Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Konular / Ortadoğu/ "Ortadoğu Bağlamında Türkiye-ABD İlişkileri"

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
  Eklenme Tarihi: 2012-03-12
"Ortadoğu Bağlamında Türkiye-ABD İlişkileri"

Türkiye'nin Ortadoğu'daki etkinliğinin artması ABD açısından hem fırsat hem sorun yaratan bir durumdu. ABD Başkanı Barack Obama 2009 yılında Türkiye'ye yaptığı ziyarette, Türkiye-ABD ilişkilerini model ortaklık şeklinde tanımlayarak Türkiye'nin Ortadoğu'da artan etkisini bir fırsat olarak değerlendirdiğinin altını çizmiş oldu. Ancak Türkiye'nin gerek Filistin sorununda, gerek İran'ın nükleer programı konusunda, gerekse Ortadoğu'nun diğer sorunlarında bir NATO üyesi ve ABD'nin müttefiki gibi davranmaktan çok bağımsız politikalar izlemesi hatta karşıt bir çizgiye kayması Türkiye-ABD ilişkilerine yönelik birçok soru işaretini akıllara getirmişti. Bir devletin komşu ülkeler ve coğrafyalar ile ilişkilerini derinleştirmesi son derece normal bir durum olsa da tarih boyunca Batı yönelimli bir dış politika izleyen Türkiye'nin Ortadoğu'ya olan ilgisinin artması birçok tartışmaya yol açmıştı. Özellikle doksanlı yıllar boyunca Ortadoğu politikasının odağında İsrail yer alırken, iki binli yıllarda Arap ülkelerinin ve İran'ın öneminin arması, dahası İsrail ile karşı karşıya gelinmesi Türkiye'de mevcut iktidarın ideolojisinden kaynaklanan bir eksen kayması yaşandığı iddialarını gündeme getirmişti. Arap Baharı olarak adlandırılan halk ayaklanmaları sürecinde ise Ortadoğu'nun siyasal ikliminde köklü değişimler yaşandı ve Türkiye'nin pozisyonu ABD için daha büyük bir önem kazandı. Model ortaklığın hayata geçirilmesi için önemli bir fırsat doğdu. 

Biraz daha geçmişe giderek gelişmeleri bir tarihi çerçeveye yerleştirmek gerekirse, Türkiye'nin komşuluk ilişkilerini iyileştirme yönündeki iradesinin doksanların sonlarından itibaren kendisini gösterdiği ancak bunun ötesinde güçlü bir bölgesel aktör olma yönündeki çabaların AK Parti dönemine ve özellikle 2007 sonrasına denk geldiği görülür. AK Parti hükümetinin ilk dönemi olan 2002-2007 yılları arası, bir yanda Avrupa Birliği üyelik sürecinin ivme kazandığı ve Türk dış politikasında öncelik alanının AB ve genel anlamda Batı ile ilişkiler olduğu, diğer yanda AK Parti yönetiminin iktidara henüz ulaştığı, onu pekiştirmeye çalışırken halen güçlü bir muhalefetin ve İslamcı geçmişine yönelik şüphelerin sürdüğü bir dönemdi. 2007 sonrasında kazandığı seçim zaferiyle iktidarını iyice pekiştiren AK Parti'nin dışarıda daha büyük bir özgüvenle hareket ettiği, daha bağımsız politikalar peşinde yürüdüğü, AB üyelik perspektifinin büyük ölçüde zayıflamasıyla birlikte dış politikada ilginin yakın coğrafyalara kaydığı, özellikle Ortadoğu'da bölgesel liderlik hedefinin ağırlık kazandığı açıkça görüldü. Türkiye'nin özellikle Ortadoğu'da daha fazla inisiyatif alması genel anlamda Türk dış politikasına yönelik ilginin artmasına ve özel olarak da Türkiye'nin Batı ile kurduğu kurumsal ve köklü ilişkilere ne kadar sadık olduğunun sorgulanmasına yol açtı. 

AK Parti hükümeti komşularla sıfır sorun adını verdiği politika doğrultusunda öncelikle komşuluk ilişkilerini iyileştirme yoluna gitti. Özellikle Ortadoğu'daki komşu devletlerle sorunların çözülmesinden öte ilişkilerin derinleştirilmesi amaçlandı. Suriye ile ilişkiler bu konuda model teşkil ediyordu. İki ülkenin liderlerinin kullandıkları ekonomik bütünleşme söylemi ikili ilişkilerin ulaştığı noktayı gösteren önemli işaretlerdendi. Türkiye'nin bölgeye yönelik politikasının bir diğer ayağını ise İran oluşturuyordu. Bu süreçte, iki ülke arasında ciddi bir yakınlaşma yaşandı. Özellikle nükleer programı dolayısıyla Batılı ülkelerle yaşadığı sorunda İran, Türkiye'nin desteğini arkasında buldu. Türkiye, sorunun diplomatik yollarla çözülmesi doğrultusunda birtakım girişimlerde bulundu. Bu bakımdan Türkiye sadece komşularıyla kendi sorunlarını çözme değil, bölgedeki diğer sorunların da çözümüne katkıda bulunma gibi bir hedef taşıyordu. İsrail'in 2008'in son günlerinde başlattığı Gazze'ye yönelik operasyon sonrasında Türkiye'nin takındığı tavır da bölge politikasında daha aktif bir rol oynama ve bölgesel liderlik hedefinin bir göstergesiydi. Ancak Türkiye'nin İsrail ile karşı karşıya gelmesi başta ABD olmak üzere Batılı devletlerin Türk dış politikasının yönelimi hakkındaki şüphelerinin artmasına yol açtı. 

Mavi Marmara olayının ardından Türkiye-İsrail ilişkilerinin iyice gerilmesi ve İran'a yönelik yeni yaptırımlar konusunda Mayıs 2010'da BM Güvenlik Konseyi'ndeki oylamada Türkiye'nin hayır oyu vermesi Ankara ile Washington arasında da ciddi bir ayrılık olduğunun işaretleri olarak yorumlandı. Türkiye'nin izlediği bu politikalar, onun bölgedeki etkinliğini kendisi için de bir fırsata çevirmek isteyen ABD'nin işini zorlaştırıyordu. Suriye ve İran'la geliştirilen yakın ilişkiler ve bu iki ülkedeki rejimin karakteri, Türkiye'nin İsrail ve ABD karşıtı bir eksene kaydığı yorumlarına yol açıyordu. Bu bakımdan Türkiye ile ABD'nin Ortadoğu'daki yolları giderek ayrılıyordu. Aslına bakılırsa iki ülkenin bölgedeki çıkar ve hedeflerinin taban tabana zıt olduklarını söylemek çok zordur ve temelde bir yaklaşım farkının olduğu yorumu yapılabilir. Ayrıca Türkiye'nin bölgeye yönelik ilgisi sorun çözücü ve yapıcı bir yaklaşım barındırmakta, güvenli ve istikrarlı bir yakın çevre hedefini yansıtmaktadır. Bu bakımdan bölgesel sorunları kendi etkinlik ve nüfuzunu artırmanın bir aracı olarak gören İran'dan farklılaşmaktadır. Dolayısıyla Türkiye'nin uzun vadeli çıkarları ABD'nin çıkarlarından çok farklı olmasa da Türkiye'nin yöntem olarak farklı bir noktada bulunduğu, ABD ve İsrail'in tek taraflı oldubittilerine karşı çıktığı söylenebilir. 

2010 yılı Türkiye-ABD ilişkileri açısından oldukça sönük geçmişti. Obama’nın, iki ülke arasındaki ilişkileri sadece güvenlik odaklı olmaktan çıkarıp ortak değerler, idealler ve hedefler etrafında model ortaklık olarak yeniden inşa etme girişimi ümit vaat etmiyordu. Ancak Arap Baharı, iki ülke için yeni işbirliği olanakları sundu. ABD, bir yandan Ortadoğu’daki askeri yükünü hafifletmeyi ve halk hareketlerinin başlattığı değişimin kontrollü bir şekilde gerçekleşmesini sağlayarak radikal İslamcı rejimlerin doğuşunu engellemeyi hedefliyordu. Tam da bu noktada Türkiye, bölgesel etkinliğini artıran, mevcut hükümetin İslamcı kökenine rağmen bu geleneği demokrasi ile bağdaştırmayı başarmış bir model olarak duruyordu. Arap Baharı bölgede onlarca yıldır hüküm süren otoriter rejimleri silip süpürürken Recep Tayyip Erdoğan, 12 Haziran 2011 seçimlerinde demokratik yolları kullanarak ve siyasi gücünü daha da pekiştirerek üçüncü kez iktidara gelmişti. Ortadoğu’da neredeyse bütün rejimlerin ve liderliklerin meşruiyeti sorgulanırken, AK Parti hükümetinin ve lideri Erdoğan’ın popülaritesi en üst düzeydeydi. ABD, Ortadoğu’dan kademeli ve kontrollü bir biçimde çekilmenin hazırlıklarını yaparken, Türkiye gibi eski bir müttefikinin yükselen bir güç olarak ve model olma iddiasıyla bölgede etkinliğini artırması Türkiye-ABD ilişkileri için yeni fırsatlar sunuyordu. Ancak ne Ortadoğu’daki gelişmelerin nasıl bir tablo ortaya çıkaracağı kestirilebilir durumda ne de Türkiye ve diğer taraflar ileriye dönük politikalarını ve bu süreçte hangi pozisyonda bulunacaklarını netleşmiş vaziyette. 

Türkiye, Arap Baharına hızla tepki veren, değişimi destekleyen, Libya ve Suriye konusunda ilk aşamada mütereddit davransa da sonraki aşamalarda Kaddafi ve Esad’ı karşısına alan bir politika izledi. ABD’nin de benzer bir pozisyonda olduğu görülüyor. Yani iki ülke de değişimden yana. Türkiye’nin uzun vadede beklentisi krizlerin bir an önce çözülerek bölgesel istikrarın yeniden sağlanması ve son on yılda kurulan ilişkilerin ve elde edilen kazanımların korunması şeklinde. ABD açısından bakıldığında ise temel beklenti, kendisine rakip olan ve uluslararası sistemle uyumsuz rejimlerin nihai olarak ortadan kalkması. Şu ana kadar gelinen aşamada bu büyük ölçüde gerçekleşmiş durumda ancak en büyük hedef olarak İran rejimi varlığını sürdürüyor. Bu bakımdan Suriye’nin özel bir önem taşıdığının altı çizilmelidir. ABD’nin İran politikası açısından, İran’ı yalnızlaştırma, bölgesel gücünü ve dayanaklarını kırma noktasında Suriye önemli bir hedef haline gelmiştir. Suriye’deki kriz Türkiye ve İran’ı da karşı karşıya getirme potansiyeline sahiptir. NATO Füze Kalkanı Projesinde Türkiye’nin aldığı sorumluluk düşünüldüğünde Türkiye ve İran’ın uzun vadede ayrı eksenlere kayması ve ikili ilişkilerde bugüne dek elde edilen kazanımların tersine dönmesi olasılığı artmaktadır. Dolayısıyla Türkiye, ABD ile ortak çıkarlar temelinde bazı işbirliği olanakları yakalamış olsa da aynı zamanda kendi çıkarlarının ve son on yıl içinde bölgesel politikasında elde ettiği kazanımların korunmasının da peşinde olmalıdır. Son yıllarda oluşturduğu bağımsız dış politika imajını, küresel güçlerin taşeronluğu imajına dönüştürmekten kesinlikle uzak durmalıdır. Türkiye öncelikle bu süreçte nerede durduğunu netleştirmelidir. Yeni Ortadoğu’nun şekillenmesinde aktif rol alınarak demokratik, güvenli ve istikrarlı bir bölgesel ortam yaratılmasına katkı sağlanmalıdır. Ancak bu sürecin yukarıda değinildiği üzere yeni çatışmalar doğurma ihtimali unutulmamalıdır. ABD ile işbirliğinin Türkiye’yi bölge devletleri ile karşı karşıya getirme olasılığı da göz önünde bulundurulmalı ve dikkatli bir politika izlenmelidir. İçinde bulunulan bu hassas dönemde yine hassas, dengeli ve taraflara eşit mesafeli bir politika en sağlıklı seçenek olarak görünmektedir.

 

Emre OZAN

 
  ‘Arap Baharımsı’lığı Döneminde Türkiye-İran İlişkisi   2012-03-19
  "Amerika'nın Büyük Stratejisi Olarak Demokrasi "   2012-03-19
  "Bangladeş'de Anayasa Tartışmalarının Gölgesinde Siyasi Kriz   2012-03-20
  "Çin Pakistan İlişkilerinde Doğu Türkistan"   2012-03-22 00:13:23
  "Avrupa Treni Dönüyor Mu?"   2012-03-20
  "Obama -Dalay Lama Görüşmesinin ABD - Çin - Hindistan İlişkilerine Olası Etkisi"   22.03.2012
  "Özbekistan: 20 Yıllık Yeni Tarih"   22.03.2012
  "ÇATIRDAYAN AVRUPA"   2012-03-20
  "Cem Özdemir'e "Yeşil" Iışık (Mı?)"   2012-03-20
  "Hür Demokratlarda Bir Vietnamlı"   2012-03-20
 
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU