Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Analizler / / Sözde Soykırım'ın Yeni Hedefi: 2023

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
  Eklenme Tarihi: 2015-04-23
Sözde Soykırım'ın Yeni Hedefi: 2023

Papa ve Avrupa Parlamentosu ile zirve yapan açıklamalar ve bir takım tepkiler günler öncesinden başlasa da, sonuçta yüzüncü 24 Nisan’a sayılı saatler kaldı. Bir takım değerlendirmelere göre, Ermeniler açısından “dağ fare doğurdu”, “ucuz yırttık” ya da “iyi savunma yaptık, onlar daha fazla bir şey yapamadı, sonuçta içine düştükleri durumdan Kim Kardashian ve kız kardeşleri gibi hatunlarla magazin sayfaları üzerinden kurtarmaya çalıştılar.”

Aslına bakarsanız bunların hepsinde bir doğruluk payı var. Ermeniler, daha doğrusu ağırlıklı olarak Ermeni diasporasının yürüttüğü onca hazırlık faaliyetlerine rağmen sözde soykırım noktasında çok daha fazla bir şey yapabilmeleri zaten mümkün değildi.

Çünkü yargısız infaz girişimi tarihi ve hukuki temellerden yoksun olduğu için daha fazla ileri gidemediler. Parlamentolarca alınan kararlar ise tamamen siyasi ve parlamentolar mahkeme değil. Dolayısıyla da bağlayıcı bir yönü yok.

ABD “soykırım” diyemez!

Nitekim 2008’deki başkanlık kampanyası sırasında “Başkan olarak soykırımı tanıyacağım” diyen ve bu şekilde Ermeni lobisinden-diasporasından destek alma yoluna giden ABD Başkanı Obama da bundan dolayı soykırım “diyemiyor”. Bakınız, “demiyor” diye yazmıyorum, “diyemiyor” diye vurguyu bu kelimeye yapıyorum. Bunun bir kaç nedeni var.

Her şeyden önce ABD’nin kendisi de gerçeği biliyor ve bu iddiaları destekleyecek bilgi ve belgeye sahip değiller. İkincisi, eğer 1948 öncesini sorgulamaya başlarlarsa bunun 20. yüzyılın başı ile sınırlı kalmayacağının farkındalar. Bir diğer ifadeyle, uzun vadede de olsa ucunun başta kendileri olmak üzere, Batı’ya dokunacağı pandoranın kutusunu açacaklar. Bunu istemezler.

Üçüncüsü, attıkları taş, ürküttükleri kurbağalara değmeyecek. Bir tarafta Ermenistan gibi Rusya’nın uydusu bir devlet, diğer tarafta ise Türkiye gibi bir oyuncu. Dördüncüsü ise, ABD sonuçta bir devlet geleneğine sahip ve başkan da olsa, kişilere göre politika geliştirmez. Koltuğa oturan kendi kafasına göre değil, sistemin çıkarlarına göre hareket eder.

Çünkü hedefi bunu “başkalarına” söyletmek!

Daha da önemlisi, zaten ABD bunu yapmayacağını yıllar öncesinden açıkladı ve meseleyi kamuoyları üzerinden halletmeye yönelik yeni bir stratejiyle kurcalamaya-sonuç almaya çalışacaklarını, zira mevcut yöntemin “içerideki dostları” ile de aralarının bozulmasına yol açtığını söylediler.

Kendileri açısından oldukça yerinde bir karar. Hem Türkiye ile doğrudan doğruya “papaz olmuyorlar” ve böylece Türk kamuoyunda Amerikan karşıtlığının artmasına yol açmıyorlar, hem de Türkiye’ye yönelik baskıyı dışarıdan içeriye doğru taşımış oluyorlar ki, bu oldukça önemli bir husus.

Şu an meselenin ülke içerisinde sınırlı da olsa karşılık bulması ve özellikle de bu kesimlere yeni müttefikler sağlanma gayretleri fazlasıyla dikkat çekmeye başlamış durumda. Bu husus, Sevr’in yeniden diriltilmeye çalışılmasıyla eşdeğer. Söylemedikleri bir şey ise, Türkiye’ye karşı ellerinde bundan daha iyi bir şantaj aracının olmaması.

Ermeniler bir kez daha kullanılıyor!

Esası itibarıyla, Şark Meselesi’nin 20. yüzyıldan bu yana Türkiye’ye karşı kullandıkları bu aracın hemen ömrünü tamamlamasını istemezler. Aksi takdirde, Türk dış politikasını ipotek altına alma girişimleri sona erecek ve böylece Türkiye’nin başta Rusya ve Çin ile olmak üzere yeni işbirlikleri-ittifaklarının önünü de açmış olacaklardır.

O yüzden emperyalist güçler, şimdilik ikinci bir 100 yıla bırakmış görünüyorlar. Dolayısıyla, 1915 Tehcirinin yüzüncü yıldönümünde Ermenilerin siyasal olarak yüksek ses getirecek girişimlerde bulunmamış olmaları sorunun kapandığı anlamına gelmiyor. 2023’e giden süreçte Türkiye bu sorunla karşılaşmaya devam edecektir.

Fakat diğer taraftan, Türkiye’nin strateji eksikliği ulusal düzeyde artan soykırım yanlısı görüşlerin bir koz olarak kullanılmasına neden olmaya devam etmektedir. Daha da ötesi, eğer Türkiye etkili bir strateji geliştiremez ise, içeriden çok daha güçlü bir dalga ile karşı karşıya kalabilir. Bu husus üzerinde yazmaya devam edeceğiz…

Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol 

USGAM Başkanı

 
 
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU