Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Konular / Türkiye/ Amerikasız Bir Ortadoğu'ya Doğru "Yeni Türkiye"...

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
  Eklenme Tarihi: 2012-01-12
Amerikasız Bir Ortadoğu'ya Doğru "Yeni Türkiye"...

Tarihsel anlamda inişli-çıkışlı bir seyre sahip olan Türk-Amerikan ilişkileri yeni bir döneme girdiğinin güçlü sinyallerini veriyor. Bir diğer ifadeyle Ankara-Washington arasındaki "araf" durumu sona ermiş gibi. Bunu biz değil, bizzat Amerikalıların kendisi söylüyor, hem de uzunca bir süredir...

Örneğin, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı William Burns ile dışişleri bakanı Hillary Clinton’un “Avrupa ve Avrasya İlişkileri’nden Sorumlu Bakan Yardımcısı” olan Philip H. Gordon'un son açıklamaları bu türden...

Açıklamaların zamanlaması çok önemli. Burada bir çok yazar ve analizci gibi hemen, kestirmeden İran dememek gerek. Bu, bizi büyük bir yanılgıya götürür. O yüzden resmin bütününe bakmak ve bu bütünlük içinde önemli bir dönüm noktası anlamına gelen ABD'deki yön değişikliğine dikkatleri çekmek gerekiyor...

Burada, Obama'nın “yeni bir döneme geçiş”, “yeni bir yönelim” kavramlarını vurgulayarak sunduğu yeni stratejisinin ana hatlarını çizen “ABD’nin Küresel Liderliğini Korumak İçin 21. Yüzyılın Savunma Öncelikleri” başlıklı rapor oldukça önemli. Çünkü açıklamalar, bu raporun yayımlanması sonrası ikili ilişkileri daha bir anlamlandırmaya yönelik. Bir diğer ifadeyle "tamamlayıcı" türden ve Soğuk Savaş sonrası bir türlü tanımlanamayan Ankara-Washington eksenindeki ilişkilerin adı da artık "Okay/OK!"...

O yüzden söz konusu raporu ve ona giden süreçte uluslararası sistemde yaşanan kırılma noktalarını, ABD'nin Hegemonya sürecindeki kilometre taşları ve Türkiye'nin yeri itibarıyla irdelemek gerekiyor. Ne de olsa, "şeytan detayda gizlidir"...

Peki, o zaman sormaya başlayalım; İkinci Dünya Savaşı sonrası Soğuk Savaş'ın başlangıç yıllarında Missouri ve Providence zırhlılarının 5 Nisan 1946 tarihinde İstanbul'a demir atmalarıyla başlayan "Love Affairs" sonrası "uzatmalı flörtlerin" yaşadığı türden bir barışık-bir küskün, bir dargın-bir sevecen ilişkilerde şimdilerde nasıl bir tanım söz konusu? İhtiras ve ihanetler bağlamındaki küllerinden yeni bir aşk mı doğuyor? Ve bu yeni tanıma giden süreçte "bilek güreşinin" galibi kim?

Ne de olsa, "Sezar'ın hakkı Sezar'a"...

Bu sorulara sağlıklı bir cevap verebilmek için geçmişe kısa da olsa bir yolculuk yapmamız gerekiyor, ne de olsa tarih tekerrürden ibarettir.

"Balık" olarak adlandırılan hafızamızı zorladığımızda karşımıza neler çıkmıyor ki, hatırlayın... Missouri Boğaz'a demir attığı dönemde Türkiye nasıl bir tehdit ile karşı karşıyaydı ve Ortadoğu bölgesi kimler arasında el değiştiriyordu? Daha net bir ifadeyle İngiltere niçin Ortadoğu'yu ve bu bağlamda Türkiye üzerindeki politikalarını Batı dünyasının "Yeni Efendisi" ABD'ye devrediyordu? Devir sonrası ilan edilen 1947 tarihli o meşhur Doktrin'in adı neydi? MEDO-NATO arasında gelgitler yaşayan Türkiye ile ilgili olarak nihai karar hangi olay üzerine verilmişti? Kim kazanmış, kim kaybetmişti ve bu kararda Kore'ye asker göndermek ne anlama geliyordu?

Bu sorulara verilecek sağlıklı cevaplar, hiç kuşkusuz, Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceğiyle ile ilgili olarak bizleri daha sağlıklı bir analiz yapmaya götürecek. O zaman bu sorularda saklı olan cevaplarla, tespitlerimizle yazımıza devam etmek kaçınılmaz...

Burada yapılacak en önemli tespit, Türk-Amerikan ilişkilerinde bir dönüm noktası oluşturan Ortadoğu coğrafyası ve bu süreçte yeni bir dünyanın kuruluyor olmasıdır. Avrupa kaybetmiştir ve onun yerini ABD almıştır. Avrupa'yı, özellikle de İngiltere'yi bitiren hadise, içine girdiği mali ve iktisadi krizdir.

Çünkü, İkinci Dünya Savaşı İngiltere başta olmak üzere, Avrupalı sömürgeci güçleri bitirmiş ve onları ya sömürgelerinden çekilmeye ya da bu sömürgelerini devretmeye zorlamıştır. Stalin Rusya'sı ve "Sovyet Talepleri" ise bu dönemde "Demoklesin Kılıcı" gibi Türkiye'nin üzerinde sallandırılmaktadır. Başta ABD olmak üzere, İngiltere ve diğerleri Sovyetleri adım adım tuzağa düşürmüşlerdir. İkinci Dünya Savaşı konferanslar serisi buna şahittir. Aynı şekilde, Türkiye'deki siyasi iradenin içinde bulunduğu durum ve tercih de bu süreçte oldukça etkili olmuşa benzemektedir.

Türk-Amerikan ilişkilerini şekillendiren ve önümüzdeki sürece ışık tutacak olan tarihsel arka plan ve bu noktadaki tespitlerimiz, hiç kuşkusuz bu kadarla sınırlı değil. Dolayısıyla, yarın yayınlanacak olan yazımızda bu hususları işlemeye devam edeceğiz...

 

Doç. Dr. Mehmet Seyfettin EROL

 
  ‘Arap Baharımsı’lığı Döneminde Türkiye-İran İlişkisi   2012-03-19
  "Ortadoğu Bağlamında Türkiye-ABD İlişkileri"   2012-03-12
  "Amerika'nın Büyük Stratejisi Olarak Demokrasi "   2012-03-19
  "Bangladeş'de Anayasa Tartışmalarının Gölgesinde Siyasi Kriz   2012-03-20
  "Çin Pakistan İlişkilerinde Doğu Türkistan"   2012-03-22 00:13:23
  "Avrupa Treni Dönüyor Mu?"   2012-03-20
  "Obama -Dalay Lama Görüşmesinin ABD - Çin - Hindistan İlişkilerine Olası Etkisi"   22.03.2012
  "Özbekistan: 20 Yıllık Yeni Tarih"   22.03.2012
  "ÇATIRDAYAN AVRUPA"   2012-03-20
  "Cem Özdemir'e "Yeşil" Iışık (Mı?)"   2012-03-20
 
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU