Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Konular / Balkanlar/ "Hegemonya Mücadelesinde Rusya"

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
  Eklenme Tarihi: 2012-03-22
"Hegemonya Mücadelesinde Rusya"

Hegemonya kavramını literatürde “tarihsel zorunluluk zincirinde meydana gelmiş bir boşluğu” tamamlamak için kullanılan bir kavram olduğu belirtilmektedir. Dünyada bulunan güç boşlukları “yönetici” bir aktöre ihtiyacı vardır, aksi takdirde yeni anarşiler ortaya çıkabilir. Hegemonya kavramın temelleri tamamlayan Gramsci, “Hegemonya olgusu,  üzerinde hegemonya uygulanacak grupların çıkar ve eğilimlerinin göz önünde bulundurulmasını, belli bir uzlaşma dengesinin kurulmasını, yani yönetici grubun ekonomik-korporatif nitelikte özverilerde bulunmasını kuşkusuz gerektirir, ama bu türlü özverilerin ve böyle bir uzlaşmanın işin özüyle ilgili olamayacağı da kesindir, çünkü hegemonya her ne denli ethik-politikse de, aynı zamanda ekonomik de olmadan edemez, temelini yönetici grubun ekonominin kilit kesimlerinde yerine getirdiği kararlaştırıcı işleve dayandırmadan edemez” demiştir. Devletler yaşamında “çifte perspektif”li bir yüz gösteren “hegemonya” kavramı “zor” ile “rıza” düzeylerine yerleşmektedir. Bugün çok kutuplu dünyada daha basit bir uluslar arası düzeni yakalamak ve kendi potansiyellerini ortaya koymak için için birçok bölgesel gücün çabası fark edilmektedir. Tarihsel ve coğrafya olarak baktığımızda birçok bölge güç boşluğu yaşayan bölgelerinden ikisi: Eski Sovyetler Birliği (BDT) ve Balkanlar (Eski Yugoslavya) ülkeleri.  

Soğuk Savaş döneminden sonra hegemonya mücadelesinde bulunan Rusya Federasyonu, “savaşın” yöntemini değiştirmiştir. Rusya, kontrol etme isteğini devam ettirerek, yakın çevre politikasında ve hegemonik güç kapsamında sayılan “ekonomik unsurunu” kullanmaktadır. Böyle bir tabloyu daha somut bir şekilde tanımlamak için, Rusya’nın son iki yıl içerisinde bulunduğu jeopolitik konumunu daha aktifleştirmeye başlamıştır. Böylece 2010 yılından beri gündemde olan Rusya-Beyaz Rusya-Kazakistan arasında Gümrük Birliği 1 Temmuz 2011 tarihinden itibaren yürürlüğe girmesini öngörülmektedir. Rusya öncülüğünde olan bu birlik daha genişletilmeye düşünülüyor. Bu birliğin içerisinde Rusya Ukrayna’yı da davet ediyor, ama Ukrayna’nın tutumu çok kesin değildir. Dinamik bir süreç içerisinde giren Rusya Başbakanı 12 ve 19 Nisan’da Ukrayna’yı bir hafta içerisinde ziyaret etmiştir. Mayıs ayında da Rusya Cumhurbaşkanı Ukrayna’yı ziyaret edecektir.  Rusya jeopolitik gücüyle, Ukrayna’nın milli çıkarlarını kontrol etmeye çalışıyor. 7 Nisan’da Ukrayna’nın Cumhurbaşkanı Ukrayna’nın Rusya tarafından yönlendirilen Gümrük Birliği’ne katılma ihtimali yüksek olduğunu söylemiştir. 22 Nisan’da ise Ukrayna Dışişleri Bakanı, Kostyantın Grışçenko, Parlamento’da yaptığı konuşmasında Ukrayna’nın Gümrük Birliği ile 3+1 formülünde (birliğe üye olmadan) çalışacağının söyledi. Gümrük Birliği, Rusya başkanlığında ve Beyaz Rusya ve de Kazakistan’ın üyeliği olan uluslararası bir örgüttür. Temmuz 2011’de ise anlaşma onaylanacaktır ve bu üç ülke arasında sınır gümrükleri ortadan kaldırılacaktır. Rusya Federasyon’un amacı, “arka bahçesinde” kaybettiği etkisini tekrar kazanılmasıdır. Ortak bir ekonomik alanı yaratarak Eski Sovyetler Birliği’ne katılan ülkeler tekrar entegre olmalarına bir ilk adım olarak değerlendirilmektedir. Ukrayna’nın skeptik davranışın sebebi, ona kucak açan Avrupa Birliği’nde yatmaktadır. Ukrayna-AB arasında Serbest Ticaret Bölge Anlaşması hakkında diyalog kurmuştur. Yalnız her iki alternatif öbürünü tartışmasız bir bir şekilde dışlamaktadır. Ukrayna bu iki alternatiften birisini seçmek zorundadır.  AB-Ukrayna arasındaki diyalog pozitif olarak sonuçlanırsa Rusya-Ukrayna arasında söz konusu olan Gümrük Birliği suya düşmüş olacaktır ve via-versus.  Rusya şimdiki Ukrayna’nın Cumhurbaşkanını, Viktor Yanukoviç,  başa getirmekte ve de eski hükümeti düşürmekte çok çaba sarf etmiştir. Ukrayna için bu durum zor görünmektedir. Rusya Başbakanı, Vladimir Putin, Ukrayna’yı Gümrük Birliği alternatifini seçmesi zorlamaktadır. Aksi takdirde iki ülke arasında ticareti engellemek amacıyla duvarlar örteceğini tehdit etmektedir. Ama eğer bu birliğe katılacaksa da Ukrayna Rusya’dan gelen doğal gaz indiriminden faydalanacaktır. Domino etkisi yaratan Yanukoviç’in Ukrayna başına gelmesi, Ukrayna’nın başını telaşa soktuğunu görünüyor. Ortada ki, Ukrayna’nın milli çıkarları sorgulanacak seviyede gelmiştir. Yanukoviç Ukrayna’nın Cumhurbaşkanı olur olmaz Rusya’ya Karadeniz’deki Kırım Filosu’nu devretmiştir.  Bu da Rusya, Ukrayna’nın karasularından da faydalanması demektir. Yaratılan durum Ukrayna Anayasa’sına aykırı düşmektedir.  

Yanukoviç’in Ukrayna’nın başına geçmesi, bu ülkenin Avro-Atlantik bünyelerine entegre olmasından bir nevi uzaklaştırılmaktadır ya da böyle bir durumu tehdit etmektedir. Şimdiki Ukrayna Cumhurbaşkanı ülkesini tarafsız ilan ederek, NATO aday listesinden silmiştir. Ukrayna’nın NATO adaylığından kendini silmesi Rusya’yı tatmin etmediğini görünmektedir. Gümrük Birliği ile Rusya Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne girmesini tamamen ortadan kaldırmak istemektedir. Bu şekilde Ukrayna’nın tekrar bir turuncu devrim yapması pek mümkün görünmemektedir, çünkü bu onu AB’ye daha yakınlaştıracaktır ve de Rusya’nın imajını uluslar arası arena’da zedelemektedir. 
Rusya’nın bölgesel etkisi sadece bahsedilen “arka bahçesi”nde (Eski Sovyetler Birliği) olmamaktadır. Balkanlar’da 2001’den beri ABD ve AB’den çok Rusya’nın potansiyeli hissedilmektedir. Aslında Balkanlar gelecekte bir bütün olarak AB’nin “siyasal” bütünlüğüne ekleneceğini öngörülmüştür. Ama 2007 yılında birliğe Bulgaristan ve Romanya’nın katılımıyla, AB’nin Balkanlar’a karşı vizyonu değişmiştir. Doğu Avrupa ya da Batı Balkanlar AB’nin imajını uluslar arası arenada bir nevi zedelemiştir. Açık bir strateji olmamasına rağmen AB, gelecek 15 yıl içerisinde Balkanlar Yarımadasını kendi devamlılığı olarak değerlendirmektedir. AB’nin Balkanlar’a karşı belirsiz bir politika izlemesi ve Balkanlar’ın birçok ülkesi 1989’dan sonra yaşadığı demokrasi ve potansiyel güç noksanlığını AB dışında olan uluslar arası aktörlerin dikkatini çekmiştir. Böylece aynı bölgede bulunan Türkiye, 1987’de AB’ye katılma başvurusunu yaptığından beri potansiyel güç olmasına rağmen hala beklemektedir. Bu tabloya, Türkiye komşu ülkesi ve de AB üyesi olan, Yunanistan’ın yaşadığı ekonomik krizini de ekleyince Türkiye’yi AB üyeliğinden oldukça soğutmuştur ve bölgesel aktör olması için başka arayışlara itmiştir. Türkiye’nin Doğu’sunda bulunan Suriye, İran ve Rusya’ya ve da Batı’sında bulunan Balkanlar ülkelerine dikkatini yönlendirmiştir. 2009 yılından beri Türkiye Dışişleri Bakanı, Ahmet Davutoğlu’nun, Balkanlar’a ziyaretleri daha sık olmuştur. Türkiye, özellikle Bosna-Hersek’in çok önemli olduğunu açıkça vurgulamıştır. Orada yaşayan Müslüman nüfusun ve Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğü hassas noktalar olduklarını sık sık dile getirmiştir. Davutoğlu Sırbistan, Hırvatistan ve Bosna’nın Dışişleri Bakanlarıyla birçok görüşme yapmıştır. Bu görüşmelerde Bosna-Hersek’in istikrarı, toprak bütünlüğü ve AB’ye giriş süreci konuşulmuştur. Türkiye sadece Bosna-Hersek’te arabulucu rolünü üstlenmemiştir. Aynı zamanda, Türkiye, Bosna ve Sırbistan arasında da çok tartışılan Srebrenitsa katliamını Sırp Parlamentosu tarafından kabul edilmesi ve özür dilenmesi arabulucu rolünü oynamıştır. Türkiye’nin Balkanlar’da (özellikle Bosna-Hersek, Arnavutluk, Kosova, Sancak ve Makedonya’da) “jeo-kültürel” yatırımlar yapmaktadır. Bu yatırımlar her ülkenin ekonomik alanlarda etkilemektedir. Çoğunlukta Müslüman nüfusu bulunan Balkan ülkeleri Arnavutluk, Kosova ve Bosna Hersek ile Türkiye arasındaki ilişkilerden endişe duyan sadece AB değil, aynı zamanda bölge aktörü olan Rusya da tedirgindir. Rusya ve Türkiye arasında Balkanlar bölgesinde bir çekişme söz konusudur. Rusya, Türkiye’nin Balkanlarda jeopolitik ve tarihsel bağlantılı olarak önemli rol sahibi olduğunu görmezlikten de gelemez. Bölgesel güç olan her iki ülke Balkanları kendi güçlerini test etmek için bi saha olarak kullanmaktadır. Balkanlar’da Ortodoks dinine mensup olan Sırbistan ve Republika Srpska (Bosna’da) nüfusuna da sahip çıkmaya çalışmaktadır. Rusya, Sırbistan hükümetinin Balkanlar’da izlediği politikalarını desteklemektedir. Böylece Kosova’nın bağımsızlığını tanımaması konusunda Rusya da Sırbistan kadar katı davranmaktadır. Sırbistan’ın güneyinde, Kosova sınırında, Rusya askeri bir üs yerleştirmeye planlamaktadır. 2006 yılından beri ise,  Rusya Karadağ’ın turizm sektörünü de neredeyse tamamen ellerinde bulundurmaktadır. Pan-Slavizm ideolojisiyle hareket eden Rusya’nın Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan, Karadağ, Kosova (Mitrovitsa bölgesi-Sırpların çoğunlukta bulunduğu bölge) ve Güney Arnavutluk’ta (Ortodoks nüfusu çoğunlukta olan bölge) yatırımlar yapmaktadır. Sırbistan’ın petrol endüstrisi ve Bulgaristan’da doğal gaz endüstrisi Rusya tarafından kontrol ediliyor. Başa dönecek olursak, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı izlediği politikanın benzerini Balkanlar’da da izlediğini ortadadır. Rusya’nın 18. Yüzyılın yayılmacılık politikası değişmemiştir. Bu ideoloji bugün sadece hegemonik güç olması kavramsal düzeyinde transforme olmuştur. Rusya eski SSCB olmama ihtimali yüksektir ama tüm dinamikleri göz ünümüzde bulundurursak bugünkü çizdiğimiz Rusya da kalmayacağı ortadadır. Rusya’nın girdiği sürece, daha aktif ve potansiyel bölgesel güç olma ihtimalin yüksek oldmaktadır.
 
Erjada PROGONATI
 
  "İran'ın Nükleer Amacı ve Amerikan Kimliği"   2012-03-01
  "Apocalyptic (kıyametçi) Terörizm ve Aum Shinrinkyo"   2012-04-16
  "KRİZLER ve 'ÇEVRELEME'"   2012-03-07
  "Asya-Pasifik Bölgesinde Deniz Yollarının Artan Önemi ve Güney Çin Denizinde Vietnam - Çin Gerginliği"   20.03.2012
  "ASEAN Bölgesel Forumu Toplantısı ve Güneydoğu Asya'da Yeniden "Pax-Americana Sendromu"   2012-03-20
  "Güney Çin Denizinde Yükselen Kriz Bağlamında Asya Pasifik Bölgesinin Güvenliği"   2012-03-20
  "Çin - Pakistan İlişkilerinde Gwadar Limanı ve Bölgesel Gelişmelere Etkileri"   2012-03-20
  "Hindistan Donanması Doğu Komutanlığı'nın Etkinliğini Artırıyor"   2012-03-20
  "ÇHC XXI Yüzyılın Süper Gücü Olacak"   2012-04-04
  "Avrupa'da Sağ Popülizm Tehlikesi..."   2012-03-20
 
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU