öldüren, bunu yapabilmek için de başkalarından destek alan bir mantığın 9. Yüzyılda kurulmuş Eski Rus devletinin kuruluş düşüncesini anlamsızlaştırdığını belirtmiştir.

Rus tarihçileri 200 yıllık Moğol - Tatar devleti yönetiminin Rus tarihi için olumsuzluklar getirdiğini söyleseler de bunun böyle olmadığı anlaşılmaktadır. Yukarıda belirtilenlerde ispatladığı gibi aslında Cingiz Hanın bölgede hâkimiyeti ele geçirmesi ve Altın Orda’nın kurulmasıyla bölgedeki halkların birbirini katletmeleri sona ermiş, bu halkların sosyal-kültürel, ekonomik ve siyasi yapılarının oluşması için iç sorunlardan uzak bir ortamının oluşması sağlanmıştır. Bu dönemde Altın orda dâhilindeki Rus Knezlikler sakin bir hayat yaşamışlardır. Fakat Altın Orda yönetimine dahil olmamış, batı ve kuzey batı Rus knezlikleri ise eskisi gibi Polonya ve Litvanya tarafından baskınlara ve işgallere maruz kalmaya devam etmişlerdir. Bu knezlikler daha acı ve çileli dönemler yaşamışlar ve ikincil insan muamelesine maruz kalmışlardır. Doğudaki knezlikler ise kendi ideolojik bağımsızlıklarını, politik düşünce yapılarını korumaya devam etmişlerdir. Bu durum milli şuurlarının oluşmasına ve gelişmesine sebep olurken, kendi devletlerini oluşturabilme kabiliyetlerini kendilerinde keşfetme başlamışlardır.

Trubetskoy, Çingiz Hanın girişimi her ne kadar düşmanca gözükse bile onun çeşitli halkları tek çatı altında toplama becerisi ve yönetim şeklini önemsediğini belirtmiştir. Gerektiğince güç kullanıp hâkimiyet kurma girişimini gerekli bulmuştur. Müslüman-Tatar hoşgörülü yönetiminin kendileri için olumlu sonuçlara sebep olduğunu kabul etmiş ve bu durumun tarihsel sorumluluk, görüş açısının oluşmasına, tarihteki misyonlarını değiştirmelerine yol açtığını belirtmiştir. Trubetskoy sonuç olarak, Cengiz Hanın güçlü, çekiciliği yüksek devlet yapısını,  Ruslar için kan bağıyla, ata babadan kalmış olmasa da savaşarak kazanılmış bir miras olarak gördüğünü belirtmiştir.

Avrasyacılar, Hun, İskit, Peçenek, Avar, Hazar, Kıpçak devletlerinin, Moğol- Tatar İmparatorluğunun kurulup genişlediği Avrasya’yı tarihi bir yapı haline getirerek Rusya tarihini de bu yapı içerisinde ele alarak Rusya’ya farklı bir konum kazandırmayı başarmışlardır. Bu siyasi yapının genişlemesi Rusya’yı merkeze çekeceği düşünülmektedir. Burada Rusya’ya Cengiz Han’ın üstlenmiş olduğu sorumluluklar verilmektedir. Yani çok uluslu devlet yapısının merkezi yöneticisi görevi, gücü elinde olan kişidir. Avrasya coğrafyasının birleştirici bir yönü olduğu belirtilerek bu yapının merkezi rolünü üstlenen Rusya’ya bütünleştirici olması için “hizmet” rolü yüklenmektedir.

Putin’in Avrasya Birliği düşüncesi de genlerini yukarda belirtmiş olduğumuz temelden almaktadır. Son zamanlarda Rus bilim adamlarının endişesi Rusya’yı bugünkü coğrafyada tutabilmenin mümkün olup olmayacağı konusunda birleşmektedir. Rusya’nın dağılmasını engellemenin yolları tartışılır olmuştur. Burada genel kabul de Avrasyacı düşüncenin çözüm olarak kabul edilmiş olmasıdır. Bunu bugün Rusya’da faaliyet gösteren Rusya’daki siyasi partilerin (merkez, sağ, sol ) politikalarında da görmek mümkündür. Rus Stratejik düşüncesi Avrasyacılığı Rus’un geleceği için tek çare olarak görmektedir.

KULLANILAN KAYNAKLAR

 

AĞCAN, Muhammet, “Klasik Avrasyacılıkta Rus Kimliği ve Jeopolitik Düşüncesi”, Akademik Araştırmalar Dergisi, Yıl:6, Sayı:23, Kasım 2004- Ocak 2005, s.169.

 

GACHEVA, A.G., “Unknown Pages from Late 1920s and 1930s Eurasianism” (1920’lerin sonundan 1930’lara Avrasyacılığın Bilinmeyen Sayfaları), Russian Studies in Philosophy, Cilt: 47, No: 1, Summer 2008, ss. 9–39.

 

GUMİLEV, Lev,  “Avrasya’nın Ritmi, (Ritmı Evrazii)”, Naş Sovyemennik (Наш современник), 1992, № 10.http://www.kulichki.com/~gumilev/articles/Article05.htm. 24.12.2010.

 

İMANOV, Vugar, “Klasik Avrasyacılık: Rus Medeniyet Kimliği İnşası”, Akademik Araştırmalar Dergisi, Sayı:35, 2007-2008, ss.1-6.

 

KAÇMARSKİY, Oleg, “Çingizhanın Mirası: Tarih, İlgi, Avrasya” (Naslediye Çingizhana: İstoria, İnterecno, Evrazia),

http://www.newsland.ru/news/detail/id/471423/cat/42/, 10.03.2010.

 

RİASONOVSKY, Nicholas V., “Afterword: The Emergence of Eurasinism”, Ed: İlya Vinkovetsky ve Charles Schlacks, Exodus to the East: Forebodings and an Affirmation of the Eurasians, JR, Idyllwild: Charles schlacks Jr. Publisher, 1996, s.115-140.

 

 

Elşan İzzetgil

 

 
  ‘Arap Baharımsı’lığı Döneminde Türkiye-İran İlişkisi   2012-03-19
  "Ortadoğu Bağlamında Türkiye-ABD İlişkileri"   2012-03-12
  "Amerika'nın Büyük Stratejisi Olarak Demokrasi "   2012-03-19
  "Bangladeş'de Anayasa Tartışmalarının Gölgesinde Siyasi Kriz   2012-03-20
  "Çin Pakistan İlişkilerinde Doğu Türkistan"   2012-03-22 00:13:23
  "Avrupa Treni Dönüyor Mu?"   2012-03-20
  "Obama -Dalay Lama Görüşmesinin ABD - Çin - Hindistan İlişkilerine Olası Etkisi"   22.03.2012
  "Özbekistan: 20 Yıllık Yeni Tarih"   22.03.2012
  "ÇATIRDAYAN AVRUPA"   2012-03-20
  "Cem Özdemir'e "Yeşil" Iışık (Mı?)"   2012-03-20
 
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU