Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Konular / Afrika/ "Japon Dış Politikasında Afrika"

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
  Eklenme Tarihi: 2012-03-30
"Japon Dış Politikasında Afrika"

Geçmişten bugüne Japonya’nın Afrika’ya yönelik algısı coğrafi mesafe ile doğru orantılı olmuştur. Psikolojik uzaklığın da etkisiyle beraber ne resmi olarak ne de bireysel bağlantılarla ikili ilişkiler yoğunluk kazanabilmiştir. Meiji reformlarından II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Japonya, Afrika’ya hükümet seviyesinde bile ilgi göstermemiştir. Sadece 1920’li yıllarda diplomatik ilişki tesis edilmekle yetinilmiş, bu bağlantılar da Japonlar’ın Almanya ve İtalya ile birlikte savaşa girmesi yüzünden II. Dünya Savaşı’nda kopmuştur. Japonlarla imzalanan 1951 San Francisco Anlaşması ile Japonya tekrar uluslar arası zemine ayak basabilmiş, dolayısıyla Afrika ile ilişkilerinin yolu açılmıştır. Afrika ülkelerinin 1950’lerde ve 1960’larda bağımsızlık kazanmaya başlamalarıyla beraber önemli bir fırsat doğmuştur. Ancak Japonların Batı bloğu içinde ve sadece sistemin öngördüğü ölçüde ilişkilerini geliştirme şansı olmuştur. Bir de buna Japon liderlerinin ve kamuoyunun, kıtaya karşı ilgisizliğini eklemek gerekmektedir. 1950’ler boyunca pek çok Afrikalı lider Japonya’yı ziyaret ederken, bu ülkeden Afrika’ya herhangi bir ziyaret gerçekleşmemiştir.

Japonya’nın, Afrika gibi bir kıtanın varlığının gerçek manada farkına varması 1973 petrol krizi ile mümkün olabilmiştir. İsrail-Arap Savaşı ile yaşanan bu kriz, petrol fiyatlarının artması ile Japon sanayisinin kısa süreli bir şok yaşamasına sebep olmuştur. Bu dönemde Japonya tarafından ilk resmi ziyaret Dışişleri Bakanı seviyesinde ve doğal kaynak diplomasisi çerçevesinde gerçekleşmiştir. Ancak bu ziyaretle Japonların Afrika kıtasının sorunlarıyla tanışması mümkün olmuştur. Ülkenin, Batılı devletler gibi olumsuz bir sicile sahip olmayışı kıtaya girişinde kolaylık sağlamıştır. 1974 yılında da ODA yardımlarından Afrika’ya da pay ayrılması kararı alınmıştır. Resmi ifadesiyle stratejik yardımlar, zengin doğal kaynaklara sahip üçüncü dünya ülkeleriyle kurulan ilişkilerin bir aracı olmuştur. Takip eden yıllarda Japonya’nın kıtaya ilgisi ve ekonomik yardımları sürekli artık göstermiştir. Örnek vermek gerekirse 1973-1975 yılları arasında ODA yardımlarının Afrika’ya yönelik oranı %2,4’den %6,9’a, yani 59 Milyon dolara yükselmiştir.

1980’lere gelindiğinde Japonya’nın Afrika’ya olan ilgisi kalıcı hale gelmeye başlamıştır. Bu ilginin gerçekte üç ana sebebi bulunmaktadır:

1)     II. Dünya Savaşı sonrasında ABD ile tesis edilen ittifak ilişkisi

2)     Japonya’nın gelişen ekonomisini dünya ile entegre etme çabası

3)     Japonya’nın dünya politikalarında daha fazla söz sahibi olarak küresel bir güç haline gelme hedefi.

Japonya, II. Dünya savaşından yenik çıkmasıyla birlikte dış politikasını ve ekonomik ilişkilerini bütünüyle Batı Bloğu ve özelde ABD eksenine oturtmuştur. Ayrıca Soğuk Savaş yıllarının ilk dönemlerinde Afrika ülkelerinin kalkınmasının yolu, Batı tipi ekonomik modellerle gerçekleşeceği yönünde bir inanç hakim olmuştur. Ayrıca bu dönemde Afrika ülkelerinin genelinde komünist yönetimlerin bulunması, Japonya’yı ikili ilişkilerde pasif konumda bırakmıştır.

Japonya, savaş sonrasında harap olan ülkesini, doğru ekonomik faaliyetlerle yeniden inşa etmiştir. Sanayisi geliştikçe ekonomik güce de aynı oranda sahip olmuş ve ülke sınırları dışına çıkma arzusu belirmiştir. 1973 krizini iyi değerlendiren Japonya, diğer dünya güçleri sarsılırken bir müddet sonra kendi para birimini değerli tutmayı başarmıştır. Böylece üçüncü dünya ülkelerine artan miktarlarda yardım yapılmış ve 1988 yılında Japonya, dünya çapında yardım yapan ülkelerin başında yer almaya başlamıştır. Söz konusu ekonomik başarılar Japonya’nın dünya ekonomileri içinde önemli bir yere sahip olmasına imkân vermiş ve bu da Afrika kıtasına girişte kolaylaştırıcı bir etken olmuştur.

Japonların ekonomik bir güç haline gelmesi, dünya çapında bir aktör olma hedefini doğurmuştur. Özellikle BM Güvenlik Konseyi’nde daimi üyelik kazanma arzusu, Afrika ülkeleriyle olan ilişkilerinde belirleyici hale gelmiştir. Bugün bile aralarında Japonya’nın da bulunduğu pek çok devlet, Afrika’ya yapılan ekonomik yardımlar karşılığında bu ülkelerin BM’de oy hakkını kendi lehine kullanmayı istemektedir. Zira Afrika kıtasında bugün itibariyle elliden fazla BM üyesi devlet bulunmaktadır.

Japonya’nın Afrika ile olan ilişkilerinde 2001 yılında Başbakan Yoshiro Mori’nin ziyareti özel bir dönemi işaret etmektedir. 1990’larda başlayan TICAD (Afrika’nın Kalkınmasına İlişkin Tokyo Konferansı) sürecinin devamı olarak, 2000’lerde ilk kez başbakan seviyesinde ziyaretin yapılmış olması, kıtaya yönelik ilginin artarak devam ettiğinin bir göstergesidir. 1990’larda Japonya’nın yaşadığı ekonomik kriz ve krizin 2001’deki ziyaret sırasında da etkisini göstermeye devam etmesi, Afrika ile olan ilişkileri etkilememiştir. Ayrıca Japon kamuoyunun Afrika gibi uzak coğrafyalara olan ilgisinin az olması ve Mori’nin bu ziyaretle ülke içindeki oy oranını büyük ölçüde yitirmesi, Japon dış politika karar alıcılarının kıtaya yönelik politikalarına olumsuz etkide bulunmamıştır. Her ne kadar ziyaret, sadece Kenya, Güney Afrika ve Nijerya gibi doğal kaynaklar bakımından zengin olan ülkelere yapılmış olsa da, Japonya’nın bu tarihlerde kıtanın neredeyse tamamına hitap eden faaliyetleri bulunmaktaydı. Japon devlet adamlarının bu türden ziyaretleri, ülkenin G-8 zirveleri başta olmak üzere Afrika’ya dair sorunları gündeme taşıma politikalarına paralel konumdadır. Zira Japon karar alıcıları Afrika politikalarını sadece TICAD ve ODA gibi konferanslarla değil bizzat hükümet seviyesinde yürüttüğünü göstermektedirler.

Dış Politika Aracı Olarak TICAD

Japonya Afrika’yla alakalı olarak gittikçe artan boyutta ve daha yakınlaştırıcı girişimlerde bulunmaktadır. Artmakta olan ilgi, geçtiğimiz yirmi yıl boyunca ivmesini de arttırmıştır. Afrika’ya yönelik yapılan hibe yardımları noktasında Japonya, dünya ülkeleri arasında ilk sırayı almaktadır. Bu istatistik, ülkelerin kıtayla ilgili bağlarının ne kadar sağlam olduğunun göstergesidir. Gerçekte 1980’li yılların sonlarında başlayan söz konusu ilgi, Japonya’nın üçüncü dünya ülkeleriyle olan ilişkilerinde parasal yardım ve altyapı geliştirme faaliyetlerini başlangıç itibariyle araç olarak kullanmıştır. 1960’lı yıllarda başlayan ODA yardımları, üçüncü dünyaya yapılan yardımları içermekteydi fakat Japonya’nın Kara Kıta’ya girişinin kurumsal alt yapısı için ihtiyaç duyulan yapısal oluşum, TICAD’ın kurulmasıyla giderilmiş oldu.

Başbakan Mori’nin 2001 ziyaretiyle Japonya’nın kıtaya olan ilgisinde yeni bir döneme girilmiş oldu ve bu girişim 1993 yılında TICAD’ın ilk toplantısıyla meyvesini vermiştir. O güne kadar istikrarlı bir yardım projesi olan ODA, değişen dünya koşulları içinde Japonya’nın stratejik dönüşümünün bir parçası olmaktan uzaktı. Dolayısıyla artan finansal dönüşümün sağlayıcısı olarak TICAD, Japonya’nın Afrika Kıtasına girişini simgelemektedir.

TICAD-1: Başlangıcı itibariyle TICAD, Japonya’nın yardım sağlayan ülkelerle, yardımdan yararlanan ülkeler arasında diyalogu sağlamak amacı taşımaktadır. 1993 tarihine kadar uluslararası çaptaki yardım toplantıları, genelde bağışı yapan ülkeler arasında bir forum olma özelliği taşımaktaydı. Ülkeler arasında değişen şartları göz önüne alan Japonya, aynı yıl BM’ye ve pek çok NGO (Hükümet dışı örgütler) üyelerine yaptığı çağrıda, kendi sponsorluğunda bu türden bir ev sahipliğine gitme teklifinde bulundu. Bu yönüyle TICAD, tek taraflı değil BM örgüt sisteminin bütün özelliklerini bünyesinde barındıran bir oluşumdur.

Japon dış politika karar alıcılarına göre, TICAD’ın özellikle Afrika için seçilmesinin üç önemli sebebi bulunmaktadır:

1) Öncelikle Japonya, Afrika halkının insani gereksinimlerinin karşılanmasına kendi ülkesinin zenginliğinin bir parça da olsa katkısı olacağını düşünmektedir.

2) Japonlar, dünyanın diğer ülkeleri ve özellikle büyük güçlerinin bir müddettir zaten Afrika’ya yardımlarda bulunduğunu ama kendisinin bu yardımlarda geç kaldığını fark etmiş durumdadır.

3) Bir Asya ülkesi olarak Japonya, Asya Kalkınma Modelini uygulayarak bulunduğu konuma gelmiştir. Batıdan dayatılan ekonomik programların aksine Japonlar, Afrikalıları kalkındırmayacak, onlara “Balık tutmayı” öğreteceklerdir.

İlk TICAD konferansı Ekim 1993’de toplanmıştır. Forum 48 Afrika ülkesinden yaklaşık 1000 katılımcı, 13 bağışçı ülke, 10 uluslararası örgüt ve 45 NGO tipi oluşuma ev sahipliği yapmıştır. Toplantının sonuç bildirisi, Japonya’nın öngördüğü Asya Modeli Kalkınma Prensibini içermesi dolayısıyla bir ilktir. Ayrıca dikkat çeken bir yönü de, Kalkınma Projelerinin taraflar arasında bir eşitlik ve karşılıklı etkileşim anlayışını içermesidir. Burada IMF ve Dünya Bankası’nın, muhataplarına dikte ettiği projelere bir atıf dikkat çekmektedir. Bunun yanında toplantının sadece devletler bazında değil “Kendini gelişime odaklayan her seviyede katılıma” açık olması önemlidir. Söz konusu prensip, bundan sonraki ODA konferanslarının da ana fikri haline gelmiştir. TICAD kurumunun temel felsefelerinden bir diğeri, Dünya Bankası’nın yaptığının aksine, ekonomik ve sosyal reformları bir arada gerçekleştirmek ve bunu yaparken her ülkenin kendine özgü şartlarını göz önüne almaktır. Japonya’nın yol haritası olarak öne sürdüğü Asya Kalkınma Modeli’nin başarıya ulaşmasında etkili olan faktörler; güçlü bir liderlik, fonksiyonel hükümet idaresi ve uygulanacak uzun dönemli kalkınma stratejileridir.

TICAD’ın ilk toplantısında elde edilen kazanımlara bakıldığında daha çok sembolik unsurlar göze çarpmaktadır. Fakat Asya-Afrika diyalogunun geliştiriliyor olması en önemli sonuç sayılmalıdır. Konferansın sonuç bildirisine de yansıdığı gibi, ilk toplantıdan itibaren Asya’nın teknoloji ve ekonomik kalkınma birikimi/tecrübesi Afrika’ya istikrarlı biçimde aktarılmaya başlanmıştır. Somut gelişmeler itibariyle TICAD bünyesinde kurulan “Demokratik Kalkınma için Ortaklık”, “Çatışmaların Önlenmesi ve Sorunların Çözümü” ve “Afrika Yardım Girişimi” gibi kurumlar ele alınabilir. Söz konusu girişimler, Afrikalı liderler için bir vaatten çok Japonya’nın kıtaya dönük iyi niyeti olarak yorumlanmıştır. Bunun sonucu olarak da 1996’da Afrika ülkelerinin blok oyları sayesinde Japonya, Asya Kıtası BM Geçici Güvenlik Konseyi üyeliğini, Uluslararası Adalet Divanı Yargıçlıklarını ve BM Mülteciler Yüksek Konseyi Başkanlığını elde etmiştir.

TICAD II: TICAD I’in dönemi, dünya çapında bazı jeo-stratejik ve finansal dönüşümlere sahne olmuştur. Soğuk Savaş sonrasında kalkınma yardımlarının boyutları ciddi anlamda değişimler göstermiş ve düşüşler yaşanmıştır. Doğu Asya finans krizinin halen sürmekte olduğu o dönemde, Japonya da bundan nasibini alacak ve Afrika’yla birlikte dış yardımlar konusunu bir ölçüde geri plana itecektir. Buna örnek verilecek olursa krizin etkisini en fazla hissettirdiği dönem olan 1994-1997 arasında ODA yardımları, %10’luk bir bütçe kısıntısına gitmiştir. Söz konusu gelişmeler sonucunda Japonya, ODA yardımlarını, yeni ilkelerle tekrar değerlendirmiştir. Yardım edilen ülkelere karşı elde tutulan sorumluluklara bağlılık sözü verilirken, hedef ülkelerin iç politik şartları, demokratikleşme seviyeleri, insan haklarına uyma derecelerini ve pazar ekonomisine yeteri kadar imkan sağlayıp sağlayamadıkları da birer kıstas olarak kabul edilmiştir.

Bununla beraber şunu da ilave etmek gerekir ki 1990’lı yıllar boyunca Japonya’nın dış yardımlar konusunda ana eksenini oluşturan ODA, bir takım reformlara tabi tutularak amaç ve ilkelerinde değişiklik yaşamıştır. Yoksul ülkelerin ekonomik kalkınmalarına ilave olarak, temel insani ihtiyaçların giderilmesi ve açlıkla mücadele de temel ilgi alanı haline gelmiştir. İşte bu şartlar altında 1998 yılında toplanan TICAD II, 120 farklı ülkeden 400’ün üzerinde katılımcıya ev sahipliği yapmıştır. Toplantının gündemi ise “Açlıkla Mücadele ve Afrika’nın Global Ekonomiye Entegrasyonu” olarak belirlenmiştir. Konferansın öncelikli amacı açlık tehdidini sınırlandırmak iken, borçlar konusu buraya dahil edilmemiştir. İkinci olarak ise Afrika ülkelerine kendi kararlarını vermede gerekli imkanların sağlanması düşünülmüştür. Asya-Afrika işbirliğinin geliştirilmesinin de vurgulandığı konferansta, bunu sağlayıcı faktör olarak Japonya’nın tecrübeleri söz konusu edilmiştir. TICAD I, Afrika’nın gelişmede ve kalkınmada yaşadığı sorunları tespit ederken, TICAD II bu sorunlu alanların üzerine odaklanmış ve bazı somut olmayan çözüm önerileri teklif etmiştir. Ülke ile kıta arasında işbirliğinin geliştirilmesi imkanları TICAD II ile sağlanmıştır. Ayrıca TICAD II’de, kıtada pirinç üretimiyle ilgili tesis edilen NERICA adlı örgüt, konferansın önemli bir kazanımı olarak kabul edilmiştir. Afrika’da ekonomik kalkınmayı hedefleyen NEPAD ile bağlantının kurulması 1998’deki söz konusu forum ile mümkün olmuştur. Japonya, konferansın sonunda 2003’e kadarki süreç için 2.75 milyar Dolarlık yardım sözü vermiştir.

TICAD III: TICAD toplantılarının ilk ilkesi her ne kadar bazı başarıları beraberinde getirmişse de, 1998 yılından sonra Japon Dışişleri Bakanlığı yetkilileri de dahil olmak üzere kimse yeni bir konferansın toplanmasına ihtimal vermemekteydi. Genel kanı, önceki görüşmelerde çizilen yol haritasının sonraki süreçte taraflarca devam ettirileceği yönündeydi. Fakat Japonya, yaşanan ekonomik krize rağmen TICAD sürecini devam ettirmeye çaba göstermiştir. Güvenlik Konseyi Geçici Üyeliği dahil olmak üzere, dünyada Afrika’ya yönelik yardım faaliyetlerinde öncü rolü oynamak Japonlar için vazgeçilmez hedefler arasındaydı. Buna Asya Kalkınma Modelinin başarısının ispatlanmasını da eklemek yerinde olacaktır.

TICAD I ve TICAD II, Japonya ve Afrika arasındaki etkileşimi, ikili ilişkiler perspektifinin dışına çıkarılmasına yardımcı olamamıştır. Çok taraflı etkileşim ise, Afrika yardımları programın uygulamasıyla TICAD III ile sağlanmıştır. 2000’li yılların başında, Afrika ile ilişkilerini alternatif kanallarla devam ettirme durumunda olan Tokyo yönetimi, TICAD kurumunu da buna göre şekillendirme yoluna gitmiştir.

Esas itibariyle Japonya’yı TICAD III konferansını tertip etmede teşvik eden iki faktör bulunmaktaydı. İlk olarak Japon yardımları, Afrika tarafında NEPAD adlı örgüt tarafından destek ve talep görmüştür. ODA ve NEPAD örgütleri, kıta üzerinde elde edilmek istenen başarıların aynı ilkeler ve prensipler çerçevesinde gerçekleşeceği konusunda hemfikirdiler. Özellikle NEPAD, geçmişten beri Afrika’ya dayatılan yaşama biçimlerinden farklı olarak Afrikalı liderlerin belirleyici olduğu, tarafların eşit katılım gösterdiği, Afrika’nın kendi sorumluluk bilincini arttırıcı ortak kalkınma projeleri konusunda hassas davranmaktaydı. Japonlar da tam bu amaca uygun olarak demokratik düzlemde, kendi tarihi birikimlerini, geleneklerini koruyarak nasıl gerçekleştirilebileceğini Kara Kıtaya aktaracaklardı.

İkinci faktör ise daha bütünsel düzeydedir. Japonlar için kalkınmaya yönelik birikimlerin, Japon geleneksel değerleriyle biçimlenmiş olması özellikle önem arz etmektedir. “Asya Deneyimi” adı da verilen bu birikim, Batı kökenli olmakla birlikte, kıtaların kendi gerçekleriyle kalkınmalarına imkan vermektedir.

Bu düşünceler ışığında TICAD III, 2003 Eylül’ünde tertip edilmiştir. Diğer iki konferanstan farklı olarak oldukça geniş bir katılım gerçekleşmiştir. 89 ülkeden 1000’in üzerinde katılımcı hazır bulunmuş, 23 Afrika Devlet Başkanı ve 47 Uluslararası Örgüt konferansa aktif olarak katılmıştır. Dönemin Japon Dışişleri Bakanı Kavayuchi, forumda yaptığı bir sunumda Japonya’nın önceliklerini;

1) Asya-Afrika işbirliği,

2) İnsan merkezli kalkınma ve

3) Barışın sağlanmasına yönelik çabalar şeklinde belirtmiştir. Bunlar arasında en dikkat çekici olanı barışın temini ve korunması çalışmalarıdır. Buna göre Japonya, 1998’den sonra Afrika’da çatışmaların çözüme kavuşturulmasında “Mayınların Temizlenmesi”, “Çatışmaların Önlenmesi İçin Garanti Edilen Yardım Fonu”, “Barış Tesis Fonu” ve “BM Küçük Silahlar Fonları”nı desteklemiştir.

Ayrıca TICAD III, ABD’nin Irak’ı işgal ettiği günlere denk gelmesi yönüyle ilginçtir. Aynı dönemde Afganistan’da yeniden yapılanma süreci başlamaktaydı. Bu yüzden pek çok Japon dış politika uzmanı ve siyasetçisi dünyanın çok fazla Afgan ve Irak sorunlarıyla meşgul olduğunu ve bu yüzden Afrika’nın yeniden yapılanmasını ihmal ettiğini öne sürmüşlerdir. Bu soruna paralel olarak Japonya’nın yaşanmakta olduğu ekonomik sorunların, TICAD IV konferansının gerçekleşmesine engel olacağı değerlendirmelerine yol açmıştır.

TICAD IV: TICAD IV toplantısı Mayıs 2008’de Yokohama’da gerçekleştirilmiştir. 51 Afrika ülkesinden 40 Devlet Başkanı ve bazı temsilciler katılmıştır. Japon Başbakanı Fukuda tarafından Afrika Büyümesinin Başlangıcı’nı temsil ettiği konferansta ODA yardımlarının sonraki beş yıl içinde iki katına çıkarılacağı duyurulmuştur. Sanılanın aksine sadece vaatler değil, iş bağlantılarıyla beraber açlık, salgın hastalıklar ve eğitim konularında somut ve bağlayıcı açılımlar gerçekleştirilmiştir. Bu yönüyle Afrikalı liderler tarafından, şimdiye kadarki en faydalı TICAD toplantısı olarak ifade edilmiştir. Afrika kıtasının gelişimi için doğal kaynakların etkim biçimde işlenmesini içeren kararlara ek olarak, yardım yapan ülkelerin dile getirdikleri kimi vaatlerin yerine getirilmesini izleyen bir kurumun oluşturulması da karara bağlanmıştır. Fakat diğer yanda bazı Afrikalı gözlemciler ise Japonya’nın Afrika ile ilgili olarak yalnız ekonomik büyüme konusunu gündemine aldığını ve açlık, eğitim gibi insani ihtiyaçların söz konusu edilmediğinden şikayetçi olmuştur. Ancak en önemli kazanım olarak Japon hükümetinin özel sektörü kıtaya yönlendirmesi olarak belirtilmektedir.

TICAD süreci, Japonya’nın ODA yardımlarını gerçekleştirmede bir araç olarak düşünülmüştür. 1990’ların başında Afrika’ya yapılan yardımlarda başat ülke olma amacıyla başlatılan proje, zamanla bütün dünya ülkelerinin katılımına açık olan ve dış yardımlar konusunda bağışçı ülkelerin diyalog tesis ettiği bir kuruma dönüşmüştür. Japonya son yıllarda neoliberal politikalar çerçevesinde, sanayi gelişiminde kendi kendisine kalkınma ekolünü gündeme getirmekte ve az gelişmiş ülkelere bunu tavsiye etmektedir. Ayrıca Dünya Bankası gibi kredi kuruluşlarının yardım modelini reddederek, Afrika ülkelerinde etkisini arttırmak istemektedir. Ayrıca Afrika ülkelerinin, az gelişmişliğe karşı iradesini ortaya koymalarına yardımcı olmaktadır.

TICAD, benzeri olan pek çok uluslararası yardım faaliyetinden farkını ortaya koymuştur. Öncelikle diğer kurumların kendi aralarında görüşmesini, ancak daha önemlisi yardım alan ülkelerle diyalogun kurulmasını sağlaması dolayısıyla önem arz etmektedir. G-8 gibi dünya ölçeğinde bazı forumlarda Afrika ülkelerinin sorunlarını dile getirerek diğer ülke ve örgütlerin dikkatini buraya çekmektedir. Bunun sonucu olarak NEPAD gibi, Afrikalı dinamiklerle oluşturulan yardım ve kalkınma kuruluşları tesis edilmiştir.

Japonya’nın G-8 içindeki çabaları sonuç vermekte gecikmemiştir. 2005 yılı itibariyle üye ülkeler 2010 yılına kadar, kıtaya olan yardım miktarını 50 milyar Dolar olarak belirlemişlerdir. Ayrıca ABD Başkanı Bush, ülkesinin Afrika’ya yapacağı yardımın miktarını 4.6 milyar Dolar yapmak için kongreden onay almıştır. G-8 ülkeleri, en fakir 18 Afrika ülkesinin 40 milyar Dolarlık borcunu silme kararı almıştır.

Japon tecrübesi ışığında TICAD süreci, az gelişmiş ülkelere devletçi ekonomi modelini sunmaktadır. Kendi tarihsel şartlarına uygun olarak, Afrika ülkelerine de benzer modelin uygulanarak kalkınmanın mümkün olduğunu telkin etmektedir. Çünkü bir ülkedeki ekonomik canlanma, ancak kamu otoritelerinin iradesi ile mümkün olmaktadır. TICAD yetkililerinin resmi görüşlerinde özel girişimin, ülke kaynaklarını doğru ve verimli kullanmada yetersiz kaldığını ve kalkınmanın ancak planlı bir devlet programıyla gerçekleşmesi gerektiği tezi savunulmaktadır.

Ancak TICAD’a yönelik bir takım eleştiriler de bulunmaktadır. Bunların en başta geleni, konferansın beklenen verimi sunmaması iddiasıdır. Buna göre TICAD, ülkelere vaatler üzerine kurulan, ancak hangi somut politikaların uygulanması gerektiğini belirtemeyen bir kurumdur. Neredeyse yirmi yıldır mevcut bulunan bu forum, kalkınma politikalarını ayrıntılarla ifade etmekten uzak kalmakta ve yapılan her yeni konferans bir öncekinin tekrarı olmaktadır. Bunun yanında forumun, kalkınmaya yönelik yardımları finanse etmediği öne sürülmektedir. Japon yetkililerin bu iddialara yönelik yanıtları, büyük güçlerin daha çok Ortadoğu ile ilgili sorunlarla ilgilenmeleri ve TICAD’ın yeterli çalışma zamanı bulamadığı şeklindedir. Bütün bu iddialara rağmen TICAD, Japonya’nın dünyadaki başat yardım yapan ülke olma çabaları ve az gelişmiş ülkelerdeki sorunlara mümkün olduğunda çözüm bulma arayışı yönüyle önem taşımaktadır. Her ne kadar Japonya’nın bu faaliyetinin arkasında, BM Güvenlik Konseyi’nde daimi üyelik amacı olsa da, zengin ülkelerin yardımlarını bir ölçüde Afrika’ya yönlendirmeyi başarması olumlu bir gelişme sayılmalıdır.

Japonya’nın Afrika’da Barış Koruma Faaliyetleri

Japonya, son yıllarda Afrika ve Asya gibi dünyanın çeşitli çatışma bölgelerinde barış gücü çalışmaları ve askeri eğitim faaliyetlerini yoğunlaştırmaktadır. Bir kaç yıldır uygulanan pilot programlar dahilinde, Japonya’dan götürülen uzmanlar, yerel barış güçlerine eğitim vermektedir. Japonya, BM Barış Gücü bütçesinin %16’lık bir kısmını finanse etmektedir. Ancak toplam personel sayısı bakımından oldukça sınırlı bir katkı söz konusudur. Bu oranın, sistemin izin verdiği ölçüde yukarıya çekilmesi düşünülmektedir. Bunun sebebi olarak da Japon hukuk sisteminin, silahlı kuvvetlere oldukça az yer vermesi gösterilmektedir. Ancak Savunma Bakanlığının yeniden yapılandırılması süreciyle, hafif silahlı barış gücü birliklerinin Tanzanya, Kenya ve Malezya’da eğitim sürecinden geçtikten sonra, aktif olarak BM bünyesinde yer almaları hedeflenmektedir.

Afrika Üzerinde Japon-Çin Rekabeti

Japonya ile Çin’in, Afrika kıtasıyla ilgili rekabetleri ciddi boyutlara ulaşmıştır. Zengin yer altı kaynaklarına sahip Afrika’ya ilk kez 1950’lerde giriş yapan Çin, halen kıtada söz sahibi en güçlü devlet konumundadır. Japonya da bugün itibariyle Afrika’ya yönelik en yüksek miktarlardaki yardım akışını kontrol etmektedir. Her iki ülke de bir diğerini, kıtayla ilgili olarak en büyük rakibi olarak görmektedir. Uzakdoğu’da iki devlerin rekabeti, 2000’lerde yoğunluk kazanmış ve nüfuz etme alanları daha çok insani yardımlar, ekonomik işbirlikleri, burslu öğrenci değişimleri ve teknoloji transferi gibi konuları kapsamıştır. Çin’in Afrika ile olan ilişkisinde teknolojik bilgi paylaşımı, diğer kalemler kadar önemlidir. 2007 yılında uzaya gönderlen Nijerya’ya ait bir uydu, yakın dönemde bütün kıtanın hizmetine girecektir. Buna karşılık Japonya tıbbi ve nakit yardımlarla adını duyurmakta ve halen kıtaya toplam yardım bütçesinin %10’unu ayırmaktadır.

Çin ile Japonya arasındaki diğer bir rekabet alanı, Afrika’ya yapılan işbirliği ve yardım forumlarında görülmektedir. Çin-Afrika işbirliği Forumu (FOCAC) ve TICAD, birbirlerine rakip birer faaliyet zeminidir. Çin, TICAD sürecini Japonya’nın BM Güvenlik Konseyi’nde daimi sandalye kazanma isteğiyle açıklarken buna karşılık Japonya, Çin’in Afrika ile ilgili ilişkilerini bu kıtanın doğal kaynaklarına bağlamakta ve kendilerini Afrika’yı geliştiren ama sömürmeyen bir devlet olarak tanımlamaktadır. Çin’in Afrika’da her geçen gün biraz daha güçlenmesi, Japonya’yı bu kıtaya daha sıkı bağlarla bağlanma konusunda teşvik etmekte ve Afrika’ya yönelik faaliyetlerinin kendi geliştirdikleri projeler çerçevesinde yürütülmesine gayret etmektedirler.

Selim DEMİRCİ

 
  ‘Arap Baharımsı’lığı Döneminde Türkiye-İran İlişkisi   2012-03-19
  "Ortadoğu Bağlamında Türkiye-ABD İlişkileri"   2012-03-12
  "Amerika'nın Büyük Stratejisi Olarak Demokrasi "   2012-03-19
  "Bangladeş'de Anayasa Tartışmalarının Gölgesinde Siyasi Kriz   2012-03-20
  "Çin Pakistan İlişkilerinde Doğu Türkistan"   2012-03-22 00:13:23
  "Avrupa Treni Dönüyor Mu?"   2012-03-20
  "Obama -Dalay Lama Görüşmesinin ABD - Çin - Hindistan İlişkilerine Olası Etkisi"   22.03.2012
  "Özbekistan: 20 Yıllık Yeni Tarih"   22.03.2012
  "ÇATIRDAYAN AVRUPA"   2012-03-20
  "Cem Özdemir'e "Yeşil" Iışık (Mı?)"   2012-03-20
 
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU