Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Konular / Ortadoğu/ ‘Arap Baharımsı’lığı Döneminde Türkiye-İran İlişkisi

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
  Eklenme Tarihi: 2012-03-19
‘Arap Baharımsı’lığı Döneminde Türkiye-İran İlişkisi
Geçtiğimiz on yıl boyunca ABD ve İsrailli bir çok aşırı sağcı yazar ve politikacı, ABD ile İran’ın Ortadoğu’daki jeopolitik mücadelesini dönemin soğuk savaşı olarak tasvir etmeye devam etmektedirler. Literatüre ‘Şii Hilali’ olarak giren Lübnan’dan başlayarak Filistin, Ürdün, Bahreyn, Suriye ve Irak’ı kapsayan bu bölgenin, İran ile gerçekleştirdikleri dini, ticari ve jeostratejik ilişkiler seviyesini bulundukları ülke liderlerini sıkça bildirmişlerdir. Bu görüşlere mütakiben bölge 2012’ye, Irak’ta Nuri Kemal Al-Maliki’nin şii nüfüsunu ülkenin yönetiminde arttırma girişimleri ve İran’ın nükleer yakıt çubuğunun iki kat arttırılmasına yaptırım uygulanmasına tepki olarak Hürmüz Boğazını kapatma tehditleri ile girdi. 

 

Bu olaylar İran yayılmacılığının el altından devam etmesinden ziyade zahiri bir seviyeye çıktığının göstergesi olarak yorumlanmaktadır. İran’ın nükleer zenginleştirme programı sonunda nükleer silah elde etmesi, İranlı yetkililer tarafından, iç politikada mollaları güçlü bir noktaya taşırken, bölgede nüfuzunda bulunan İran yanlısı kesimlerin ‘dokunulamaz’ bir durumu kazandıracaklarını ifade etmektedirler.

 

Ancak iki ülkeninde –ABD ve İran- atladıkları hatta çamura saplandıkları nokta ise yaşadıkları ekonomik zorluklar ve iç politika mücadeleleri. Bu iki ülke için eş zamanlı olarak bölgede nüfuzlu bir Türkiye tarafından köşeye sıkıştırılmışlık söz konusudur. Ek olarak Batılılar tarafından gözden kaçan öncelikli olaylar zinciri ise başta Irak olmak üzere Ortadoğu coğrafyasının süregiden şimdilik Türk-İran ‘soft’ görüşmelerinde ince hatlarla nüfuz alanlarına ayrılmasıdır. Bu olay İkinci Dünya Savaşı’ndan günümüze Arap monarşileri ve İsrail’in öncelikli iltimasçısı olarak gördükleri ABD’nin etkisinin bölgede giderek azalmasına neden olmaktadır. 

 

ABD’nin Irak’tan çekilme süreci sırasında bu çekilmeye karşı çıkan grupların başını Kürt yöneticiler çekmekteydi. Çünkü gerek siyasi olarak Bağdat merkez yönetiminden bir baskı göreceklerini ve petrol ihraç meselesinde problem yaşayacaklarını ifade etmektedirler. Kürt özerk bölgesinin ayakta kalabilmesi için en önemli mesele petrolün batıya taşınmasıdır. Coğrafi olarak batıya petrol ihracatında tek alternatif kuzey komşuları Türkiye’dir. Bu realite her ne kadar Irak Kürtlerinin arasında yayılmamış olsa da Türkiye, televizyon dizileri, bölgeye yatırımları, inşaat planları, ticareti ve açılan konsolosluk ile halk nezdinde birçok tabuyu yıkmış durumdadır. Buna en canlı örnek olarak 28 Aralık’ta Türk savaş uçakları tarafından bombalanan 35 kaçakçının ölümlerinin ardından başta Erbil olmak üzere diğer hiçbir Kuzey Irak şehirlerinde herhangi bir eylem veya protesto gerçekleşmemiş olmasıdır. 

 

1970 yılında ilk petrol akışının başladığı Kerkük-Ceyhan Boru Hattı ayrı olmak üzere Türkiye üzerinden Kuzey Irak’tan Akdeniz’e yapılacak petrol hatlarının sayısı artıkça hiç kuşku yok ki Kuzey Irak yönetiminin elini merkezi Irak yönetime karşı sağlamlaştıracak, gelecekte Türkiye’nin desteği ile varlığını sürdürecek bağımsız bir yönetime dönüştürecektir. Türkiye’nin desteğini almış ve entegrasyonunu gerçekleştirmiş bu yönetim, Türkiye-İran, Türkiye-ABD ve Türkiye-PKK arasında bir destek ünitesi görevi yapacaktır. Irak’ın güneyine indiğimizde durum tam anlamıyla tersidir. Oluşturulacak Şii-Arap tampon devleti İran’ı ABD ve Suudi Arabistan’a hatta Türkiye’ye karşı koruma görevi yapacaktır. 

 

Türkiye-İran Mücadelesi mi?

 

Allavi ile Maliki arasında hernekadar problem yaşansa da, yukarıda sayılan ihtimallerin gerçekleşmesi için Türkiye ve İran’ın birbirlerine ciddi bir biçimde meydan okumamaları gerekmektedir. Arap Baharı, Kuzey Afrika’da tatlı bir meltem gibi eserken aslında taraflar bu sıkıntılı dönemde ortak çıkarları için yumuşak bir geçiş planlamışlardı. Bu bağlamda Kuzey Afrika politikalarında iki taraf birbirlerine karşı sert söylemler kullanmadılar. Uygulunan tek farklılık Türkiye ve İran’ın, Arap Baharının yaşandığı ülkelerde farklı partileri desteklemeleridir. Türkiye daha ılımlı islami partilerini desteklerken, İran Mısır’da olduğu gibi aşırı islam litaretürüne sahip Selefileri desteklemektedir. Ancak bilindiği üzere Kuzey Afrika ve Doğu Akdeniz ülkelerinde Ahmedinejat’ın karizmasının yıllara göre azalması, Şii nüfusunun yok denecek kadar az olması ve devrimin başını çekenlerin Batı yaşamı geçmişlerinin bulunması bu halkları ılımlı islami görüşe ve onun başarılı temsilcisi ve yıllardır bu bölge ile tarihi, ticari ve politik geçmişi olan Türkiye’yi fazlasıyla ön plana çıkarmaktadır. 

 

Arap Baharı’nın Şimdilik Durağı Suriye

 

Kış mevsiminden ilkbahara geçtiğimiz şu günlerde, Suriye’deki Arap Baharı hareketinin kıştan bahara dönmesi zor gözüksede ayaklanmada muhalifleri destekleyen Türkiye ile Esed’in arkasında bulunan Hizbullah ve Nusayrileri destekleyen İran arasında tarafları karşı karşıya getiren bir güç mücadelesi yaşanmaktadır.  Bu gerilimli ilişkinin yaşanmadığı diğer Arap Baharı ayaklanmaları sırasında Türkiye ve İran, adeta birbirlerini bu ülkelerdeki etkinliklerinin mahiyeti hususunda dizginliyorlardı. Ancak Batı’nın İran ile nükleer çalışmalarla ilgili son defa masaya oturma isteği, Arap Baharı’na ev sahipliği yapmış ülkelerin bağımsız seçimlerinden ılımlı partilerin yada verdikleri isimle Adalet ve Kalkınma Partilerinin galiple çıkması ve gerçekleşmesi durumunda İran’ın Ortadoğu politikasında önemli bir üs noktası olan Suriye’yi kaybetmesi, bölgede Türkiye’nin etkinliğine işaret etmektedir. Ancak bu sefer Türkiye, Cumhuriyet döneminde bağımsızlığa kavuşmuş Arap ülkelerini desteklemeyerek yaptığı yanlış politikalardan ve SSCB’nin dağılmasına müteakiben Ortaasya ülkelerinde yapılan hatalardan ders alarak, Arap ülkelerine bir ‘ağabey’ gibi değil daha çok ortak bir gelecekten bahseden ülke olarak hareket etmektedir. Türkiye’nin bu süreçte İran’ı yalnız bırakmaktan ziyade bölgede kendi etkisini korumak ve artırmak için İran ile görüşmelerini sürdürmek istemesine rağmen  geçtiğimiz haftalarda İran dini lideri Ayetullah Ali Hüseyin Hamaney’in yüksek askeri danışmanı ve meslektaşları tarafından ‘sinir küpü’ olarak tasvir edilen Tümgeneral Yahya Rahim Safevi’nin Türkiye’yi, Suriye politikası, NATO füzelerinin yerleştirilmesi ve seküler islamın yayılması hususunda tekrar düşünmeye çağırması dikkate şayan bir çıkıştı. Bu açıklama bölgenin eski güçleri arasında yaşanan olaylarda olduğu gibi, Ortadoğu’da Şah veya Sultan için sadece tek bir yerin olduğunu göstermektedir. 

 

Sonuç olarak, Arap Baharı, Arap devletlerinin başka ülkelerin nüfuzuna girmeleri tehdidini ortaya çıkarması ve kısmı bölünmelerin yaşanması bu coğrafyayı 1919 yılı sürecine benzer bir duruma sokarken, Türkiye’nin bölgedeki zayıf, istikrarsız ve ‘sinirli’ bir yapıya sahip komşusu İran gücünü kaybetmekte, Türkiye ise Arap Baharı’nın şuan görünen tek galibi olmaktadır. 

 

 

Yusuf Süha Sonuç
 
  "Ortadoğu Bağlamında Türkiye-ABD İlişkileri"   2012-03-12
  "Amerika'nın Büyük Stratejisi Olarak Demokrasi "   2012-03-19
  "Bangladeş'de Anayasa Tartışmalarının Gölgesinde Siyasi Kriz   2012-03-20
  "Çin Pakistan İlişkilerinde Doğu Türkistan"   2012-03-22 00:13:23
  "Avrupa Treni Dönüyor Mu?"   2012-03-20
  "Obama -Dalay Lama Görüşmesinin ABD - Çin - Hindistan İlişkilerine Olası Etkisi"   22.03.2012
  "Özbekistan: 20 Yıllık Yeni Tarih"   22.03.2012
  "ÇATIRDAYAN AVRUPA"   2012-03-20
  "Cem Özdemir'e "Yeşil" Iışık (Mı?)"   2012-03-20
  "Hür Demokratlarda Bir Vietnamlı"   2012-03-20
 
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU