Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Konular / Amerika/ "ABD'nin Güvenlik Anlayışı Üzerine Genel Bir Değerlendirme"

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
  Eklenme Tarihi: 04.11.2009
"ABD'nin Güvenlik Anlayışı Üzerine Genel Bir Değerlendirme"

Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle ABD’de bazı çevrelerde, dünyanın “tek” lideri olarak “Yeni Dünya Düzeni”ni şekillendirme gayretleri kendini göstermeye başlamıştır. Bu durumda uluslararası ilişkilerin gündemini belirleyen de büyük ölçüde ABD olmuştur. ABD’nin güvenlik kaygıları ve bu soruna yaklaşımı diğer aktörlerin de algı ve tavırlarını büyük ölçüde etkiler niteliktedir.

 Soğuk Savaş süresince, Amerikan güvenlik anlayışı “caydırıcılık” ve/veya “olası bir nükleer savaşı kazanabilme” üzerine kurgulanmıştır. Soğuk Savaş’ın sona ermesi ABD’nin geleneksel güvenlik anlayışını sorgulamasını gerekli kılmıştır. ABD’nin SSCB’siz ve askeri tehdit algılamalarının azaldığı ve askeri olmayan güvenlik tehditlerinin ortaya çıkmaya başladığı bir dünyada bu değişimi görmezlikten gelmesi düşünülemezdi. Bu bağlamda, Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle, ABD 2020’ye kadar önünde kendisine karşı koyacak herhangi bir silahlı gücün bulunmadığını hesaplayarak hızla Rusya Federasyonu etrafındaki üslerini azaltma yoluna gitti. Yeni stratejisi serbest piyasa ekonomisiyle birbirlerine bağlı, demokratik ülkelerden bir ağ örmek biçiminde ortaya çıktı. Ekonomileri birbirlerine bağlanan, istedikleri malı ve hammaddeyi birbirlerinden satın alabilen demokratik ülkelerin birbirleriyle savaşmaları zorlaşacaktı. Yeni Dünya Düzeni, “Ticaret Devleti” sistematiği üzerine kurulacaktı. Fakat, ABD’nin jeoekonomi ağırlıklı yeni stratejisi Yeni Dünya Düzeni içinde gerekli barışı sağlayamadı. Liberalleşme hareketi dünyada etnik çatışmaların ortaya çıkmasına yol açtı. İslami terör hızla yükselmeye başladı. Serbest ticaretin genişlediği alanlarda uluslararası suç örgütleri gelişti. Çin, ABD’nin ve diğer pek çok Batılı ülkenin ekonomi güvenliğini tehdit eder hale geldi. Kısacası, Soğuk Savaş’ın sona ermesi kimi yazarların beklentilerinin aksine, ABD’nin ulusal güvenliğine katkısı sınırlı olmuştur. Hatta, bir yandan geleneksel tehditler diğer yandan da küreselleşme sürecinin ortaya çıkardığı yeni tehditler Amerikan ulusal güvenliğini zorlamaya başlamıştır. Bu yeni tehditler arasında Amerikan ulusal güvenliğini belki de en çok zorlayanı devlet-altı ve devlet-ötesi birimlerin git gide daha güçlü hale gelmeleri olduğu söylenebilir. Bu birimlerin temel motivasyonları genelde etnik ya da dini eğilimli olup, devletler gibi baskı altında tutulamamaktadır. Zira, devletler caydırıcılık, diplomasi, yaptırımlar gibi araçlarla baskı altına alınabilirken, bu yeni tehdit odakları bu araçlarla kontrol edilemeyecek bir yapıya sahiptir.

 Tarih boyunca devletlerin güvenliklerini sağlama amacıyla giriştikleri düzenlemeler “savunma” amaçlı girişimler biçiminde şekillenmiştir. Bazen askeri harcamaların artırılması, bazen ittifaklar kurulması, bazen uluslararası hukuk kurallarının ya da kurumların tesis edilmesi çerçevesinde girişilen düzenlemeler, kimi zaman da küçük çaplı operasyonlarla küçük direnişlerin büyümeden bertaraf edilmesi şeklinde gündeme gelmiştir. Sistemde rakipsiz bir gücün ortaya çıkmaya başladığı dönemlerde ise güvenlik algılamalarında ölçek değişiklikleri söz konusu olmuştur. Mutlak güvenliğin Dünya hakimiyetinden geçeceği inancı ve iddiasıyla hegemon adayları küresel ölçekli projelere yönelmişler ve kendilerine tüm zamanlar için sarsılmaz güvenlik sağlayabilecek arayışlara girmişlerdir. ABD’nin Soğuk Savaş dönemindeki güvenlik anlayışı da caydırma, çevreleme ve kollektif güvenlik gibi “edilgen” ve “savunmacı” bir özelliğe sahipti. Soğuk Savaş sonrası dönemde ise bu anlayış terk edilerek (özellikle Cumhuriyetçilerin iktidarda oldukları dönemlerde) askeri müdahaleler, önleyici savaş ve önleyici müdahale gibi “etken” ve “aktif” özellikler taşıyan bir güvenlik anlayışı benimsenmiştir. Bu anlayış; “En iyi savunma, saldırıdır.” mantığıyla da örtüşmektedir.

Dr. Bilal Karabulut 

 
  "İran'ın Nükleer Amacı ve Amerikan Kimliği"   2012-03-01
  "Apocalyptic (kıyametçi) Terörizm ve Aum Shinrinkyo"   2012-04-16
  "KRİZLER ve 'ÇEVRELEME'"   2012-03-07
  "Asya-Pasifik Bölgesinde Deniz Yollarının Artan Önemi ve Güney Çin Denizinde Vietnam - Çin Gerginliği"   20.03.2012
  "ASEAN Bölgesel Forumu Toplantısı ve Güneydoğu Asya'da Yeniden "Pax-Americana Sendromu"   2012-03-20
  "Güney Çin Denizinde Yükselen Kriz Bağlamında Asya Pasifik Bölgesinin Güvenliği"   2012-03-20
  "Çin - Pakistan İlişkilerinde Gwadar Limanı ve Bölgesel Gelişmelere Etkileri"   2012-03-20
  "Hindistan Donanması Doğu Komutanlığı'nın Etkinliğini Artırıyor"   2012-03-20
  "ÇHC XXI Yüzyılın Süper Gücü Olacak"   2012-04-04
  "Avrupa'da Sağ Popülizm Tehlikesi..."   2012-03-20
 
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU