Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Konular / Asya/ "Güney Kore- Hindistan Nükleer İşbirliği ve Nükleer Enerji İkilemi"

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
  Eklenme Tarihi: 2012-03-20
"Güney Kore- Hindistan Nükleer İşbirliği ve Nükleer Enerji İkilemi"
Asya’nın iki önemli enerji tüketicisi ülkesi Güney Kore ve Hindistan nükleer enerji konusunda bir işbirliği anlaşması imzalamışlardır. Bu anlaşmaya göre Güney Kore, Hindistan’a nükleer enerji teknolojisi satabilme hakkına sahip olmuştur. Güney Kore, Hindistan’ın nükleer enerji konusunda anlaşma imzaladığı 9. ülkedir. Hindistan’ın diğer nükleer partneleri ABD, Rusya, Fransa, İngiltere, Kanada, Arjantin, Kazakistan, Moğolistan ve Namibya’dır. Nükleer enerji teknolojisinin satılması hiç şüphesiz nükleer santral için gerekli altyapıyı hazırlamak kadar önemli bir husustur. Nükleer enerjiye sahip olmak tek başına bir anlam ifade etmemektedir. Bunun yanısıra nükleer enerjiyi üretecek ve kullanacak teknolojiye bir ülkenin sahip olması o ülkenin bu konuda gerçek bir “güç” olmasını da beraberinde getirmektedir. 

 

 

Bu anlaşma Hindistan’ın nükleer geleceği anlamında oldukça önemli bir anlaşmadır. Zira, Hindistan parlamentosunun geçen yıl aldığı bir kararla nükleer enerji pazarı özel sektöre açılmıştır. Özel sektörün nükleer enerji konusunda söz sahibi olmaya başlaması ile birlikte Hindistan’ın nükleer enerjiye olan bağımlılığının artacağı konusunda değerlendirmeler yapılmaktadır. Bunun yanısıra Hindistan’ın 30 yıl içinde ülkede 30 yeni reaktör inşa edilmesine yönelik bir hedefi de bulunmaktadır. Hindistan bu reaktörler ile 2050 yılında enerji tüketiminin %25’ini nükleer kaynaklardan karşılamayı planlamaktadır. Görüldüğü üzere Hindistan’ın nükleer enerji konusundaki hedefleri oldukça geniş çaplı ve dünya nükleer dengelerini yerinden oynatacak kapasitededir. Japonya’da yaşanan felaketin ardından Hindistan’ın böylesi bir vizyona sahip olması da oldukça anlamlıdır. Nükleer enerji ticareti konusunda 2008 yılında kaldırılan ambargo ile birlikte Hindistan’ın nükleer enerji pazarına çok hızlı bir giriş yaptığını ve bu konuda çok kapsamlı faaliyetler yürüttüğünü söylememiz mümkündür.

 

 

Nükleer enerji konusunda Güney Kore ile bir işbirliğine gidilmesi de bu konunun bir başka önemli boyutudur. Güney Kore ile Hindistan işbirliği bölge dengelerinin ne yönde şekillendiği açısından ipuçları vermektedir. Bölgede yalnızca savvunma ve güvenlik konularında değil enerji konusunda da benzer bir denklemin oluştuğunu görmemiz mümkündür. Buna göre Asya-Pasifik coğrafyasında bir tarafta İran-Pakistan-Çin-Kuzey Kore denklemi oluşurken diğer tarafta da Hindistan-Japonya-Güney Kore denklemi kendini göstermektedir. ABD ise bu ittifakın bölge dışı aktörü olarak ön plana çıkmaktadır. 

 

 

Nükleer enerji konusuna tekrar dönecek olursak burada önemli bir noktaya değinmek gerekmetedir. Güney Kore ve Hindistan arasında imzalanan anlaşma konusunda Hindistan Başbakanı Singh “sivil amaçlı” nükleer enerjinin geliştirilmesi konusunda Güney Kore ile yapılan işbirliğinden duyduğu memnuniyeti dile getirmiştir. Nükleer enerjinin kullanımı konusunda “sivil” ve “sivil olmayan” şeklinde ikili bir ayrıma gidilmekte ve bu ayırım nükleer enerji konusundaki ilişkileri şekillendirmektedir. 

 

 

“Sivil amaçlı” olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu...

 

 

“Sivil amaçlı” nükleer enerji üretimi her ne kadar literatürde bir takım karşılıklar bulsa dahi uygulamada tıpkı diğer birçok kavram gibi ne denli muğlak olduğunu görmek hiç de zor olmayacaktır. Hangi ülkenin “sivil” amaçlı hangi ülkenin “silah üretmek için” nükleer enerji kullandığını tespit edecek bir mekanizma bulunmamaktadır. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ise bu konuda inisiyatif almaktan oldukça uzak görünmektedir. Bu sebeple bu ayrımın hukuki ya da bilimsel bir temelden çok siyasi bir amaca hizmet ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bugün sivil ve sivil olmayan nükleer enerjinin tespiti uluslararası politikada söz sahibi devletlerin tercihine bırakılmış gibi görünmektedir. Nasıl ki rejim değişiklikleri ile gelecekleri değiştirilen devletlerin “demokrasi”den yoksunluğu ileri sürülüyorsa nükleer enerjiye sahip benzer ülkelerin nükleer enerjiyi “sivil ve barışçıl olmayan” amaçlar ile kullandıkları da iddia edilmektedir. En güncel örnek olarak İran nükleer enerjiyi silah üretmek için kullanıyorken Hindistan barışçıl amaçlarla kullanmaktadır. Nükleer enerji konusunda Pakistan’da bir sembol haline gelmiş Abdülkadir Han “Şer Ekseni” ile nükleer teknolojiyi paylaştığı için tüm dünyayı tehdit etmekte iken nükleer teknolojiye en üst düzeyde sahip devletlerin hiçbiri dünya barışını tehdit etmemektedir. Böylesi bir durumun doğruluğunu kabul etmek nükleer enerji konusunda oldukça eksik ve yanlış bir bakış açısını da beraberinde getirecektir. 

 

 

1960’ların ilk yıllarında dünya siyasi tarihi literatürüne “dehşet dengesi” adı verilen bir kavram yerleşmiştir. Bu kavramın ortaya çıkışında ABD ve Sovyetler Birliği gibi güçler ortada iken bugün nükleer silah üretmeleri sebebiyle İran ve Kuzey Kore gibi ülkelerin dünyayı tehdit etmesi ile ilgili ortaya atılan iddiaların inandırıcılığı sorgulanır niteliktedir. Dünyayı nükleer bir savaşın eşiğine getiren küresel aktörlerin bugün nükleer silah üretimi ile hiçbir ilişkisi olmamış gibi takındıkları tavır ciddi bir çelişkiyi ifade etmektedir. 

 

 

Bu konuyu bir başka açıdan ele alacak olursak nükleer silah üretimi ile nükleer enerjiye olan ihtiyaç meselesinin tamemen ve kasıtlı olarak içiçe geçirildiği bir tablo ile de karşı karşıya kalacağız. Nükleer enerjiye sahip olmak istemek ile nükleer silah üretme yönünde niyet beyan etmenin aynı şey olması gibi bir dayatma ile devletler baskı altına alınmak istenmektedir. Halbuki bugün nükleer enerji, “barışçıl” amaçlar doğrultusunda nükleer enerjiyi kullanan devletler tarafından daha çok talep edilmektedir. İran’ın Buşehr’de faaliyete geçirilmesi planlanan reaktörü tüm dünyada çok büyük tartışmalar yaratırken Hindistan’ın 30 yılda 30 reaktör planı hiçbir karşılık bulamamaktadır. 

 

 

Dünyanın nükleer enerji konusunda ortak bir dile sahip olması ihtiyacı günden güne daha çok artmaktadır. Devletlerin özellikle de dünya kamuoyunda söz sahibi devletlerin bu konudaki çifte standartı nükleer enerji meselesinde bir çözümü imkansız kılmaktadır. Fukushima felaketinden sonra yeniden tartışmaya açılan nükleer enerji konusunda sanki çok ciddi bir geri adım atılıyor görüntüsüne karşılık Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Yukiya Amano, Fukushima nükleer santraline yaptığı ziyaret esnasında eskisi gibi bir artış olmasa da nükleer enerjinin kullanımının artarak devam edeceğini söylemiştir. Gerek fosil yakıt rezervleri gerek enerji kaynaklarına olan ihtiyacın artması gerekse son dönemlerde fosil yakıtların küresel ısınmayı tetiklemesi sebebiyle nükleer enerjinin alternatif olabileceği yönünde geliştirilen tartışmalar dikkate alındığında nükleer enerji konusunda daha sağlıklı değerlendirmelerin yapılması kaçınılmazdır. 

 

Ömer ATAGENÇ


 
  "Japonya Nükleer Enerjiden Vazgeçmiyor"   2012-03-20
  "Yeni Cazibe Kıtası: Afrika"   2012-03-20
  'Merkez-Köprü Bağlamında Türkiye Enerji Politikası'   2012-03-24
  "Bölgesel Politikada Rogun Projesi"   14.12.2011
  "Avrupa Birliği ve Türkmenistan: Boru hatlarına dayalı işbirliği (2)"   28.08.2011
  "Avrupa Birliği ve Türkmenistan: Boru hatlarına dayalı işbirliği (1)"   04.08.2011
  'Kaya Gazı(Shale Gas), Türkiye'ye Ne Katar?'   2012-04-20
  'Türkiye'nin, Avrupa'ya Enerji Mesajı'   2012-04-23
  'Türkiye ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları'   2012-04-28
  Türkiye-İran Enerji Hattının Yeni Denklemleri   2012-05-08
 
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU