Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Konular / Ortadoğu/ "KRİZLER ve 'ÇEVRELEME'"

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
  Eklenme Tarihi: 2012-03-07
"KRİZLER ve 'ÇEVRELEME'"

Suriye’deki Baas rejimi, isyan bastırmaktan ziyade 1982 yılında sünni gruplara ve Müslüman Kardeşlere karşı uygulanan Hama Katliamı’nın bir benzerini yürütmektedir. Hama Katliamı, gerek askeri hareketlilik ve gerekse ölü sayısı dikkate alındığında günümüzde yaşanan durumdan daha vahim bir olayı göstermektedir.

Yakın zamanda yaşanan ilk kriz Nusayri iktidarının, Türk meslektaşlarına ve diğer devlet mensuplarına verdiği sözleri tutmadığı ve tutmayacağını göstermesidir. Hatta bu durum geçtiğimiz günlerde deniz kuvvetlerine bağlı savaş gemilerinin Lazkiye’yi bombalaması, Hama ve İdlib’te giriştiği katliamlarla ispatlanabilir. Yani Esed rejimi, şuan hava kuvvetleri hariç diğer kuvvet komutanlıklarını kullanmaktadır.

İkinci yaşanan kriz ise İsrail ile devam eden özür krizidir. İsrail’in diplomatik yollarla yaklaşık bir ay geciktirdiği Palmer Raporu’nun açıklanmasına yakın dönemini özür dileyip dilememe konusunda kullandı. En sonunda yapılan açıklamada ‘özür dilemeyelim’ kararı açıklandı. İsrail basınında yapılan yorumlara göre açıklanacak Palmer Raporu İsrail’in haklılığını göstererek, Türkiye’nin terör örgütleri ile bağlantılarını ortaya çıkaracaktı. İsrail basını ek olarak özür dilendiği takdirde Türkiye’nin peşlerini bırakmayacağını; Ortadoğu’nun kuşkusuz lideri olacağını; ‘bakın İsrail’i nasıl yola getirdik’ diye propaganda yapacağını söylemektedir. 

Herkesin çözüm için açıklamalar ve eylemler beklediği Kıbrıs Meselesi’nde Rumlar, Annan Planı’ndan sonra çözümsüzlüğü pekiştirmek adına bir takım eylemlere girişmektedir. İsrail ve Yunanistan ile petrol ve doğalgaz arama faaliyetleri yürüten Rumlar, eğer petrol ve doğalgaz bulduklarında adada hakimiyetlerini ilan edecekler ve Kuzeyli Türklerin asimile olmalarını daha da hızlandıracakmış. Bu da Rumlar’ın yürüttüğü ‘çözüm’ operasyonudur. 

Diğer bir mesele ise PKK’nın son zamanlarda artan saldırılarıdır. Türkiye, maalesef her gelen saldırının eskisini unuttuğu yeni saldırılarla karşılaşıyor. Türk Hava Kuvvetleri’ne bağlı savaş uçakları her ne kadar Kuzey Irak’taki hedefleri vursa da, sınırdan Türkiye’ye sızmalar ve Türkiye’de bulunan teröristlerin saldırıları devam ediyor.

Bu dört meselenin ve krizlerin birbirinden ayrı olduğu düşünmek yanlıştır. 

Suriye devlet başkanı Esed’in aklından ‘eğer Türkiye’nin dediklerini tutarsam ve Türkiye’nin önerdiği reformları gerçekleştirirsem Türkiye bölgesel güç olur’ cümlesi geçmektedir. İsrail başbakan yardımcısı ve Likud Partisi üyesi Moshe Ya’Alon, Esed’in aklından geçen cümleyi basına taşımıştır : ‘Türkiye’den özür dilersek bölgesel güç olur’. PKK’nın Avrupa ve Amerika’daki destekçileri de bilmektedir ki, Türkiye, PKK belasından başını kaldırdığı anda bölgesel güç olacaktır.  2005 yılında ABD Dışişleri Bakanlığı’nda Avrupa ve Avrasya sorumlusu Matthew Bryza’nın Rumlara söylediği ‘Türkiye emirleri artık Washington’dan almayan bir bölgesel güçtür’ sözlere karşılık Rumlar, ‘artık konuşulacak bir şey kalmadı’ demişlerdi.  Görüldüğü gibi bu dört önermede aynı sonuca çıkmaktadır. 

Türkiye’yi çevre bölgelerde yükselmesini engelleyen başka olaylarda gerçekleşmişti: Sarkozy Fransası’nın Türkiye – AB arasında süregiden bir dizi fasılları askıya almıştı. İsviçre’de imzalanan Ermenistan-Türkiye protokolüne hala Soğuk Savaş mantığı ile düşünen Ermenistan Yüksek Mahkemesinin şerh koyması gibi. Rusya’nın Gürcistan’a saldırdığında, Ruslar Gürcülere silah sattığı için Türkiye’yi suçlamışlardı. Rum Kesimi’nde elektrik krizi çıktığında Rum Piskoposun sözleri çözümü kilitler nitelikteydi : ‘Türklerden elektrik alacağıma mum ışığında kalırım daha iyi’.  Yunanlar ise krizin nedenini Türkiye korkusuna bağlı olarak fazla silahlanma olarak göstermişlerdi. Libya’da bir grup protestocu Bingazi Başkonsolosluğu’nun önüne gelerek Türkiye’nin Ortadoğu’daki imajını ‘çizmek’ için Kaddafi tarafından desteklenmişti. İran resmi televizyonu Suriye’de yaşanan halk ayaklanmasını Türk kışkırtması olarak göstermesi de bir nevi Türkiye’ye karşı yürütülen medya operasyonu idi. 

Türkiye’ye Karşı Yürütülen Çevreleme Operasyonu mu?

Çevreleme (containment) Soğuk Savaş döneminde Batı Bloku’nun Doğu Bloku’na karşı yürüttüğü temel bir politika idi. Türkçede ise bir şeyin coğrafi olarak çevrelenmesi olarak akıllara gelmektedir. Ancak İngilizce orjinalinde bir ülkenin güçlenmesine ve kalkınmasına engel olmak gibi coğrafi olmayan fikirleri de benimseyen ‘yaşayan’ bir terimdir. Berlin Duvarı’nın yıkıldığı gece bu terimler zihinlerden silinmedi. Günümüzde ise Soğuk Savaş döneminden kalma reflekslerle hareket edenlerin, haritalarda insan yerine asker ve tank görenlerin kullandığı bir terimdir. 

Yukarıda söylediğimiz gibi çevremizde birkaç ülke hala Soğuk Savaş mantığıyla düşünmektedir. Ermenistan bu örnekte belki de başı çekmektedir. Soğuk Savaş döneminde Doğu Bloku’nun içinde bulunarak ‘çevreleme’ kelimesinden nefret eden bu ülke, şimdilerde Türkiye’ye karşı çevreleme politikasında ittifakın bir parçasıdır. İttifakın diğer ortağı ise Yunanistan. Soğuk Savaş döneminde Sovyetlere karşı Türkiye ile beraber güneyi koruyan Yunanistan belki de kamuoyunun dikkatini ekonomik krizden Türkiye’ye çekmeye çalışmak için ittifaka katılmıştır. Yunanistan katılınca Rum Kesimi’de dahil olduğu çevreleme bir anlamda coğrafi bir terime dönüşmektedir. 

Fakat satranç tahtasında eksik olan bir şeyler var. Tarih boyunca hiçbir zaman liderlik yapamamış (Antik Yunan dönemi hariç), hep başka ülkeler tarafından piyon olarak kullanılmış bu ikibuçuk ülke, Türkiye’ye karşı çevreleme politikası tasarlaması ve uygulaması pek imkan dahilinde görülmemektedir. Türkiye’yi çevrelemeye çalışan ve tekrar Soğuk Savaş döneminin hantallığına sokmaya çalışan güçler kim?

Bölgemizde diplomasiyi hala askeri güce dayandıran İran ve İsrail Türkiye’nin bölgede güçlenmesinden rahatsız olmaktadır ve ilginç bir şekilde birbirleri ile olan ilişkilerinde kabadayılık yaparak Soğuk Savaş terimlerini bir anlamda ayakta tutan ülkelerdir. Bu iki ülkenin diğer ülkelerle ilişkilerine baktığımızda ikibuçuk ülke (Ermenistan, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi) ile araları iyidir. 

Batı’nın yavaşladığı Doğu’nun hızlandığı, Batı’da fikir üretiminin neredeyse durduğu Doğu’daki başarılı üniversitelerin Batı’dan görevi devraldığı dönemde Doğu’nun en batısında bulunan Türkiye’yi çevrelemeye ve Soğuk Savaş zihniyetine sokmaya çalışanlar kimler? 

 

Yusuf Süha SONUÇ

 
  "İran'ın Nükleer Amacı ve Amerikan Kimliği"   2012-03-01
  "Apocalyptic (kıyametçi) Terörizm ve Aum Shinrinkyo"   2012-04-16
  "Asya-Pasifik Bölgesinde Deniz Yollarının Artan Önemi ve Güney Çin Denizinde Vietnam - Çin Gerginliği"   20.03.2012
  "ASEAN Bölgesel Forumu Toplantısı ve Güneydoğu Asya'da Yeniden "Pax-Americana Sendromu"   2012-03-20
  "Güney Çin Denizinde Yükselen Kriz Bağlamında Asya Pasifik Bölgesinin Güvenliği"   2012-03-20
  "Çin - Pakistan İlişkilerinde Gwadar Limanı ve Bölgesel Gelişmelere Etkileri"   2012-03-20
  "Hindistan Donanması Doğu Komutanlığı'nın Etkinliğini Artırıyor"   2012-03-20
  "ÇHC XXI Yüzyılın Süper Gücü Olacak"   2012-04-04
  "Avrupa'da Sağ Popülizm Tehlikesi..."   2012-03-20
  'Oyun Sahası' veya Kanlı Oyunların Oynandığı Yer Fergana (3)   08.10.2011
 
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU