Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Konular / Türkistan/ "Çin Pakistan İlişkilerinde Doğu Türkistan"

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
  Eklenme Tarihi: 2012-03-22 00:13:23
"Çin Pakistan İlişkilerinde Doğu Türkistan"
Çin ile Pakistan’ın son dönemde gelişen ilişkileri dünya kamuoyunun gözünden kaçmamaktadır. Ancak bu yakınlaşma Doğu Türkistan’da meydana gelen bir patlamanın ardından yerini bir takım soru işaretlerine bırakmıştır. Hatırlanacağı üzere 31 Temmuz tarihinde Kaşgar şehrinde gerçekleşen patlamanın Doğu Türkistan İslami Hareketi (ETIM) üyelerince gerçekleştirildiği öne sürülmüştür. Pakistan’ın da bu patlamanın sorumlularından birisi olduğu ve patlamayı gerçekleştiren ETIM üyelerinin Pakistan’da eğitim gören militanlardan oluştuğu da iddiası da ortaya atılmıştır. Bu durum özellikle de Pekin tarafından kuşkuyla karşılanmıştır. 

 

 

Doğu Türkistan’ın Çin açısından farklı gibi görünen fakat günümüzde içiçe geçmiş iki önemli boyutu bulunmaktadır. Bunlardan birincisi Çin’in İslam dünyasıyla ilişkilerinde Doğu Türkistan’ın belirleyici rolüdür. Bilindiği gibi Doğu Türkistan meselesi üzerinden Çin Halk Cumhuriyeti’nin İslam dünyasına karşı imajı hiç de olumlu değildir. Buna karşılık, Çin’in ekonomik güzergahlarının büyük bir kısmını belirleyen batısında, büyük yatırımlar gerçekleştirdiği Ortadoğu ve Afrika coğrafyasında Müslüman toplumlarla hem komşuluk hem de ticari ilişkileri bulunmaktadır. 11 Eylül sonrası süreçte radikal İslami hareketleri, gerek ülkesine gerek bölgeye yönelik bir tehdit olarak ilan edip Şangay İşbirliği Örgütü’nün kuruluşundaki “3 Kötülük” stratejisinin temeline oturtsa da süreç Çin’i bu konuda daha ihtiyatlı davranmaya yöneltmektedir. Doğu Türkistan’ın ise kilit noktada olduğunu belirtmek yanlış olmayacaktır. Çin’in Müslüman toplumlar ile ilişkilerini geliştirmesine büyük ölçüde ihtiyacı varken Doğu Türkistan konusunda takındığı agresif tavır Çin’in bu konudaki en temel çelişkisini de oluşturmaktadır.

 

 

Doğu Türkistan ile ilgili bir diğer husus da bilindiği gibi bölgenin zengin hidrokarbon kaynakları ve enerji nakil hatları üzerindeki konumudur. Çin Halk Cumhuriyeti artan enerji ihtiyacını karşılayabilmek için farklı güzergah arayışları içerisindedir. İthalatının yaklaşık %80’ini deniz yoluyla gerçekleştiren Çin açısından bu bağımlılık Çin’in enerji güvenliği politikalarındaki önemli sorunlardan birini teşkil etmektedir. Deniz yoluyla enerji ithalatının yüksek maliyetleri Çin’in enerji faturalarının kabarmasına da sebep olmaktadır. Bu sebeple enerji kaynaklarının boru hatlarıyla karadan Çin’e ulaştırılabilmesi Çin’in bu konudaki sıkıntısını büyük ölçüde hafifletecektir. Bu bağlamda Çin’in Türkmenistan ile yaptığı doğalgaz anlaşmasının önemini belirtmek gerekmektedir. Bunun yanısıra Çin, İran’dan temin ettiği doğalgazın Pakistan üzerinden Çin’e ulaştırılması ile ilgili de projeler geliştirmektedir. Pakistan-Çin ilişkilerinin gelişen seyrini ve Gwadar Limanı’ndaki Çin etkinliğini bu bağlamda değerlendirmek gerekmektedir. 

 

 

İki projede de Doğu Türkistan’ın karşımıza çıktığını göreceğiz. Gerek Hazar Havzası kaynakları gerekse Pakistan üzerinden gelen hattın ikisi de Doğu Türkistan bölgesinden geçmektedir. Çin’in enerji güvenliği açısından denizyollarına olan bağımlılığın azaltılması her ne kadar önemli ise bu bağımlılığın azaltılabilmesinde de Doğu Türkistan aynı derecede önemlidir. Rusya’dan gelen hat dışında Çin’in karadan enerji nakil hatlarının hemen hemen hepsi Doğu Türkistan’dan geçmektedir. Çin’in Doğu Türkistan konusunda takındığı tavrın en önemli sebeplerinden birisi de budur. 

 

 

Kaşgar kentinde yaşanan patlamanın Çin ile ilişkili hale getirilmesi oldukça anlamlıdır. Çin’in Pakistan ile geliştirdiği ilişkilerin boyutu bölgede rekabet halinde bulundukları devletler açısından ciddi bir tehdit olarak görülmeye başlanmaktadır. Yaşanan pek çok olay bu iki devleti hiçbir şekilde birbirinden uzaklaştırmamış aksine daha da yakınlaşmalarına sebep olmuştur. Daha önce de belirttiğimiz gibi Gwadar Limanı’nda Çinli işçilerin arka arkaya ölmesinden Pakistan devleti sorumlu tutulmuştur. Çin’in buna karşı bir tavır alması ve iki ülke arasındaki ilişkilerin gerilmesi beklenirken bu olaylar hiç de beklendiği gibi sonuçlanmamıştır. Tam aksine Pekin bu olayların hiç birinden İslamabad’ı sorumlu tutmamış ve Çin-Pakistan ilişkileri önceki dönemden daha sağlam bir şekilde ilerlemeye devam etmiştir. 

 

 

Doğu Türkistan meselesinde de benzer bir manipülasyon ihtimalinin oldukça kuvvetli olduğunu söylemek mümkünüdür. Hem iki ülke arasında gelişen ilişkiler hem de karşılıklı güven ortamının önemli ölçüde sağlanmış olması bu ilişkiden rahatsız olan devletleri önemli ölçüde zorlamaktadır. Çin ile Pakistan arasındaki ilişkilerindeki en hassas nokta hiç şüphesiz Çin’in Müslüman toplumlarla ilişkileri ve bu bağlamda da Doğu Türkistan’ın konumudur. İki ülke arasındaki en zayıf noktanın böylesi bir dönemde ortaya çıkartılmak istenmesi de oldukça anlamlıdır. İki ülke arasındaki ilişkilerden rahatsız olan devletlerin böylesine bir olayı gündeme taşımaları o ülkeler açısından deyim yerindeyse bulunmaz bir fırsattır. 

 

 

Ancak, Çin’in bu konuda her ne kadar kuşku duysa da tıpkı Gwadar Limanı’nda yaşanan olaylarda olduğu gibi bu konuda da İslamabad yönetimini bu  konuda doğrudan suçlama konusunda daha temkinli davranabilir ve böylesi bir olay üzerinden Pakistan gibi bir müttefik ile böylesine kritik bir ortamda ilişkilerini askıya almayı tercih etmeyebilir. Hatta bu olay tıpkı önceki olaylarda olduğu gibi iki ülke arasındaki ilişkileri daha da geliştirebilir. Çünkü Pakistan, Çin’in bölgesel güvenlik politikaları açısından bugün en güvenilir müttefik durumundadır. Gerek Japonya gerekse Hindistan tarafından “çevrelenme” hisseden ve Güneydoğu Asya devletlerinin son dönemde geliştirdiği tavır ile bu hissi daha da kuvvetlenen Çin açısından Pakistan’ın varlığı Çin açısından son derece önemlidir. Böylesi bir noktada da her ne kadar 11 Eylül sürecinde radikal İslami hareketler konusunda günah keçisi ilan edilmiş olsa dahi Pakistan, Çin’in bu olaylarda aradığı en son fail olacaktır. Olayların meydana geldiği gün ve ertesinde Çin resmi kaynakları bu konuda çeşitli suçlayıcı açıklamalar yapsa da bugün gelinen noktada daha soğukkanlı ve temkinli olduğu da gözlerden kaçmayacaktır. Çünkü Çin Halk Cumhuriyeti, bu olayların arkasında neden Pakistan arandığını ve Pakistan ile ilişkilerinin Doğu Türkistan üzerinden gerilmesinin ne tarz sonuçlara sebep olacağını oldukça iyi analiz etmektedir. 

 

 

Doğu Türkistan konusunda Çin’in imajı zaten kolay kolay tamir edilcek gibi görünmemektedir. Bu konuda haklılık payını artırmak için “dış destek” konusuna vurgu yapsa da Pakistan bu “dış destek” kapsamına alınmamaktadır. Aksine Çin ve Pakistan’ın önümüzdeki dönemde bu konuda bir anlaşmaya varabileceğini de söylemek mümkün olacaktır.   

Ömer ATAGENÇ

 
  ‘Arap Baharımsı’lığı Döneminde Türkiye-İran İlişkisi   2012-03-19
  "Ortadoğu Bağlamında Türkiye-ABD İlişkileri"   2012-03-12
  "Amerika'nın Büyük Stratejisi Olarak Demokrasi "   2012-03-19
  "Bangladeş'de Anayasa Tartışmalarının Gölgesinde Siyasi Kriz   2012-03-20
  "Avrupa Treni Dönüyor Mu?"   2012-03-20
  "Obama -Dalay Lama Görüşmesinin ABD - Çin - Hindistan İlişkilerine Olası Etkisi"   22.03.2012
  "Özbekistan: 20 Yıllık Yeni Tarih"   22.03.2012
  "ÇATIRDAYAN AVRUPA"   2012-03-20
  "Cem Özdemir'e "Yeşil" Iışık (Mı?)"   2012-03-20
  "Hür Demokratlarda Bir Vietnamlı"   2012-03-20
 
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU