Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Konular / Kafkasya/ Ermenistan Cumhuriyeti Ve Yaprak Sönmez’in Deneyimi

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
  Eklenme Tarihi: 2013-01-23 23:27:07
Ermenistan Cumhuriyeti Ve Yaprak Sönmez’in Deneyimi

Akdeniz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü 2. sınıf öğrencileriyle uluslararası katılımlı bilimsel bir çalışma gerçekleştirmek için yola çıktık. Çalışmamızın sonunda 3 kitap ortaya çıkardık. Gözleme dayanan, saha çalışmasını içeren kitabımız “Gittik, Gördük, Yazdık, Orta Asya Kafkasya” başlığını taşıdı.

Bu kitap projesi, Türkiye’de lisans öğrencilerinin uluslararası disiplinde saha çalışması yaparak gerçekleştirdikleri ilk çalışma olmuştur.

Projemizin konusu “Orta Asya, Kafkasya Siyasi İlişkiler (1991-2010)” idi. Çalışma alanına giren ülkelerdeki öğrenci arkadaşların katılımıyla toplam 20 öğrenci (11’i ülke dışı, 9’u ülke içinden) ve bir öğretim üyesinin (Yrd. Doç. Dr. Necati İyikan) çabasıyla ortaya hacmi geniş, 812 sayfalık bir eser çıktı ve İngilizceye çevrildi. Bu ikinci kitabımız oldu. Üçüncü kitabımız ise saha çalışması yaptığımız ülkelerde edindiğimiz tecrübe ve gözlemlerimizden oluştu.

Yaklaşık 2,5 sene süren bu çalışmamızın en heyecanlı dönemini, yurtdışı araştırmaları diye adlandırdığımız çalışma takvimi oluşturdu.

Öğrenci arkadaşlarımızı sırasıyla Kırgızistan, Azerbaycan, Ermenistan ve diğer ülkelere gönderdik. Ardından da edindikleri izlenimleri büyük bir merakla bütün çalışma ekibi olarak beklemeye başladık.

2010’da Kırgızistan’a giden öğrencim Emel Özer, âdeta bir iç savaşa tanıklık etti. Gönderdiği bazı bilgilere Türkiye’de ne akademisyenler ne de basın mensupları sahip idi.

Her öğrenci arkadaşın yurtdışına gidişi hepimizde ayrı bir heyecan yarattı. Ancak Ermenistan gezisi öncesinde heyecanın yanında biraz da ürkeklik vardı. Korkmadık; ancak tarifini yapamadığımız bir ürkeklik yaşadık.

“Hoca, sen bana 300.000 dolar versen ben yine de Ermenistan’a gitmem.”

“Neden gitmezsiniz, o ülkeyi tanıyorsunuz; akademik ve siyasi bağlantılarınız var?”

“Olsun, güvenliğim söz konusu; ben gitmezdim. Sen neyine güvenip bir öğrenciyi bu ülkeye gönderiyorsun; üstelik de kız. Öğrencinin başına bir şey gelirse mahkemelerde sürünürsün; meslek hayatın biter!”

Bu diyalog bir derginin sahibi ile benim aramda geçti. Neden bu para miktarını zikretti? Neden bu olağanüstü endişe, hiç anlamadım. Mahkemelerde sürünmeye gelince; alırsınız öğrencinizin elinden bir belge; “Oradaki güvenliğimden kendim sorumluyum” der ve proje sorumlusu olarak hukuken kendinizi kurtarırsınız. Ancak ben onu da yapmadım.

Açıkçası, biz (öğrencilerim ve ben) içimizde yanan yeni bir şeyler öğrenme, üretme, bilinenleri tekrar etmeme sevdasıyla yola düştük. Sevda insanın gözünü köreltir derler; sanırım bizde de aynısı oldu. Korksaydık aynı projede bir başka 20’li yaşların başındaki öğrencim Çin Seddi’nin olduğu ülkeye gitmezdi.

Bize Güvenildi

Akdeniz Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. İsrafil Kurtcephe’nin tarihçi olması, konuya ilgi göstermesine ve bize destek olmasına neden oldu.

Rektörlüğümüzün diğer birimlerinin de Rektör Hocamızın talimatıyla bürokratik engelleri aşmada ciddi katkıları oldu.

Öğrencim Yaprak Sönmez

Bir projenin kâğıdın üzerinde atıl kalmasını önleyen insan faktörüdür. Görev ve sorumluluk vereceğiniz insanın niteliği de son derece önemlidir.

Ermenistan konusunu öğrencim Yaprak Sönmez gönüllü üzerine aldı. En dikkat çeken özelliği araştırmacı bir ruha sahip olması ve bilginin peşinden yorulmadan koşmasıdır.

Siz kendisine ulaşılması gereken bilginin örneğin 8.850[1] metre yüksekliğe sahip Everest Tepesi’nde olduğunu söyleyin, hiç üşenmez kış ortasında başlar tırmanmaya. Söz konusu bilgiye ulaşmadan da dönmez. Projede görev alan diğer 8 öğrencim gibi medeni cesareti üst seviyelerdedir.

Yaprak orta öğrenimi İstanbul’da yapmıştır. Ardından Akdeniz Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü’ne gelmiştir. Fransızca ve İngilizceye iyi derecede vakıftır; üniversite öğrenimi esnasında Erasmus çerçevesinde altı ay Fransa’da kalmış, aldığı bütün dersleri başarıyla vermiştir. Dünyadaki siyasi gelişmeleri yakından takip eder; analiz yapar.

Bir başka ifadeyle, Ermenistan’a araştırma için giden öğrencim İstanbul gibi bir metropolde yetişmiş, yurtdışı deneyimine sahip, iki Batı diline hâkimdir.

Başrol

Yukarıda da yazdım; kâğıt üzerindeki projeyi hayata geçiren insan faktörüdür. Projeye destek verenlerin etkisi, sayısı, katkıları, sorumlulukları bir yere kadardır. Ermenistan araştırma gezisinde de bu geçerlidir. Bu ülkede önemli bir saha çalışması yapılmasında amiyane tabirle başrolü öğrencim oynamıştır; ailesinden de gerekli desteği görmüştür.

Geziye Başlıyoruz

Öğrencimin ilk cümlesini sizinle paylaşmak istiyorum: “Annemi özleyeceğim en çok. Bu seferki başka demişti beni yolcularken…” Atak bir yapıya sahip olan Yaprak geziye Ermenistan’ın kendine has özellikleri nedeniyle biraz da ürkek başladı; belli etmemeye çalıştım; ancak ben de biraz gergindim. Annesi haklıydı; “bu sefer başkaydı.”

Bu başkalık yurtdışı gezisi için sağlık sigortalarını yapan acente yetkilisinin de dikkatinden kaçmamıştı. Gülerek de olsa “Ermenistan’a gidiyorsunuz, kapsamı biraz genişletelim. Sadece sağlık olmasın, her ihtimali düşünelim ve ona göre tedbir alalım ne olur ne olmaz…” demişti.

Erivan’a Varış

Havaalanından kalacağı eve götüren taksi şoförünün öğrencimden 19 dolar yerine 40 dolar alması bizi hiç rahatsız etmedi; İstanbul ya da başka kentlerimizde de buna benzer örnekler yaşanmakta idi.

Öğrencimin dikkatini çeken, Ermenistan’da insanlarla girdiği diyalogda âdeta havada asılı duran, tarifi yapılamayan bir gerginlik idi. Kime Türkiye’den geldiğini söylese, söz dönüp dolaşıp “soykırım” konusuna gelmekte idi. Ekonomisinin kısır döngü içinde olması, hâliyle başta ABD olmak üzere dış yardımlarla ayakta durabilmesi ve dışa kapalılığı, Ermenistan devleti ve halkının tek taraflı etkilenmesini kolaylaştırmakta; başta ABD olmak üzere Ermeni diasporasının etkileme araçlarını işlevselleştirmektedir. Öğrencim, sektör hâline getirilmiş, Ermenistan dışından yönlendirilmiş “soykırım”  meselesinin Erivan’daki halkın üzerinde bıraktığı etkiyi âdeta her adımda hissetti.

Aynı duyguları Erivan’da Zvartnots Havaalanı’nda ve 19 gün boyunca yanında kalacağı Ermeni oda arkadaşı Anuş ve onun ev sahibi Rus dili ve edebiyatı emekli öğretmeni olan Digin Arus ile diyaloglarında da hissetti.

Yukarıda kısaca dile getirilen nedensellik çerçevesine göre bunu da bir yerde doğal karşılamak gerekir.

       “Genç bir Türk kızını karşısında görmenin şaşkınlığını bana her bakışında gözlerinden okuyabiliyorum.”

Öğrencim bu cümleyi, Erivan’da Hemşin’in Sesi gazetesini çıkartan Sergey Vartanyan için kullansa da 19 gün boyunca karşısına çıktığı her yerli insanda aynı şaşkınlığı gördü.

Her ülkede olan bürokratik engelleri de anlayışla karşılar ve genel anlamda değerlendirecek olursak; öğrencime başta Ermeni akademisyenleri olmak üzere yardımcı olundu; kendisine zaman ayrıldı, emek verildi. Bunlardan bir tanesi de Sayın Vahram Ter-Matevosyan oldu. Çalıştığı yer “Ermenistan Ulusal Bilimler Akademisi”, unvanı Kıdemli Araştırma Görevlisi. Bu akademi önemli bir tink-tank kuruluşu ve Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı olarak çalışmaktadır.

Sayın Ter-Matevosyan, öğrencimin röportaj teklifini kabul etti; sorulan sorulara da içtenlikle cevap verdi. Örneğin Ermenistan’da Büyük Ermenistan hayalinin canlı olması, 4T Planı’yla ilgili düşünceleri ve ASALA ile ilgili yorumlarını da öğrencimle paylaştı.

Sayın Ter-Matevosyan, röportaj bittiğinde de öğrencime  “Hiçbir satırında soykırım kelimesini bulamazsın” vurgusunu yaptığı Kemalizm üzerine yazılmış kitapları, “derin devlet” kavramını işlemiş makaleleri hediye etti. Bu kitaplardan öğrencimin edindiği izlenim şu: “Ülkemi en az benim kadar biliyor belli.” Sayın Ter-Matevosyan’ın vedalaşmada kullandığı “İki halk arasında diyalog kurulmalı” cümlesinin önemli olduğunu vurgulamak istiyorum.

Bir başka Ermeni akademisyen ise Sergey Minasyan idi. Kafkasya Enstitüsü Politik Çalışmalar Bölümü Müdürü. Bu da Erivan’da önemli bir düşünce kuruluşu. Sayın Minasyan öğrencimi kapıda karşıladı; ilgi gösterdi ve o da sorulara kendi doğruları çerçevesinde cevap verdi. Örneğin 4T nedir diye sorulunca “Bilmiyorum” demesi, ASALA meselesinde ise “Evet, ASALA’yı terörist sayabiliriz” diye yorumlaması, “Ermenistan, Türkiye sınırlarını neden tanımıyor?” sorusuna “1921 Kars Anlaşması Ermenistan’la yapılmadı, bu tanımama çok doğal” demesi gibi.

Ayrıca Türkiye-Ermenistan ilişkileri hakkındaki şu yorumdaki mukayeseyi −“Yahudiler ve Almanlar yaptı, biz neden yapmayalım, ilişki kurduğumuzda Türkler de bize hak verecekler, bizim gibi düşünecekler”− bir tarafa koyarsak, cümle içindeki gizli diyalog isteğinin de altını çizmek istiyorum.

Öğrencim Türkiye’nin ve Ermenistan’ın önemli komşularından olan İran İslam Cumhuriyeti’nin Erivan’daki Büyükelçiliği’ni İran-Ermenistan-Azerbaycan ve Türkiye siyasi ilişkileri çerçevesinde röportaj yapmak için ziyaret etti. Öğrencimi “Hoşgele” diye karşılayan İran İslam Cumhuriyeti Erivan Büyükelçiliği 2. Sekreteri, Politik Departman Şefi Kamal Zarei de konumuza ve öğrencime ilgi gösterdi.

Röportajda, Azerbaycan-Ermenistan arasındaki Karabağ Savaşı, İran’ın nükleer silah edinme stratejisi gibi konular gündeme geldi. Sayın Zarei’nin Türkiye-İsrail ilişkileri konusunda dile getirdiği şu ifadesi −“Filistin’e gönderilen yardım gemisi Türkiye için müthiş bir adımdı”− Türk dış politikasının İran tarafından nasıl karşılandığına dair ilginç bir tespit oldu bizim için.

Sayın Zarei, röportajın sonunda öğrencime, “Herhangi bir sıkıntın olursa ara, burası senin de toprakların sayılır, güvende olmanı isterim” şeklinde desteğini belirtti. Bu desteğini de öğrencimi Erivan’da kaldığı sürece her gün telefonla arayarak gösterdi. Kendisine müteşekkiriz.

Öğrencim Erivan’daki araştırma gezisinin basın ayağını da Armenpress’i ziyaret ederek gerçekleştirdi. Armenpress’in Müdürü Sayın Hrayr Zoryan de Akdeniz Üniversitesi bünyesinde gerçekleşen projeye ilgi gösterdi; öğrencimle konuyla ilgili bir röportaj[2] gerçekleştirdi.

Ermenistan araştırma gezisinde soykırım konusunun en yoğun gündeme getirildiği görüşme Sayın Hayk Demoyan ile gerçekleştirdi. Kendisi Ermenistan Soykırım Müzesi ve Enstitüsü Müdürü’dür. Öğrencimin dikkatini çeken Sayın Demoyan’ın makam odasındaki masanın üzerindeki kitabın başlığı oldu: “Genoside Education Project for Teachers”. Çevirisi: “Öğretmenler için Soykırım Öğretim Projesi”.

Yaprak bu görüşmede değişik bir yöntem uyguladı ve “Size soru sormayacağım; söylemek istediklerinizi dinlemek istiyorum” dedi. Yaprak’ın ifadesine göre de pek keyifli geçmemiş görüşme. Sayın Demoyan âdeta kendisine verilen açık çeki değerlendirmek istercesine Türkiye’nin AB ile ilişkilerinden Türk dış politikasına kadar pek çok konuda, örneğin olası “Türkçülük” eğilimleri hakkındaki düşüncelerini dile getiriyor. Soykırım konusundaki ifadesi de hayli düşündürücü: “5 yıl sonra, 24 Nisan’da 100. yıl dolacak, amacımız bu 5 yıl içerisinde Birleşmiş Millet’lerden bir karar çıkarmak”.

Öğrencime o gün Soykırım Müzesi’nde gösterilen ve anlatılanlara –izninizle– burada değinmek istemiyorum; çünkü gösterilen ve anlatılanlar iki halk arasındaki diyaloğun oluşmasına katkı vermeyecektir; tersine mevcut iletişimsizliği besleyecek, derinleşmesine neden olabilecektir. Öğrencimin “Müzenin etkisini üzerimden atmak bir günüme mal oldu” ifadesi de bunu desteklemektedir.

Kitap projesi çalışmasının amaçlarından biri de araştırma yaptığımız ülke üniversiteleriyle Akdeniz Üniversitesi arasında akademik köprü kurmaktı. Bu şekilde akademisyen ve öğrencilerin ülkeler arasında yer değişimini sağlamaktı. Bu amaçla 2009’da Ermenistan’a gittim. Erivan Devlet Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Aram Simonyan ile konuyu görüştüm. Odasında sonradan ismini öğrendiğim Sayın Vahram Samuel Petrosyan da vardı. Kendisi Erivan Devlet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü sorumlusu ve Tarih Bölümü öğretim üyesi. Sayın Simonyan Almanca biliyordu; bu dilde iletişim sağladık. Kendisi çok kibar, hani deriz ya “İstanbul beyefendisi”, şahsıma ve proje amacına ilgi gösterdi. Ben, bu görüşme için randevu alamamış, görüşebiliriz ümidiyle Rektör Bey’in sekreterine müracaatta bulunmuştum. Sekreteri de yaklaşık 30 dakika sonra Ermenistan Devlet Başkanı Sayın Sarkisyan’ın Rektör Bey’i ziyaret edeceğini ve görüşmeyi mümkünse kısa tutmamı rica etmişti. Rektör Bey de görüşmemiz esnasında “Maalesef, fazla zamanım yok, Sayın Sarkisyan üniversitemize gelecek, başta iki ülke arasında protokol kurulması gibi konuları üniversite sekreterimizle konuşun” ricasında bulundu.

Denileni yaptım; görüşmenin kısa özeti şu olmuştur:  İki ülke arasında diplomatik ilişki olmaması böyle bir protokol çalışmasını zorlaştırmaktadır. Bunun üzerine Rektör Bey ile görüşmem sırasında odada bulunan Sayın Vahram Samuel Petrosyan ile uzun bir görüşme yaptım. Her ülke akademisyenlerinin görevinin evrensel değerlere sahip çıkmak olduğunu, bunun başında da ülke ve halklar arasında barışın sağlanmasının geldiğini, Ermenistan ve Türkiye arasındaki siyasi sorunlara rağmen biz akademisyenlerin aramızda akademik köprüler kurarak özellikle Türk ve Ermeni gençlerini bir araya getirebileceğimizi, akademisyenlerin her iki ülkede dersler verebileceğini vb. dile getirmeye çalıştım. Sayın Petrosyan, söylediklerimin hiçbirine karşı olmadığını, aksine desteklediğini, ancak iki ülke arasındaki siyasi gerginliğin diyalog ortamını zorlaştırdığını ifade etti.

Öğrencim Yaprak da benden bir yıl sonraki bu gezisinde Sayın Petrosyan’a bir nezaket ziyareti yaptı; proje çalışmalarında bizi çok heyecanlandıran, Akdeniz Üniversitesi ve araştırma yaptığımız ülke üniversiteleriyle akademik köprü kurma konusunu tekrar gündeme getirdi. Sayın Petrosyan da bilinen cevabı verdi. Aslında konunun muhatabı Erivan Rektörü’dür; kendisi Erivan dışında olduğu için görüşme gerçekleşemedi. Aksi olsaydı, belirtilen nedenlerden ötürü bize büyük bir ihtimalle yine aynı cevap verilecekti.

Üzücü elbette.

Yaprak’ın bir sonraki durağı Şarkıyat Araştırmaları Enstitüsü oldu.  Röportaj yaptığı yetkili Enstitü Başkanı Ruben Saftrasyan. Sayın Saftrasyan çok iyi Türkçe biliyordu. Kendisi 2009’da yapılan protokolün duraklama sürecine girmesinden Türkiye’yi sorumlu tutarak Türkiye’nin bu konuyu ABD ile ilişkilerinde değerlendirdiğini, Amerikan Kongresi’nde 1915 olaylarının soykırım olarak tanınmaması için bu protokol sürecini kullandığını öne sürdü. 

Sayın Saftrasyan da öğrencime ve projemize ilgi gösterip yardımcı oldu. Yaprak’ın ifadesine göre de keyifli bir sohbet olmuş.

Sayın Saftrasyan, Ermenistan Alman Üniversitesi’nde Senato Üyesi. Öğrencime bu üniversitenin rektöründen randevu aldı. Rektör Sayın Edvard Saroyan da benim gibi eğitimini Almanya’da tamamlamış.  Öğrencimi sıcak bir şekilde karşıladı. Yaprak, belirlediğimiz gibi benden bahsederek benim kendisiyle Antalya’dan, Akdeniz Üniversitesi’nden telefonla görüşmek istediğimi dile getirdi. Memnuniyetle kabul etti. Bu görüşme yaklaşık yarım saat sürdü. Kendisi bana yeni kurulan üniversitelerinde gerçekleştirmek istediği önemli projelerden bahsetti. Ortak akademik köprü kuralım teklifine de çok sıcak baktı. İki gün sonra da Akdeniz Üniversitesi ile kurmak istediği Akademik Ortaklık belgesini imzaladı.

Yaprak’ın girişimciliği sayesinde Akdeniz Üniversitesi’yle Ermenistan’daki Almanya gibi önemli bir ülkenin adını taşıyan bir üniversiteyle akademik köprü kurulmuş oldu.

Yaprak aynı girişimciliğini Erivan’daki Fransız Üniversitesi’nde de gösterdi. Eğitimini Fransa’da yapan Rektör Yardımcısı Arayik Navoyan ile iletişim Fransızca oldu. Yaprak Erasmus çerçevesinde Fransa’da 6 ay kaldığı ve çok iyi Fransızca bildiği için görüşmenin kurgusunu, içeriğini, Rektör Bey’i ikna stratejisini kendisi belirledi. Alman Üniversitesi’nde gösterdiği başarıyı burada da gösterdi ve gezi dönüşü de olsa Ermenistan Fransız Üniversitesi’nin Akdeniz Üniversitesi’yle akademik ortaklığa hazır olduğuna dair belge elimize geçti.

Yaprak’ın görüştüğü her Ermeni akademisyen istisnasız ilgi gösterdi, yardım etti. Sanırım hoca duygusallığı da burada ön plana çıktı. Karşınıza bir öğrenci çıkıyor ve “Öğrenmek istiyorum” diyor. Burada belki de hoca refleksi kendisini gösteriyor; ancak Ermeni misafirperverliğine de haksızlık etmemek gerekir.

Maalesef bir istisna çıktı. Aleksandr Safaryan Türkoloji Bölümü’nde öğretim üyesi. Öğrencimin kendisiyle kurduğu iletişimi –izninizle– bire bir yazılan makaleden almak istiyorum:

“Yanındaki akademisyenlerle konuşmakta. Aleksandr Safaryan’ı aradığımı söylüyorum, ‘Benim’ diyor istifini bozmadan. Önemli bir şahsiyet kendisi. Türkoloji Bölümü’nde öğretim üyesi. Türkçe konuşuyorum hemen, ‘Nasılsınız?’ diyorum. ‘İyiyim’ diyor soğuk bir tavırla. Uzatılamayacağını anlıyorum konunun ve hemen projeyi anlatıyorum kısaca. Kendisi ile Türkiye-Ermenistan ilişkileri hakkında görüşmek istediğimi belirtiyorum, aldığım yanıt bende soğuk duş etkisi yaratıyor. ‘Şu an çok yorgunum.’ ‘Peki, daha sonra gelsem, yarın ya da ertesi gün?’ ‘O zaman da yorgun olacağım.’ ”

Bu örnek, edindiğimiz olumlu izlenimi elbette unutturmayacaktır.

Öğrencimin Ermenistan’da yaşadıkları elbette bu kadar değildi; başta Ermenistan Ulusal Arşivleri ve diğer ülke büyükelçiliklerindeki olmak üzere edindiği tecrübeler; sokaktaki sade Ermenilerin soykırım konusundaki tavizsiz tutumları; bu konuda bırakın en masum eleştiriyi, sıradan bir tespite bile olan tahammülsüzlükleri göze batan diğer unsurlardı.

İki Anlamlı Davet

Öğrencim Ermenistan’da iki değerli insan tarafından akşam yemeğine davet edildi. Sıradan günlük yaşamın bir parçası da olsa, öğrencimin şahsında Türkiye ve bu ülkenin insanına verilen değer olarak algıladık bu davetleri.

Her iki insan da öğrencimi aile bireylerinin arasına aldı; hem kendileri hem de değerli eşleri çok özen gösterdi; Türkiye, Ermenistan ve İran’ın temsilcilerinin buluştuğu bu iki akşam yemeğinde oluşan insani köprü, eminim uzun süre unutulmayacaktır.

Sayın Ter-Matevosyan ile Kamal Zarei ve eşlerine bir kez daha teşekkür ve şükran duygularımızı iletmek isteriz.

USAG’daki ilk yazımda da ayrıntılarını verdiğim uluslararası katılımlı bu projemizde amiyane tabirle başrolü bu ülkenin gençleri oynadı. Onlara imkân verildiğinde neleri yapabileceklerini gösterdiler. Araştırma için Ermenistan’a da, Çin’e de gittiler.

İstisnasız bütün öğrencilerimin uluslararası proje çalışmalarına katkıları önemli olmuştur.

Başlangıçta öğrenci seçiminde işin kolayına kaçıp not ortalaması çok yüksek öğrencileri seçmedim; tersine, “Proje bu; çok meşakkatli, ince uzun bir bilimsel çalışma içine gireceğiz; isteyen düşsün peşime” dedim. Yola çıktığım 11 öğrenci arkadaşım arasında çok düşük ve çok yüksek not ortalaması olanlar vardı.

Bence önemli olan, üniversite ikinci sınıf seviyesine gelmiş öğrenciye hoca ciddi emek verdiği takdirde sonuç alıcı eserlerin ortaya çıkabileceğine inanmak ve bunun gereğini yapmaktı. Anahtar rol burada öğretim üyesinde ve onun çalışmasında. O yapması gerekeni yaparsa öğrenci hazır.

Biz öğretim üyelerinin - genelleme yapmak ne kadar yanlış da olsa - sürekli öne sürdüğü ezberci sistem, mali imkânsızlıklar, “Bizim öğrenciler disiplinli ve uzun soluklu çalışmayı beceremez, ancak Batıda bu tür çalışmalar olur” vb. gibi gerekçelerin bu proje çalışmasıyla hiç de geçerli olmadığı ortaya çıkmıştır.

Proje ekibi olarak bunu gösterebilmenin gururunu taşıyoruz.

Öğrencilerim

Bu proje çalışmasında Ermenistan’da Yaprak’ın gösterdiği araştırma becerisi, özveri ve sonuç alıcı girişimleri diğer öğrencilerim de gösterdiler:

Aslı Akyol (Tacikistan), Emel Özer (Kırgızistan), Emrah Kaya (İran İslam Cumhuriyeti), Huriye Yıldırım (Gürcistan), Merve Alpaslan (Kazakistan), Özlem Yılmaz (Azerbaycan), Seray Ekinci (Çin Halk Cumhuriyeti), Sevim Şeker (Rusya Federasyonu).

Tekrar vurgulamak isterim. Bu proje çalışmasında 3 kitap ortaya çıkardık; ana kitabımızda ulusal/uluslararası 17 hakem hoca görüşü yer aldı. Örneğin “Soykırım” konusunun geçtiği Ermenistan makalesine bir Ermeni akademisyen “yayımlanabilir” hakem raporunu verdi.

Akdeniz Üniversitesi’ne Teşekkür

Huzurlarınızda bu kapsamlı kitap projemize destek veren Akdeniz Üniversitesi Rektörlüğü’ne, –başta– Rektörümüz Sayın Prof. Dr. İsrafil Kurtcephe olmak üzere şükran duygularımızı iletiriz.

Özel Teşekkürler

Her 3 kitabımızda da yer alan iki kişiye; Edeltraud Kreitmair ve Aslı Akyol’a özel teşekkür etmek istedim.

Aslı, projemizde “Koordinatör” olarak görev aldı; Orta Asya’nın en zor ülkesi diye nitelendirdiğim Tacikistan’a gitti. Neden zordu? Bu ülkede akademik bir desteği son ana kadar bulamadık; çalışacak literatürümüz yeterli değildi. İç savaşın siyasi izleri hâlâ gözlemlenebiliyordu. Aslı, medeni cesaret örneğiyle bu ülkeye gitti; âdeta iğneyle kuyu kazarcasına güzel bir bilimsel makale ve bir gezi makalesi çıkardı.

Bunun yanında sevgili Aslı, proje ekibimizi mutlu eden 3 başarıya da imza attı:

1. Uluslararası ilişkiler bölümünü birincilikle bitirdi. 2. Aynı sene İİBF’de fakülte üçüncüsü oldu. 3. 2011’de Ege Üniversitesi’nde yüksek lisans sınavına girdi, 45 aday arasında birinci oldu.

3 kitabımızda da yer alan kısa teşekkür metnini burada paylaşıyorum:

“Ve Aslı Akyol“

Projemizde koordinatör olarak görev aldı. Yaklaşık iki sene boyunca bana ve arkadaşlarına ciddi destek verdi. Onun ekip ile benim aramda başarıyla uyguladığı köprü görevi olmasaydı birçok problemin altından kalkamazdım. Yaşından beklenmeyecek disiplinle, kâh yumuşak üslubuyla arkadaşlarına “yöneticilik” yaptı; kâh hocasının “Ne yapalım” diye çaresiz kaldığı durumlarda çözümler üretti.

Öğrencime teşekkür borçluyum.”

Son Cümleler

Bu proje çalışmasında en önemli desteği de öğrencilerimin ebeveynlerinden aldık; özellikle de annelerinden. Kolay değil, 20’li yaşların başındaki evlatlarını Kazakistan, Kırgızistan gibi pek de bilinmeyen ülkelere göndermek. 3 kitabımızı da bu minnet duygularımızdan ötürü annelerimize ithaf ettik.

Öğrenci arkadaşlarıma iki buçuk sene boyunca bana eşlik ettikleri için teşekkür etmek isterim. Kendileriyle gurur duyuyorum.

Yolları açık olsun.

Necati İyikan 

 


[1]  Yılmaz Sevgül, Antalya Geleneksel Tırmanış Rehberi, Antalya, 2012, s. 200.

Sevgül, Akdeniz Üniversitesi Beden Eğitimi Spor Yüksek Okulu öğretim görevlisidir, 23 Mayıs 2010’da Everest Tepesi’ne bizzat tırmanmıştır.

- Bu 8.850 metre bilinen yüksekliktir; ancak bunun yanlış olduğu, 2 metre fazla ölçüldüğüne dair bir bilgi de vardır. Bkz:  Hohn Lloyd – Hohn Mitchinson, Cahillikler Kitabı, Bilmediklerimiz ve Yanlış Bildiklerimiz, Çev: Cihan Aslı Filiz ve Emre Ergüven, 3. baskı, İstanbul, 2008, s. 4.

[2] Öğrencimle 22.11.2010 tarihinde gerçekleştirilen ve sitenin “Society” bölümünde yer alan röportaj şu link üzerinden okuyucuyla buluştu:  www.armenpress.am

 
  "Dengesizliğin Dengeleyici Gücü" Olabilmek...   2012-04-16
  "Türkiye'nin Normatif Değerler İle Realpolitik Arasında Sıkıştığı Alan Libya ve Suriye Örnekleri"   2012-04-17
  "Başlarken"...   2012-04-15 21:47:16
  "Türkiye İçin Yeni Bir Dış Politika Karar Verme Modeli Önerisi"   2012-04-17
  "İkinci Marmara Seferini Yeniden Düşünmek"   2012-04-17
  "Türk Dış Politikası ve Kamu Diplomasisi"   2012-04-17
  Arnavutluk’ta “Yeni Milliyetçilik” Rüzgarı   2012-04-21
  "Türk Dış Politikasının İşleyişi Üzerine Bir Değerlendirme"   2012-04-18 23:26:39
  "Küreselleşen Dünya’da, Devletlerin Daha Demokratik Dış Politika Karar Verme Sürecine İhtiyacı Vardır"   2012-04-17
  "Dış Politika Yaklaşımlarındaki Dönüşüm"   2012-04-20
 
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU