Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Konular / Türkiye/ Truman Doktrini'nden "Obama'nın Favori Müttefikliğine"...

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
  Eklenme Tarihi: 2012-01-14
Truman Doktrini'nden "Obama'nın Favori Müttefikliğine"...

Arap Baharı ve Hürmüz ile birlikte zirve yapan İran-Suriye merkezli Ortadoğu krizi, Ankara'daki diplomasi trafiğini hızlandırmış vaziyette. Amerikalı yetkililerin biri gelip, diğeri giderken, Türkiye-İran arasındaki uçak seferleri de sıklaşmış vaziyette. Burns sonrası Larica'nin Türkiye ziyareti bunun bir göstergesi.

Bu ziyaretler öncesi ve sonrası yapılan bir takım açıklamalar da Türkiye'nin bölgede yükselen profiline dikkatleri çekiyor. Açıklamaların bir kısmı "aba altından sopa gösterme" olarak kendini hissettirirken, diğerleri yeni bir geleceğe doğru "mavi boncuklar" ile "hafif kıskançlıklar" arasında gidip gelmekte...

Bu yazının başlığına ilham olan Jarusalem Post'un, "Obama'nın favori müttefiki artık İsrail değil, Türk hükümetidir" yorumu da bu tespitimizi bir kez daha teyit ediyor.

Bu noktada ABD Dışişleri Bakan Yardımcıları Burns ve Gordon ikilisinin verdiği mesajlar, Ankara-Washington hattında bir dönüm noktası oluşturan 1 Mart Tezkeresi ve "Çuval Hadisesi"nin altından çok suların geçtiğine işaret etmesi itibarıyla dikkat çekici.

Bir diğer ifadeyle, "stratejik ortaklık" ile "model ortaklık" arasında gidip gelen ve "ekseni hizaya getirme" noktasında çok sayıda örtülü operasyona  sahne olan ilişkilerin, bundan sonraki süreçte daha farklı bir boyutta seyir izleyeceğinin sinyalleri kendisini Füze Kalkanı ve sonrası yaşanan gelişmeler ve özellikle de "Arap Baharı" ile göstermeye başlamış durumda.

Son dönemde Türkiye-İran, Türkiye-Suriye ve hatta İsrail ile yaşanan ikili-bölgesel krizlerin arka planında yatan en önemli neden de, bu yeni sürecin kendisi...

Çünkü, Amerika'nın Irak ve Afganistan'dan çekiliyor olması ve Obama'nın açıkladığı, özü itibarıyla kısmen "Üçüncü Monroe Doktrini"nin ilanı olarak da kabul edilebilecek olan yeni savunma stratejisi, etkin bir mücadele için ABD'yi kıtaya davet ediyor. ABD, iktisadi-mali anlamda kan kaybını durdurmak, Amerikan karşıtlığını azaltmak, Çin ile uzun soluklu bir mücadeleye doğru "oksijen depolamak" ve "beni daha çok ararsınız" türünden bir mesaj vermek için, "bana müsaade beyler" diyor.

Dolayısıyla, İngiltere'nin sömürgelerini devretmek zorunda kaldığı krizin belki de daha şiddetlisini yaşayan Amerika, "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olacağını" net bir şekilde anlamış vaziyette.

Nasıl anlamasın? Kendisi "Dünya'nın Efendisi" olması yolunda milyar dolarlar akıtır ve trilyon dolarlar borçlanırken, hemen yanı başındaki "Monroe Alanı" isyanları oynuyor, halkı Wall Street'i basıyor ve İran devlet başkanı Ahmedinejad, Venezuela'dan "selam olsun Bolu Beyi'ne" diyor.

Bundan dolayı Amerika bu savaşı, bu yöntemle ve maliyetle yürütemeyeceğini anlamış durumda. İslam coğrafyasından sistematik ve kontrollü bir şekilde çekiliş, onun için tek yol.

Fakat bunu yaparken, aynen İngiltere örneğinde olduğu gibi, bölgeyi de kendi kaderine terk etmek istemiyor. Aksi takdirde "otokratik güçler" bölgeyi kafalarına göre dizayn edebilirler. Dolayısıyla burada, Obama'nın iktidar yürüyüşünde dile getirdiği "küresel ortaklıklar" devreye giriyor.

ABD'nin mecburiyetlerinden kaynaklanan bu "zoraki ortaklık" bölgede yeni ve farklı bir işbirliği sürecine işaret ediyor..

Burns, "Gerek İran gerek iki ülkeyi ilgilendiren diğer konularda Türkiye ile birlikte çalışmak isteriz" derken ve Türkiye'nin Ortadoğu için çok önemli bir model olduğunun altını çizerken; Gordon'un da, ABD'nin yeni savunma stratejisi çerçevesinde "Türkiye'nin çok kritik öneme sahip bir müttefik olmaya devam edeceğini" söylemesi işte bu açıdan anlamlı.

Aslında bu husus uzunca bir süredir CIA Türkiye Masası eski şefi olan Fuller'in "Yükselen Bölgesel Aktör Yeni Türkiye Cumhuriyeti" ile "İslamsız Dünya" ve Gordon'un Ömer Taşpınar ile kaleme aldığı "Türkiye'yi Kazanmak: Türkiye Batı İçin Neden Vazgeçilmez" adlı kitaplarında dile getirilmekteydi.

Fakat, ortada bir sorun vardı: Türkiye, eski Türkiye değildi.

Dolayısıyla Yeni Türkiye gerçekliği ile yüzleşmek zorunda kalan ABD, Truman Doktrini'nin altından çok suların geçtiğini, geç de olsa anladı.

Bir diğer ifadeyle, Türk-Amerikan ilişkilerinde tek taraflı, verilen projelerin uygulayıcısı ve iyi-sadık bir ileri karakol anlamına gelen, ABD-egemen bir ilişki olarak kabul edilen, bundan dolayı da "millilik", "tam bağımsızlık" ve "irade" noktasında tartışmalara yol açan "Truman Türkiyesi" yerine Yeni Türkiye gerçekliği ile hareket eden bir Obama yönetimi var.

ABD bunu anladı anlamasına ama bazıları halen bu durumu kabul etmek istemiyor. Jarusalem Post'un yorumu işte bu yüzden önemli...

 

Doç. Dr. Mehmet Seyfettin EROL

 
  "İran'ın Nükleer Amacı ve Amerikan Kimliği"   2012-03-01
  "Apocalyptic (kıyametçi) Terörizm ve Aum Shinrinkyo"   2012-04-16
  "KRİZLER ve 'ÇEVRELEME'"   2012-03-07
  "Asya-Pasifik Bölgesinde Deniz Yollarının Artan Önemi ve Güney Çin Denizinde Vietnam - Çin Gerginliği"   20.03.2012
  "ASEAN Bölgesel Forumu Toplantısı ve Güneydoğu Asya'da Yeniden "Pax-Americana Sendromu"   2012-03-20
  "Güney Çin Denizinde Yükselen Kriz Bağlamında Asya Pasifik Bölgesinin Güvenliği"   2012-03-20
  "Çin - Pakistan İlişkilerinde Gwadar Limanı ve Bölgesel Gelişmelere Etkileri"   2012-03-20
  "Hindistan Donanması Doğu Komutanlığı'nın Etkinliğini Artırıyor"   2012-03-20
  "ÇHC XXI Yüzyılın Süper Gücü Olacak"   2012-04-04
  "Avrupa'da Sağ Popülizm Tehlikesi..."   2012-03-20
 
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU