Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Konular / Türkistan/ "ABD'nin Orta Asya satranç tahtasındaki yeni diplomatik hamleleri"

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
  Eklenme Tarihi: 02.09.2011
"ABD'nin Orta Asya satranç tahtasındaki yeni diplomatik hamleleri"

ABD son zamanlarda Avrasya'nın kalbi olan Orta Asya bölgesinde dış politikaya ilişkin çok önemli adımlar atmıştır. Özellikle NATO Genel Sekreteri'nin Orta Asya ve Kafkasya'daki özel temsilcisi James Appathuray'ın 10-13 Mayıs 2011 tarihlerinde sırasıyla Kırgızistan, Özbekistan’a yaptığı resmi ziyaretlerden sonra bu konudaki çalışmalar hızlandırılmıştır. NATO'nun Orta Asya temsilciliğinin Kırgızistan'da açılması sağlanmıştır. Ayrıca NATO'nun Afganistan'daki askerleri için oluşturulan yiyecek depolarının Birleşik Arap Emirlikleri’nden Özbekistan'a taşınması için İslam Kerimov ikna edilmiştir. ABD’nin çok kısa bir sürede iki Orta Asya devletini bu konularda nasıl ikna ettiği ve bunlara karşılık neler vaat ettiği merak edilen temel konulardır. Bunun için ABD’nin Orta Asya politikasının incelenmesi önem arz etmektedir.

            İki kutuplu dünya düzeninin yıkılmasından sonra ABD'nin Orta Asya bölgesine yönelik dış politikası dört farklı dönemde incelenebilir. Bunlar:

a) 1992-1993 dönemi: ABD Orta Asya devletleriyle ilk resmi diplomatik ilişkilerini 1992 yılında tesis etmiştir. Bu dönemin en temel özelliği ABD ve bölge ülkeleri arasında karşılıklı ilişkilerin ilk temellerinin atılmış olmasıdır. Dolayısıyla ABD bu iki yıl içinde Orta Asya politikasının "bütüncül" ve "kararlı" bir düzeye ulaşmasının zeminini hazırlamıştır. Bu dönemde ABD tarafından bölgeye yönelik izlenen temel dış politika Sovyet döneminden kalan nükleer silahlarının güvenliğinin sağlanması ve bölge devletlerinin bir an evvel demokrasi ile piyasa ekonomisine geçişlerinin desteklenmesi olmuştur. ABD bölge devletleri arasında Kırgızistan’a özel önem vermiştir ve ülkeyi bölgede demokrasi simgesi yaparak diğer bölge devletleri için örnek hale getirmek üzerine yoğunlaştırmıştır.  

Ancak bu dönemde Orta Asya bölgesinin ABD'nin dış politika öncelikleri arasında yer aldığını söylemek zordur. 1990'lı yıllar boyunca, Irak'ın Kuveyt’i işgali, Orta Doğu barış süreci, Bosna ve Kosova olayları, Rusya’nın geleceği ve NATO'nun yeniden yapılandırılması gibi gelişmeler üzerine odaklanan Washington için Orta Asya bölgesi ikincil önemde kalmıştır. Fakat Rusya'nın 1993'te ilan ettiği "Yakın çevre politikası" ile Orta Asya’daki etkinliğini tekrar arttırma çabası içerisine girmesi, Çin’in bölgede etkinliğini artırması, ABD merkezli şirketlerinin bölgede daha fazla çıkar elde etmesi çalışmaları gibi faktörler 1990'ların ortalarından itibaren ABD’nin bölgeyle daha fazla ilgilenmesine yol açmıştır.

b) 1994-1995 dönemi: ABD dış politikasında Hazar eksenli politikaların şekillenmeye başladığı bir dönemdir. Bu dönemde ABD’nin Hazar eksenli dış politikasının temel hedefleri şunlar olmuştur

1) Bölge devletlerinin zengin yeraltı kaynaklarının işletilmesinde Amerikan şirketlerinin aktif bir şekilde katılımının sağlanması,

2) Bölgedeki petrol ve doğal gaz kaynaklarının diğer devletlere pazarlanmasında Rusya’nın sahip olduğu tekelin kırılması,

3) İran'ın bölgesel enerji projelerine katılımına set çekilmesidir.

Bundan dolayı ABD bir yandan ilgisini bu dönemde yeraltı kaynakları zengin olan bölge devletleri üzerinde yoğunlaştırırken diğer taraftan "önce Rusya" (Russia first) stratejisini uygulamaya koymuştur. Bu strateji Rusya’nın Batı tarzı demokratik piyasa modeline ve böylece Batı tarzı modele dönüştürülmesi hedefi üzerine kurulmuştur. Bundan dolayı ABD ılımlı reformcu olarak bilinen Boris Yeltsin'i Rusya’daki çeşitli aşırı milliyetçi çevrelere karşı destekleyerek, demokratik, liberal ve Batı modelini benimsemiş bir Rusya'ya bölgedeki spesifik sorunları çözme ve istikrarı sağlama misyonu yüklemiştir. Kısacası bu dönemde ABD Orta Asya devletlerini dış politikadaki öncelik sıralamasında ikinci plana iterek, Rusya’ya kendi çıkarları doğrultusunda yeni bir yön belirlemekle meşgul olmuştur. "Önce Rusya stratejisi" kapsamında ABD kendisini dünya sistemi piramidinde "hegemon güç" olarak algılamış, çeşitli alt-sistemlerde ise piramidin bir alt tabakasında yer alan "yerel güçlerle" işbirliği içerisinde barış ve istikrarın sağlanması gerektiği görüşüyle hareket etmiştir.   

c) 1996-2000 dönemi: Bu dönemde ABD’nin Orta Asya'ya yönelik dış politikasının temel stratejisi Madeline Albright'in felsefesi çerçevesinde gelişmiştir. Madeline Albright'a göre Orta Asya'da SSCB'den kalan bir boşluk vardır. Bu boşluğun tekrar Rusya tarafından doldurulması engellenmelidir. Bunun tek yolu ise bölge devletlerinin egemenlikleri ile bağımsızlıklarını güçlendirmekten geçmektedir. Diğer taraftan Madeline Albright SSCB tarafından boşalan alanın ılımlı politikalarıyla Batı yanlısı ve NATO müttefiki, aynı zamanda bölge devletleriyle dil, kültür ve din yakınlığı olan devletlerin doldurmaları gerektiği fikrini savunmuş ve bu tür devletlerin bölgedeki etkinliklerinin desteklenmesiyle Orta Asya devletlerinin bağımsızlıklarını güçlendirilebileceğini dile getirmiştir.

Dolayısıyla bu dönemde ABD politikalarını bölge devletleri içinde daha milliyetçi olan ve nüfusun büyük çoğunluğunu Özbeklerin oluşturduğu Özbekistan üzerinde yoğunlaştırmıştır. Nitekim bu dönemde Özbekistan’ın Rusya’ya meydan okuması ve Avrasya bölgesindeki Batı yanlısı örgütlere aktif olarak katılmasının arkasında yatan temel sebep ABD desteğidir. Nitekim ABD’nin Özbekistan üzerinden desteğini çekmesi ile Özbekistan’ın dış politika yönünü tekrar kuzeye doğru yönlendirmeye başlaması aynı zamana denk gelmiştir.

d) 11 Eylül 2001'den günümüze kadar olan dönem: 11 Eylül olayları ABD’ye uzun süredir Orta Asya’da uygulamak isteyip te yapamadıkları için uygun bir ortam sağlamıştır. ABD 11 Eylül terörist saldırıdan sonra Orta Asya'ya yönelik politikalarını oldukça hızlı bir biçimde yeniden yapılandırmış ve Afganistan’daki terörle mücadeleyi amaçlayan askeri harekat şemsiyesi altında ve başta Rusya olmak üzere bölgedeki diğer güçlerin tepkisini çekecek şekilde Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan'da askeri varlık tesis etmiştir. Yeni dönemde George W.Bush ve ekibinin Orta Asya bölgesi dış politika öncelikleri, 11 Eylül olaylarından sonra daha da tutarlı ve istikrarlı hale gelmiştir. Ancak bu dönemde bölgesel jeostratejik oyuncuların (Rusya, Çin) da Orta Asya satranç tahtasında önemli hamlelerde bulunmuştur. Örneğin, 2000 yılından sonra Rusya Orta Asya'da ekonomik ilişkileri geliştirmekten askeri varlığını artırmaya kadar çok boyutlu bir politika geliştirmeye başlamıştır. Bölgenin diğer bir jeostratejik oyuncusu Çin ise "Şanghay İşbirliği Örgütü" aracılığıyla bölgede siyasi ve ekonomik nüfuzunu arttırma çabası içine girmiştir. Tüm bu gelişmeler ABD'nin bölgeye doğrudan müdahil olmasını engellemiş ve bir anlamda anti-Amerikan koalisyonun ilk adımlarını atmıştır.

Soğuk Savaşın sona ermesinden bu yana ABD'nin bölgeye yönelik politikaları bu eksende gelişmiştir. Yukarıda bahsedilen ve ABD’nin son dönemdeki politikalarına yönelik merak edilen sorularının cevapları bu kapsamda irdelenebilir.

18 Mayıs 2011'de Kırgızistan Parlamentosu "Jogorku Keneş" NATO'nun Orta Asya temsilciliğinin ülkesinde açılmasını onaylamıştır. Temsilcilik bundan böyle Kırgızistan Savunma Bakanlığı binasında yer alacaktır. Bunun karşılığında ise NATO Kırgızistan'a askeri reformları ilerletmede mali yardım yapacağı taahhüdünde bulunmuştur. NATO'nun Orta Asya temsilciliğinin Kırgızistan'a taşınmasını dönemin Cumhurbaşkanı Roza Otunbayeva ülkeye ek mali kaynaklar sağlaması açısından olumlu karşılanması gerektiğine dikkatini çekmiştir.

Mayıs 2005 yılı Andican olaylarından sonra Özbekistan NATO ve ABD ile olan ilişkilerini askıya almıştır. Bu durum 24 Ocak 2008 yılına kadar devam etmiştir. Bu tarihte ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Amiral William Fallon Taşkent'e resmi ziyarette bulunmuştur. Kapalı kapılar arkasında yapılan görüşmelerden sonra Özbekistan – ABD arasındaki buzlar erimeye başlamıştır. Nisan 2008'de Buharest'te yapılan NATO zirvesinde İslam Kerimov resmen NATO ile ilişkilerin gelişmesinden yana olduğunu ve Afganistan harekâtına yönelik askeri amaç taşımama kaydıyla ülkesini transit olarak kullanmaya açacağını duyurmuştur. O günden bu yana Özbekistan yavaşta olsa yönünü ABD'ye doğru çevirmektedir veya en azından ABD'nin bölgedeki girişimlerine set çekmemektedir. Kerimov'un Afganistan'daki askerler için oluşturulan yiyecek depolarını BAE'den ülkesine taşınmasına izin vermesi NATO ve ABD ile ilişkileri geliştirmeye devam edeceğini göstermektedir. Diğer taraftan bu durumun Özbekistan ekonomisine de birçok faydaları vardır. Örneğin, ABD Afganistan'daki askerlerinin gıda ihtiyaçlarını karşılamak için BAE'den her gün 40 ton meyve ve sebze satın alınmakta idi. Her gün 40 ton almasa bile, bu meyve ve sebzelerin büyük kısmının Özbekistan'dan alınması devlet bütçesine ek gelir sağlayacaktır. Yani Özbekistan bir taraftan NATO ile ilişkilerini geliştirirken, diğer taraftan ülke ekonomisine ek gelir sağlamayı amaçlamaktadır.

 

Sonuç         

       Bugün itibariyle Orta Asya satranç tahtasında büyük bir oyun devam etmektedir. Bu oyunun temel jeostratejik aktörleri ABD, Çin ve Rusya'dır. Her üç devlet bölgede daha fazla söz sahibi olmak için birbirleriyle kıyasıya rekabet içindedirler. Ancak bu rekabet eski dönemlerde olduğu gibi doğrudan savaş olarak değil, daha çok manevra, diplomasi, koalisyon kurma, ortaklaşa seçim, siyasal varlıklarını özenle kullanma gibi yöntemler ustaca kullanılarak yapılmaktadır. Bölgede bu yöntemleri ustaca kullanabilen jeostratejik aktör savaşı kazanacaktır. Son olaylar göstermektedir ki, ABD Orta Asya bölgesinde dış politika amaçlarını adım-adım uygulamakta ve bölgede kendi çıkarlarını zedeleyebilecek bir anti-Amerikan koalisyonun önünü almak için tüm diplomatik hünerini kullanmaktadır.

 

02.09.2011

Aidarbek Amirbek

 
  "İran'ın Nükleer Amacı ve Amerikan Kimliği"   2012-03-01
  "Apocalyptic (kıyametçi) Terörizm ve Aum Shinrinkyo"   2012-04-16
  "KRİZLER ve 'ÇEVRELEME'"   2012-03-07
  "Asya-Pasifik Bölgesinde Deniz Yollarının Artan Önemi ve Güney Çin Denizinde Vietnam - Çin Gerginliği"   20.03.2012
  "ASEAN Bölgesel Forumu Toplantısı ve Güneydoğu Asya'da Yeniden "Pax-Americana Sendromu"   2012-03-20
  "Güney Çin Denizinde Yükselen Kriz Bağlamında Asya Pasifik Bölgesinin Güvenliği"   2012-03-20
  "Çin - Pakistan İlişkilerinde Gwadar Limanı ve Bölgesel Gelişmelere Etkileri"   2012-03-20
  "Hindistan Donanması Doğu Komutanlığı'nın Etkinliğini Artırıyor"   2012-03-20
  "ÇHC XXI Yüzyılın Süper Gücü Olacak"   2012-04-04
  "Avrupa'da Sağ Popülizm Tehlikesi..."   2012-03-20
 
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU