Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Analizler / Amerika/ Türkiye-Latin Amerika ya da Ötekiler Birliği…

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
  Eklenme Tarihi: 2016-02-04 15:54:26
Türkiye-Latin Amerika ya da Ötekiler Birliği…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 31 Ocak-4 Şubat tarihleri arasında Latin Amerika ülkelerinden Şili, Peru ve Ekvator’a gerçekleştirdiği ziyarette bugün son gün. En azından Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi’nden yapılan açıklamaya göre böyle. Burada birçok kimsenin kafasına takılan soru muhtemelen bunca gündem arasında Sayın Cumhurbaşkanı’nın niçin böyle bir ziyareti gerekli gördüğü ve dolayısıyla bu ziyaretin zamanlamasının ne anlama geldiği yönünde.

Latin Amerika “nire”, Türkiye “nire” ise, hiç kuşkusuz bu merakın en önemli çıkış noktalarından birini oluşturuyor. Zaten sorunun cevabı da bu merakta gizli. (Gerçi, küreselleşme sürecinin uzak mesafeleri yakınlaştırdığı bir dönemde bu soru ne kadar anlamlı olur, bu da başka bir mevzu.)

O zaman ortaya çok daha farklı bir durum çıkıyor. Bu da bizleri Türkiye’nin jeopolitik ufku ve bu bağlamdaki arayışları noktasına götürüyor ki, zaten Ankara’nın Latin Amerika ilgisinin altında da bu yatıyor.

AB sağ olsun(!)…

Türkiye’nin Latin Amerika politikasında dönüm noktasını Avrupa Birliği (AB) oluşturuyor. Burada yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermemek açısından hemen bir parantez açalım. Türkiye Latin Amerika’ya AB’nin yönlendirmesi ya da daha başka telkin-projelerle bir giriş yapmış değil. Bilakis, AB özelinde Batı ile yaşadığı sıkıntılar dolayısıyla dış politikasında ortaya koyduğu çok yönlülük çerçevesinde bir başlangıç yapmış durumda.

1997’de, Lüksemburg Zirvesi’nde AB bize “kapıyı gösterince”, biz de o zaman buna iki önemli açılım ile cevap verdik: Birincisi Afrika, diğeri ise Latin Amerika. 1998 yılında “Latin Amerika Karayipler Eylem Planı” bu yeni sürecin çerçevesi hem de itici gücü olarak ön plana çıktı. Dolayısıyla, mevcut hükümet öncesi devletin aldığı bir karar ve uygulama söz konusu. AK Parti Hükümeti ise, 2006 yılında Latin Amerika’ya Açılım Politikasını gözden geçirmiş, aynı doğrultuda hazırlanan “Latin Amerika Eylem Planı 2006” uygulamaya konmuştur. 2006’nın “Latin Amerika Yılı” ilan edilmesiyle de birlikte süreç bir ivme kazanmıştır.

Nitekim Dışişleri Bakanlığı’nın resmi sitesinde de yer aldığı üzere, “yürütülen bütün bu girişimler sonucunda, bölge ülkeleriyle Türkiye arasında 1999 yılında 827 milyon dolar seviyesinde olan dış ticaret hacmi, 2006 yılının ilk on ayı verilerine göre yaklaşık 2,2 milyar dolara ulaşmıştır.”. Bu rakamın 10 yıl sonra 8 milyar doların üzerine çıktığı görülmektedir. 2023 hedefi ise 20 milyar dolar olarak açılmıştır.

El Turco’lar Kıtası

İlişkilerin kat ettiği mesafeyi sadece iktisadi-ticari boyut ile izah etmek elbette doğru olmaz. Siyaset-güvenlik ve kültürel boyutu da göz ardı etmemek gerekiyor. Özellikle de kültürel boyut çok önemli.

Aslında kıtadakiler bize çok yabancı değil. Osmanlı’nın son döneminde bu kıtaya göç eden çok sayıda Osmanlı vatandaşı söz konusu. Bunların başında da Araplar ve Ermeniler geliyor. Buradaki ülkelerde yaşayan Filistinli sayısı hiç de azımsanacak bir oranda değil. Eski Osmanlı vatandaşlarına verilen genel ad ise “El Turco”. Dolayısıyla bir alt yapımız zaten var.

Her ne kadar buradaki Ermeni diasporasının bir kısmı Türkiye aleyhine faaliyetlerde bulunmuş olsa da, bunlar bırakın ikili-bölgesel ilişkileri engelleyebilmeyi, bizzat Türkiye’ye olan ilgiyi arttırmış vaziyette. Son dönemde Türkçeye ve Türkiye’ye artan ilginin temelinde, Latin Amerika’nın bizleri Ermeniler üzerinden okumayı bırakıp, bire bir bizi tanımak istemelerinden kaynaklanıyor.

Zaten Türkiye’nin bölgeye yönelik artan ilgisinin nedenlerinden biri de buydu. “Sözde soykırım”, Türkiye’yi “ilgisiz” kaldığı coğrafyalar ve halklar ile daha yakın ilişki kurmaya sevk etmiş durumda. Bu da, bu krizin bize sağladığı dolaylı bir fırsat/katkı olarak da bu yönüyle değerlendirilebilir.

Latin Amerika Mesajı…

Latin Amerika’dan verilen terör mesajı oldukça önemliydi. İslam’ı ve Türkiye’yi terörle özdeşleştirmek isteyenlere verilecek mesajın en anlamlı adreslerinden biri, kuşkusuz bu kıta idi ve öyle de oldu.

Latin Amerika’yı bir dönem Teksas’a çevirenlerin şimdi de Ortadoğu ağırlıklı olmak üzere, İslam coğrafyasında aynı senaryoyu uygulamaya koydukları ve bu kapsamda terör örgütlerine destek verdikleri çok net bir şekilde ifade edildi. “İslam dini, terör dini değildir” vurgusu da hiç kuşkusuz oldukça önemliydi. Bu vurgu, aynı zamanda, önümüzdeki süreçte radikal gruplar tarafından Latin Amerika üzerinde oynanması hedeflenen bir takım oyunlara karşı ön alıcı olması itibarıyla da dikkat çekiciydi.

“Ötekiler İttifakı”…

Huntington’un yaptığı en önemli hizmet(!), belki de “ötekiler”in gözünü açmak oldu. Dünyayı Batı ve “diğerleri” olarak tasnif eden bu yaklaşım, anti-emperyalist yaklaşımları ile ön plana çıkan Latin Amerika’yı kendi içinde yeni bir milliyetçi dalgaya itti. Dolayısıyla, bugünkü Latin Amerika’nın çıkışının temelinde bu ABD/Batı karşıtlığı önemli bir yere sahiptir.

Ne de olsa bu coğrafya yaklaşık olarak 200 yıldır Monroe Doktrin’in bedelini ödüyor ve bundan kurtulmak için halen bir mücadele veriyor. Meksikalı siyasetçilerden birinin “Ah zavallı Meksika, Tanrı’ya ne kadar uzak, ABD’ye ne kadar yakınsın” sözü, aslında birçok şeyi ortaya koyuyor.

Dolayısıyla, ABD’nin yakın çevresinin bir parçası olmak, hiç de kolay değil. Ne yazık ki, Türkiye de ABD’nin “yakın çevresi”nde yer alıyor. Bundan dolayı bu ziyaret ve işbirliği arayışlarına “muzdarip yakın çevrelerin işbirliği” adı da verilebilir. Bu işbirliği kendisini BM’nin yeniden yapılandırılma sürecinde daha etkili bir şekilde göstereceğe benziyor. Ve anlaşıldığı kadarıyla,  Türkiye yeniden inşa edilen dünyada “uzaktaki yakın çevreler” anlayışını dış politikasının temel önceliklerinden biri haline getiren devletler kervanına katılmış durumda…

Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL

USGAM Başkanı

 
  "Amerika'nın Büyük Stratejisi Olarak Demokrasi "   2012-03-19
  "Barack Obama ve Müslüman Açılımı"   2012-03-23
  "Dünyadaki Amerikan Karşıtlığı Üzerine Bir Değerlendirme"   2012-03-23
  "ABD-İsrail Anlaşmazlığı: Obama İsrail'e Geçit Vermemeli"   18.11.2009
  "ABD'deki Mini Seçimin Sonuçları Üzerine Bir Değerlendirme"   04.11.2009
  "ABD Küresel Hegemonyasını Ne Kadar Sürdürebilir"   2012-03-24 15:06:16
  "ABD'nin Güvenlik Anlayışı Üzerine Genel Bir Değerlendirme"   04.11.2009
  "Amerikan Dış Politika Anlayışının Teorik Arka Planı: ABD’li Teorisyenlerin Yanlışı"   04.12.2009
  "Amerikan Dış Politikası’nda Güvenlik Çalışmalarının Yeri"   04.12.2009
  "G-20 Zirvesi ve ABD Açısından Önemi"   25.09.2009
 
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU