Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Konular / Afrika/ ABD’nin Afrika “Çıkarması”

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
  Eklenme Tarihi: 2012-08-21 12:03:45
ABD’nin Afrika “Çıkarması”

Barack Obama’nın ABD başkanı seçildiğinde Washington’ın Afrika politikasında değişiklik yaşanacağı kimi kesimlerce gündeme getirilmişti. Fakat başkanlık seçimlerin yaklaştığı bu dönemde ABD’nin söz konusu politikasında ciddi bir değişikliğin yaşandığını söylemek zordur. George W. Bush yönetiminde görüldüğü üzere Afrika politikasında daha çok güvenlikte işbirliği ve demokratik yönetime geçiş çağrısı öne çıkmaktadır. Gerek Obama’nın Haziran’da açıkladığı yeni Afrika stratejisi gerekse Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın Afrika ziyareti ilişkinin bu özelliğini bir kez daha göstermiştir.

ABD Dışişleri Bakanı Clinton, 31 Temmuz’da 11 günlük Afrika turuna çıktı. Senegal’den başladığı ziyaretlerine Kenya, Uganda, Güney Afrika, Gana, Malavi, Nijerya, Güney Sudan ve Benin ile devam etti. Haziran’da Obama da “Sahraaltı Afrikası’na Yönelik Strateji” başlığı altında Afrika ile ilişkilerin çerçevesini çizmişti. Bu yüzden Clinton’ın Afrika turu bu planın somut göstergesi olarak yorumlanabilir.

Obama, Afrika politikasında kıtanın kalkınmasının öneminin altı çizmiş, ayrıca güvenlik ve istikrarın sağlanması ile demokrasiye vurguda bulunmuştur. Fakat bu hedeflerin kalkınmayla aynı zamanda gerçekleşmesi gerektiğini de ifade ederek bir anlamda Çin’e gönderme yapmıştır. Yolsuzluğun kıtada devam ettiğine dikkat çekilmiş; kimi kamu kurum ve kuruluşlarının zayıf bir yapıya sahip olduğu hatırlatılarak Amerika’nın Afrika ile ilişkilerinde demokrasiye neden önem verdiğine açıklık getirilmiştir.

Bu çerçeveden bakıldığında demokratik yönetimin Clinton’ın ziyareti boyunca üzerinde durduğu ana temalardan biri olması normal karşılanmaktadır. Ev sahibi ülkelere; siyasette ve devlet yönetiminde şeffaflığın sağlanmasında, insan hakları ve demokrasinin yerleşmesinde ve rüşvetle mücadelede attıkları adımları arttırmalarını sıklıkla dile getirmiştir. Örneğin demokratik yönetimine geçiş çağrısını en fazla Senegal’de yapmış; son seçimlerin bu yöndeki başarısının göstergesi olduğunu savunmuştur. Mali ile kıyaslama yapan Clinton, ABD’nin ikili ilişkilerinde demokratik ve anayasal yönetimi önemli birer faktör olarak değerlendirdiğini göstermek istemiş; askerî darbenin gerçekleşmesi nedeniyle Mali’ye yapılan yardımın kesildiğini hatırlatmıştır.

Malavi’nin Clinton’ın duraklarından biri olarak seçilmesi de aslında ABD’nin kıta stratejisini göstermesi açısından önemlidir. Çünkü Clinton ülkede temaslarda bulunan ilk Amerikan dışişleri bakanıdır ve ülkenin demokratikleşme karnesi ABD ile olan ilişkisini değiştirmektedir. Malavi’ye yapılan ekonomik yardımlar eski lider Bingu wa Mutharika döneminde baskıcı yönetim uyguladığı gerekçesiyle askıya alınmıştı. Fakat yeni lider Joyce Banda’nın reformist politikaları sebebiyle 350 milyon dolarlık ekonomik yardımın yeniden başlatılacağı açıklanmıştır. Bu noktada Malavi ziyareti Amerikan ve Çin’in yaklaşımlarını kıyaslamak açısından önemlidir. Demokrasi ve insan hakları gibi prensiplere verilen “önem”; Çin’in Afrika ülkeleri ile ilişkilerinde kullandığı “önce ekonomi gelir” yaklaşımına bir eleştiri ve iki ülkenin yaklaşımları arasındaki farkı gözler önüne serme amacı olarak değerlendirilebilir.

Clinton’ın bir diğer durağı olan Uganda’da da demokrasinin ve güvenlikte işbirliğinin altı çizilmiştir. Uganda lideri Yoweri Musevini 1986’dan beri yönetimdedir. Ayrıca demokratik bir yönetim anlayışına sahip olmadığı için Washington yönetiminde kimi isimlerce eleştirilmektedir. Fakat başta Somali olmak üzere kıtada ABD ile ortak çıkarları olması ve işbirliği içerisinde bulunması nedeniyle Uganda’nın demokrasi karnesi masaya yatırılmamaktadır.

Clinton’ın Nijerya temaslarında ise terörle mücadelede ve güvenlik alanlarında işbirliği konuları üzerinde durulmuştur. Özellikle Boko Haram örgütü ile mücadelede Clinton, işbirliğinin arttırılması gerektiğini ifade etmiştir. Yönetimin reform girişimlerini ve yolsuzlukla mücadele çalışmalarını desteklediği de ifade edilmiştir.

Öte yandan ekonomik ilişkilerinin önemine dair mesajlar da verilmiştir. Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ABD’nin en büyük üçüncü ticari ortağı ve kıta bazında ise en büyük ticaret ortağı olmasından ötürü Johannesburg temaslarında iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler değerlendirilmiştir.

Clinton’ın Kenya ziyaretinde de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına dair mesajlar öne çıkmıştır. Mart 2013’de gerçekleşecek olan devlet başkanlığı ve parlamento seçimleri üzerinde durulmuştur. 4 Ağustos’ta devlet başkanı Miwai Kibaki ile ve sonrasında başbakan Raila Odinga ile bir araya gelmiştir. Temaslarında açık, şeffaf ve adil seçimlerin düzenlenmesine vurgu yapan Clinton, ABD’nin bu konuda her türlü desteği vereceğini söylemiştir.

Kenya çok partili sisteme geçtikten sonra düzenlenen her seçimde (1992, 1997, 2002) şiddet olayları yaşanmıştı. Yine de hiçbiri 2007 seçimleri kadar trajik olmamıştı. 27 Aralık 2007’de gerçekleşen devlet başkanlığı seçimlerinin sonuçlarının açıklanmasının hemen ardından şiddet olayları patlak vermişti. 2002’den beri görevde olan devlet başkanı Kibaki seçimi kendisinin kazandığını savunmuş muhalif Turuncu Demokrasi Hareketi’nin lideri ve devlet başkanı adayı Odinga ise usulsüzlük yapıldığını öne sürerek Kibaki’nin başkanlığını tanımamıştı. İki liderin açıklamaları ve farklı kabilelerden gelmeleri gerginliğin tabana inmesine ve şiddet olaylarının çıkmasına neden olmuştu. Kenya yönetiminin ve toplumun yapısı da gerginliğin şiddete dönüşmesini kolaylaştırmaktadır. Zaten sömürge dönemi yapısından kaynaklı olarak kabileler arasında refah ve gelişme açısından büyük farklar bulunmaktadır. Bağımsızlığın kazanılmasından sonra bu farklılık iyice açılmıştır. Kenya’nın ilk devlet başkanı Daniel Arap Moi, iktidarında kendi kabilesinden isimlere önemli yetki ve görev vererek yönetimindeki ağırlığını arttırmıştı. 2002’de seçimiyle göreve gelen Kibaki de aynı politikayı izlemiş; kadrolaşma iddiaları hız kazanarak ülkede ayrımcılık artmıştır

Kenya’da yaşanan şiddet sarmalından sonra ise hükümetin kurulma süreci zor ve yavaş ilerlemişti. Odinga ve Kibaki, Kofi Annan gibi önemli isimlerin devreye girmesiyle koalisyon hükümetini ancak kurabilmiş; Kibaki devlet başkanı olurken Odinga için de başbakanlık kurumu yaratılmıştı. Bugüne kadar gelen dönem sancılı ve yavaş geçse de önemli adımlar atılmıştır. Hazırlama çalışmaları yavaş sürse de yeni anayasa Ağustos 2010’da kabul edilmiştir. Bu yeni anayasa ile büyük tartışmalara ve gerginliklere yol açan sorunların ortadan kalkması hedeflenmektedir. Örneğin devlet başkanının yetkileri kısıtlanmış; başbakanlık fiilen ortadan kaldırılmıştır. Senato kurularak parlamento iki kanatlı hale getirilmiştir. Toprak komisyonu da kurularak ülkede farklı kabileler arasında büyük anlaşmazlıklara yol açan toprak sorununun çözülmesi amaçlanmaktadır.

Kenya’nın Somalili İslamcı militanların saldırılarına maruz kalması da Clinton’ın Nairobi temaslarını önemli kılmaktadır. El-Kaide bağlantılı El-Şabab örgütü Somali’nin yanı sıra Kenya’da da saldırı düzenlemekte ve zaman zaman Kenya silahlı kuvvetleri ile çatışmalar yaşanmaktadır. Bu doğrultuda yapılan görüşmelerde Somali’de ve Afrika Boynuzu’nda istikrarın ve güvenliğin sağlanmasına yönelik Kenya’nın faaliyetleri ele alınmıştır. Ayrıca Somali Devlet Başkanı Şeyh Ahmed ile görüşmüş ve bölgedeki istikrarsızlığı giderme çalışmaları hakkında bilgi almıştır. Clinton, Somali geçici hükümetinin temsilcileriyle de bir araya gelmiştir. 20 Ağustos’ta hükümetin görev süresinin dolacak olması Somali’de istikrarın sağlanmasında atılan adımların değerlendirilmesi ve eksikliklerin masaya yatırılması açısından bu görüşme önemlidir.

Clinton’ın Güney Sudan’da da temaslarda bulunarak Juba yönetimine olan desteğini göstermek istemiştir. Güney Sudan’ı ziyaret eden en üst düzey ABD’li yetkili olan Clinton, 3 Ağustos’ta Güney Sudan lideri Salva Kiir ile bir araya gelmiştir. Clinton’ın ziyareti Hartum ve Juba yönetimleri arasında petrol gelirlerinin paylaşılmasına ve Güney Sudan’ın Kuzey üzerinden petrolünü ihraç etmesine yönelik antlaşmanın imzalandığı döneme denk gelmiştir. Bu yüzden Clinton Juba’ya komşusu ile olan anlaşmazlıklarını çözmesi çağrısında bulunmuştur. Juba yönetimi ise sadece kendilerine uluslararası kesimden baskı yapıldığını savunarak diğer sorunların mevcudiyetine rağmen sırf kendi çıkarları için uluslararası kesimin petrol sorununun bir an evvel çözülmesi baskısı yaptığını ifade etmiştir. Açıklamanın Clinton’ın ziyaretine denk gelmesi ABD’nin Güney Sudan’a antlaşmanın imzalanması için baskı yaptığı yorumlarına neden olmuştur.

Güney Sudan’ın ayrılmasıyla petrol rezervi kaybeden Sudan’a Juba yönetiminin milyonlarca dolar ödeme yapmasının antlaşmanın maddelerinden biri olduğu ifade edilmektedir. Juba’nın Hartum’a petrol rezervleri kaybından ötürü 3 milyar dolar ödemeyi teklif ettiği de belirtilmektedir. Ayrıca Güney Sudan, petrolünü Kuzey’e taşıması için varil başına 9 dolardan fazla bir rakamı Hartum yönetimine ödeyecektir.

İki komşunun anlaşabilmesi yine zor bir süreç sonunda gerçekleşebilmiştir. Çünkü taraflar farklı konularda yine farklı isteklerde bulunmuş ve farklı tezler öne sürmüştür. Örneğin Hartum yönetimi petrol antlaşmasından ziyade ilk önce sınır sorununun halledilmesi gerektiğini savunmuştur. Petrol antlaşmasının uygulanmasının sınırlar üzerinde antlaşma sağlanmasına bağlı olduğu ifade edilmektedir. Uygulanmada koşul aranması sürecin yine çetrefilli geçeceğini göstermektedir.

Genel olarak Clinton’ın temaslarında demokratik yönetimin ABD-Afrika ilişkilerdeki yerinin altı çizilmiştir. Kıtanın ekonomik yönden geliştiğini ve vatandaşların daha bilinçli olduğunu belirten Clinton, bu nedenle demokrasiye geçişin önemli olduğunu kaydetmiştir. Uganda örneği ise ABD’nin bu politikalarının tartışmalı olduğunu göstermektedir. Çünkü demokrasi söylemine rağmen Washington yönetimi, diğer ülkelere yaptığının aksine Uganda’yı sert bir şekilde eleştirmemektedir. Çünkü Amerikan birliklerinin bulunduğu Uganda ile güvenlik işbirliğine önem vermektedir. Afrika üzerinde ABD-Çin rekabeti nedeniyle Pekin yönetimine yapılan gönderme de Clinton’ın ziyaretinin bir diğer öne çıkan gelişmesi olmuştur. Çin, Afrika’ya verdiği kredisini 20 milyar Amerikan dolarına çıkararak rekabeti arttırmıştır. 

 

Ceren Gürseler

 
  "Dengesizliğin Dengeleyici Gücü" Olabilmek...   2012-04-16
  "Türkiye'nin Normatif Değerler İle Realpolitik Arasında Sıkıştığı Alan Libya ve Suriye Örnekleri"   2012-04-17
  "Başlarken"...   2012-04-15 21:47:16
  "Türkiye İçin Yeni Bir Dış Politika Karar Verme Modeli Önerisi"   2012-04-17
  "İkinci Marmara Seferini Yeniden Düşünmek"   2012-04-17
  "Türk Dış Politikası ve Kamu Diplomasisi"   2012-04-17
  Arnavutluk’ta “Yeni Milliyetçilik” Rüzgarı   2012-04-21
  "Türk Dış Politikasının İşleyişi Üzerine Bir Değerlendirme"   2012-04-18 23:26:39
  "Küreselleşen Dünya’da, Devletlerin Daha Demokratik Dış Politika Karar Verme Sürecine İhtiyacı Vardır"   2012-04-17
  "Dış Politika Yaklaşımlarındaki Dönüşüm"   2012-04-20
 
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU