Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Konular / Balkanlar/ "Kosova Kargaşasında: 'Cui Prodest'"

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
  Eklenme Tarihi: 20.03.2012
"Kosova Kargaşasında: 'Cui Prodest'"
Son zamanlarda Kosova’da yaratılan durum sadece Kosova kurumların ve halkın değil, aynı zamanda uluslararası arenanın de dikkatini çekmiştir. Bu durumun başlama noktası, 18 Mart Brüksel şehrinde AB arabulucusunun, Robert Cooper, nezdinde Priştina-Belgrat arasında ikili müzakereler yapılırken başlamıştır. Müzakereler daha çok vatandaşların günlük sorunlarını (iki ülke arasında serbest geçişi, kadastrolar, nüfus kütükleri, enerji üretimi gibi konular) ele almıştır. İki ülke arasında varolan resmi prosedürler müzakereler devam ettiği sürece değişmeyeceğini garanti vermiştir. Ama bu çok sürmedi, çünkü Kosova’da yaşayan Sırp kesimin Belgrat tarafından çıkartılan kimlik kartları Kosova Cumhuriyeti içerisinde Kosova vatandaşı olmalarına rağmen, geçerli olacağını kabul edilmiş oldu. Bu da Priştina’nın kendi vatandaşlarına karşı elin zayıf olduğunu göstermektedir. Kosova’nın İç İşleri Bakanı, Bajram Rexhepi kuzeyde yaşayan Sırp kesimin kuzey-güney serbest dolaşımını engellemiştir. Ayrıca, Kosova yönetimi Sırbistan’ın Kosova’dan ihracata yasak koymasına misilleme olarak Sırbistan’la gerçekleştirilen ithalata yasak getirmiş ve bu yasağın fiilen uygulanmasını sağlamak üzere ülkenin kuzeyindeki sınır kapılarının denetimini ele geçirmek için Temmuz ayı sonunda ülkenin 1 ve 31 numaralı sınır kapılarına bir operasyon düzenlemiştir.  Yaşanan bu gelişmeler üzerine KFOR komutanı Kosova savaşından bu yana bölgede ilk kez olağanüstü hal ilan etmiştir. Bunun üstüne, Sırp milliyetçilerin KFOR güçlerinin bölgedeki varlığına rağmen Mitrovica-Raşka yolu üzerindeki Rudare mevkiine 7 metre boyunda bir haç dikmesiyle yeniden tırmanmıştır. Bu durumda Kosova’da hükümet Sırp yetkileri sorumlu tutmuştur[1].

Uzun zamandır Sırbistan Batılı bir politika seyri almıştır. Başka bir deyişle, Belgrat hükümeti bir an önce AB’ye girme gayretinde bulunmaktadır. Burada entegre olaması için en büyük engelli Kosova bağımsızlığını tanımaması ve Mitroviça şehrinde yaşayan Sırp kesimin Kosova’ya henüz entegre olamaması (Güneyindeki Arnavut çoğunlukla kuzeyindeki Sırp çoğunluk arasında Ibar nehri sınır kabul edilerek bölünen Mitroviça şehri hala entegre edilmeyi bekleyen bir şehirdir). 1999 yılından beri Kosova, BM’nin çıkarttığı 1244 kararıyla yönetilmeye başlandı. Bu karar birçok uluslararası ve güçlü aktörler tarafından desteklenmiştir. 2008 yılında Kosova’da o anki geçici kurumlar self-determination ilkesine dayanarak tek taraflı olarak ülke bağımsızlığını ilan ettiler. Şimdiye kadar 76 ülke Kosova’nın bağımsızlığını tanımaktadır. 

Kosova’da yaşayan nüfusun %92 civarında etnik Arnavut olmaktadır; kuzeyinde ise, 120 bin (nüfusun %5’i) civarında Sırp yaşamaktadır. Burada yaşayan Sırp kesimi Kosova’daki Arnavut hükümetinden bağımsız olarak hareket etmektedir. Priştina hükümetinden bağımsız olarak hareket eden Kosova kuzeyinde yaşayan Sırplar, 2008 yılında bağımsızlığını tek taraflı olarak ilan eden Kosova hükümetine karşı gösterdikleri bir tepki olarak yorumlanabilir. Bu yüzden de Priştina hükümeti bölgede kontrolünden tamamen vazgeçerek AB tarafından yönetilen, EULEX ve yerel Sırp polisine bırakmıştır. Bu durum, Sırp kesimine kendine özgü idareler, mahkeme ve eğitim kurumları kurmaya el vermiştir. Bu yüzden de Kosova’nın kuzeyinde yaşayan Sırp kesimi, Kosova’nın geri kalanında yaşayan nüfus refahı farklı olmaktadır (Kosova’nın kuzeyi Sırbistan ile irtibat içinde olmaktan dolayı daha yüksek bir refah düzeyine sahiptir)[2]. 

Bu durumun iki boyutu vardır:

1. Sırp kesimi, Kosova gibi self-determinayson ilkesine dayanarak bağımsızlık istemektedir. Bu sonucun bir uzantısı olarak başka bir sonucu da izah edilebilir:

2. Şu anda tüm aktörler tarafından olmazsa da, Kosova’nın statüsünü uluslararası bir şekilde kabul gördüğünü göstermektedir. Kosova sınırları tekrar bir değişikliğe götürülemez çünkü bu Balkanlar için tehlike arz etmektedir. Sınırı değiştiği takdirde en az altı Balkan ülkesinin sınırları değişmek zorunda kalacaktır (Kosova, Sırbistan Arnavutluk, Makedonya, Karadağ, Yunanistan).

Yaratılan durum aslında “bağımsızlığı tanıma” ve “yeniden sınırlar çizme” terimlerinden öte, “uluslar arası kriz yönetimi”yle alakalı olduğunu görebiliriz. Çünkü, Kosova’da bu durum sadece Kosova’yı (ya da Sırbistan’ı) ilgilendirmemektedir. Bu durum aynı şekilde Balkanları ve de tüm potansyiel uluslararası aktörleri (ABD, AB, KFOR, EULEX) alakadar etmektedir. Sonuçta, Kosova kuzeyinde Priştina tek başına hareket edemedi. Onun bağımsızlığı ve egemenliği ciddi bir şekilde sorgulanabilir hale gelmiştir ve bu durum Kosova’nın içinde de yankı bulmuştur. Böylece, Kosova’da en büyük muhalefet partisi (Lidhja Demokratike e Kosoves- LDK) ve hükümet koalisyonunda yer almayan diğer küçük partiler (özellikle “Vetevendosya”), Haşim Thaçi hükümetine karşı eleştirilere yol açmıştır. Thaçi hükümeti uluslararası aktörlerden önce harekete geçmesi lazımdı. Bu şekilde Kosova’nın egemenliğini vurgulayarak devletin olgunlaştığı anlamını da beraberinde getirecektir. 

Kosova içerisinde sözü geçen en önemli aktör, ABD olmaktadır. ABD’nin desteği olmadan belki de Kosova’da bu durumun seyri farklı olacaktı. Başka bir faktör, AB’dir. AB, Kosova sorununda bir birlik olmaktan çok daha küçük bir devlet grubu olarak hareket etmektedir. Bunun özüne inilecekse, AB üyesi olan beş ülke (İspanya, Yunanistan, Romanya, Slovakya, Kıbrıs Rum Kesimi) Kosova’yı tanımamaktadır. Kosova’da AB imajını koruyan ve hareket eden özellikle üç ülke vardır: Almanya, Fransa, İngiltere. Bu yüzden de Kosova’da yer alan öteki aktörlere nazaran (KFOR), EULEX ikincil bir öneme sahip olduğunu diyebiliriz.

Öbür taraftan AB ve ABD, Kosova konusunda çatışmaktadırlar (bu durum görünürde böyle olmazsa da). AB uluslararası bir krizi yönetme kapasitesine sahip olduğunu ispat etme çabasında bulunmaktadır. Bunu, Bosna Hersek ve Makedonya sorunlarında kullandığı taktikten farklı bir yöntem izlemeden başarmaya çalışıyor. Taktiği: bölgeyi “sessizlikte” tutmaktır. Böylece AB, kriz yaşayan Balkan bölgeleri görünmez halde kalıplaştırarak sorunları erteletmekten başka bir şey yapmamaktadır. AB, bölgede “hukukun egemenliği” ilkesini ön planda tutarak kendi sesini duyurmaya çalışıyor. Halbuki, AB’nin bu tutumu onu sadece teoride “mükemmel” bir uluslararası aktör performansını sergilemeye izin vermektedir. 

Kosova’da (özellikle Jarinje ve Brnjak kapılarında) fiilen harekete geçen KFOR olmaktadır. EULEX emin olmayan bir aktör olarak ortaya çıkmaktadır ve bu yüzden kriz çözme retoriğini boşa çıkartmaktadır. Sonuçta, ne Kosova ne de Sırbistan aralarında olan sorunlarını çözmeden hiçbir şekilde AB’ye girme şansları yoktur. Bu durumda, gerçekten sembolik bir görev üstlenen AB, Kosova’dan çekilmek ve gelişmeleri nötr olarak beklemek belki daha anlamlı olacaktır. Bu durum Kosova’yı krizden çıkartıp daha rahat bir çözüme kavuşturabilir. AB’nin ve öbür uluslararası aktörlerin varlığı bu bölgede süreklilik kazanmasıyla yeni ortaya çıkan Kosova Cumhuriyetin olgunlaşma sürecini daha uzatmaktadır.Uluslararası aktörler burada bulunduğu sürece, Kosova, kendi gelecek plan ve projelerine karşı tecrübe noksanlığı yaşamaya devam edecektir. 

Kosova’nın içerisinde durum buyken Sırbistan’ın durumunu izah etmeye çalışalım. Belgrat geniş bir uluslararası destek görmezse de, Rusya ve Çin’in desteğini almaktadır. AB’ye girmesi için Sırbistan’ın Kosova’yı tanıması lazım. 2008 yılından beri Belgrat’a sunulan bu koşul, Sırbistan için “yasaklanmış elma” olarak kalmıştır. Bu yüzden de Belgrat savaş suçları işleyen (Mladic ve Hadzic) kişileri teslim etmiştir. Sırbistan, bu jesti Kosova’da eski yaşananları Avrupalıların hafızalarından silinsin amacıyla gösterilmiştir, ama asıl koşulu (Kosova’nın bağımsızlığını tanıma) yerine getirmeye şimdilik niyetleri olmadığını açıktır. Hatta Stefanovic-Bogdanovic ikilisi Rober Cooper’la nüfusu Sırp çoğunluğu olan Kosova’nın, Raska bölgesinde, görüşmüştür. Sırbistan bu konuda hassas davranma sebebi de Kosova tanımazlığını garanti altına almaktır (eğer Kosova’nın başka bir bölgesinde görüşmeler gerçekleşseydi uluslararası camiaya Kosova’yı tanıma mesajını vermiş olma tehlikesi mevcuttur)[3]. Sırbistan’ın şu anda izlediği taktik kendi “milli çıkarlarından” ödün vermeden durumu en azında bu şekilde dondurmaktır. Çünkü uluslararası camiadan gördüğü asgari desteği yeterli görmemektedir. Ayrıca Sırbistan’a göre şu anda varolan durum AB yoluna ilerlemek için el vermemektedir. 

Kosova’da yaşanan bu krizin çözümü ne olabilir? Her iki taraf (Priştina-Belgrat)  nasıl bir yol izleyerektir ve hangisi daha kazançlı çıkacaktır? Kısacası Kosova’nın kargaşasında kim “cui prodest”?

Bu soruların cevabını kesin olmazsa da yaşanan gelişmeler ve mevcut durumdan yola çıkılarak tahminlerde bulunulabilir. Göründüğü gibi Kosova’da durumlar hiç bir zaman istikrarlı olmadı. Priştina bağımsızlığını kazandıktan sonra da daha çok sorun braberinde getirdi. Multi-etnik bir ülke olarak, Kosova’da farklı etnilerin bir arada barış içinde yaşama kültürü henüz edinmemiştir. Kosova’nın bağımsızlık yoluna gideceği hissedildiği an Balkanlar’da olayların daha faklı bir şekilde patlak vermemesi için uluslararası camia da harekete geçmiştir. Böylece, 2007 yılında Arnavutluk ve Sırp kesimlerin Kosova’da barış içinde yaşamaları için Finlandya eski Cumhurbaşkanı, Martti Ahtisaari, bir plan ortaya atmıştır. Ahtisaari’nin ortaya koyduğu plan Kosova barışını sağlamak için ne kadar iyi niyetli olduğunu aslında şu anda sorgulanabilir hale gelmiştir. Çünkü, Martti Ahtisaari’nin Kosova planı ile ilgili olarak yaşanan diplomasi savaşı, planın asıl özelliklerini gölgede bırakıyor. Planın ayrıntılarına dikkatle baktıkları takdirde Kosovalı Arnavutlar, yerine getirmeleri gereken oldukça ciddi yükümlülükler olduğunu, Kosovalı Sırplar ise toplumlarının elde edebileceği potansiyel kazançları görebilir. Ahtisaari’nin planı, sözde bağımsız bir Kosova yaratmaktan fazlasını yapıyor[4].

Ahtisaari’nin planı herşeyden önce Kosova’yı çoklu etnik bir toplum haline getirmeyi amaçlıyor; yani plan çerçevesinde Arnavut olmayan topluluklara da önemli haklar tanınıyor. Nüfusunun yüzde 90'ından fazlasını Arnavutların oluşturduğu Kosova'da Sırp, Roman, Aşkali, Gorani, Mısırlı, Türk ve Boşnak topluluklara her alanda çok ciddi söz sahibi oluyor[5]. 

Ahtisaari planında önemli maddelerinden birisi de yerel yönetimdir. Bu konu, Arnavut çoğunluk için potansiyel olarak en büyük engel, zira Ahtisaari planı, merkeziyetçilikten oldukça uzak bir devlet yapısı oluşturulmasını ve Sırpların taleplerinin karşılanması için bir dizi yeni belediye kurulmasını öngörüyor. Örneğin Kuzey Mitroviça’da yüksek öğretim ve sağlık konularında yetki, yerel yönetime bırakılmıştır. Aynı durum, Sırpların çoğunlukta olduğu diğer belediyeler için de geçerli. Azınlıklara, ulusal düzeydeki kurumlar haricinde, yerel düzeyde de geniş yetkiler verildi. 

Ahtisaari planıyla, Kosova’nın resmi dillerinden herhangi birinde (Arnavutça ve Sırpça) eğitim hakkı ve ulusal simgelerin, dilin ve alfabenin serbestçe kullanılması garanti altına alındı. Küçük azınlıkların, nüfusun yüzde 10’undan fazlasını oluşturduğu yerlerde Belediye Meclisi başkan yardımcılığı görevi, küçük azınlıklardan bir temsilci tarafından yürütülecek. Ohri Çerçeve Anlaşmasında da öngörüldüğü üzere, Kosova toplumunun çoklu etnik yapısı, kamu hizmetinin her seviyesine yansıtılacak. Bu plan BM Genel Sekreter, Ban-Ki-Moon’un ortaya koyduğu altı noktayla birlikte Sırp kesimine otonomiye doğru ilerlemelerine yol açmıştır[6].

Bu yapıda olan Ahtisaari Planı kabul gördüğünde, taraflar (özellikle Kosova’nın Arnavut yetkilileri) muhtemelen sıralar arasındaki detayları okumamıştır. Ahtisaari, Kosova’nın evrim sürecinde geldiği yeni aşama için bir çerçeve sunuyor. Plan, gerçekten bağımsızlık zamanı geldiğinde bölgedeki koşulların da bu tür bir çözüm için elverişli olması umuduyla, bu aşamanın biraz uzun bir döneme yayılmasını öngörüyor. Şu anda yaşanan gelişmeler ile Ahtisaari Plan’ın ışığında olması gerekenler örtüşmemektedir. Ahtisaari’nin vizyonunun kararlılıkla uygulanması için, Kosova’daki topluluklarına düşen görev, çoklu etnik yapılarını koruyabileceklerini kanıtlamak. Bu durum hiçbir zaman sağlanamamıştır. Gittikçe istikrarsızlığa sürüklenen Kosova, gelecekte yapısında daha büyük sorunlar taşıması ihtimali yüksektir. Bu belirsizliğin açığa kavuşması için acilen adımlar atmakla değil, durumu tekrar analiz ederek hareket etmektir. Kosova’da siyasi karar alan elit, Kosova’nın geleceğini (toprak bütünlüğünü ve egemenliğini) garanti altına alarak hareket etmelidir. Aksi takdirde, orada yaşayacak olan gelecek nesiller “etnilerin çatışması” patolojisini miras olarak almış olacaktır. 

Kaynakça

1)http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=1114:kosova-mitrovicadaki-son-gelimeler&catid=95:analizler-balkanlar&Itemid=143

2) http://www.transconflict.com/2011/08/north-kosovo-the-underestimated-conflict-at-the-heart-of-the-balkan-powder-keg-048/

3) http://www.transconflict.com/2011/08/serbia-and-kosovo-the-eu-condition-058/

4)http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=1114:kosova-mitrovicadaki-son-gelimeler&catid=95:analizler-balkanlar&Itemid=143

5)http://www.setimes.com/cocoon/setimes/xhtml/tr/features/setimes/articles/2007/05/21/reportage-01

6)http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=1114:kosova-mitrovicadaki-son-gelimeler&catid=95:analizler-balkanlar&Itemid=143

Erjada PROGONOTI

 
     2012-03-19
  BM Güvenlik Konseyi'nin 541 ve 550 Sayılı Kararlarının Hukuken Geçersizliği   2012-03-01
  "SCHENGEN'E İTALYAN AYARI"   2012-03-20
  "Küreselleşmenin Fenomeni: Uluslararası Kuruluşlar"   2012-03-23
  '5.Madde, NATO, Türkiye, Rusya Federasyonu ve Suriye Krizi'   2012-04-21 20:03:21
  "Koruma Yükümlülüğü ve Suriye - 1"   2012-04-23
  "BM Güvenlik Konseyi'nin 541 ve 550 Sayılı Kararlarının Hukuken Geçersizliği"   2012-03-01
  "Hukukun Küreselleşmeye Teslimi"   2012-04-25
  "Doğruyu Yanlış Yapmak, KKTC Bağımsızlık Bildirgesi'ndeki İdeolojik Hata (II)"   2012-04-30 23:13:16
  "İran ve İnsan Hakları"   2012-05-10 16:02:33
 
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU